We Are Scientists Single Tarihini Açıkladı




We Are Scientists çıkartacakları geri dönüş single'nın tarihini 5 Nisan olarak belirlediklerini açıkladı.

Çıkartacakları şarkının adı "Barbara" ve Haziran ayında çıkartacakları yeni albümleri "Rules"tan yayımlayacakları ilk şarkı olacak.

Keith Murray ve Chris Cain, Razorlight grubunun davulcusu Andy Burrows'u albüm için aralarına kattılar. Bu konu hakkında NME.com'a konuşan Cain: "Bizimle anlaşabilecek ve aynı zamanda kayda iyi bir enerji verebilecek bir davulcu arıyorduk" dedi.
Read more

Edwyn Collins Felçten Döndü


Edwyn Collins geri döndü.

Orange Juice efsanesinin Edwyn Collins'i 2005'te geçirdiği felç rahatsızlığından beri ilk şarkısını yayımladı.

Sanatçı yazdığı "I'm Feeling Lucky" şarkısını birlikte yakında çıkartacağı "MAVIS" albümünde söylemekte ve şarkının ilham kaynağı soul şarkıcısı Mavis Staples. Albüm Ashley Beedle ve Darren Moore yapımcılığında 22 Şubat'ta çıkacak.
Read more

Top 10: Boards Of Canada



2000'lerin başlarındaki terminoloji ile konuşmak gerekirse; "İnternet sörfçüleri"nin dikkatini çekmek için, İskoç "Boards of Canada" grubundan bahsetmek şart. İnternete çevirmeli ağdan bağlanılan yıllarda; haber bültenleri bu siber alemden bahsederken, belgesel kıvamı alıyorlardı. Çeviri haberciliğinin bir sonucu olarak; ülkemizde bırakın federasyonu, uygulama alanı bile çoğu şehrimizde bulunmayan sörf bir benzetme öğesine dönüştü. Bu yadsımaya rağmen vaktinin çoğunu internette geçiren insanları; "Boards of Canada" grubundan bahseden bir yazıda nitelemek için, sörfçüden daha iyi bir tabir olamaz.

Elektronik müziğin eksik kaldığı düşünülen yanlarından bir tanesi; günlük hayatta dinlerken fon müziği olmak yerine, günlük yaşantıyı bir fon müziği haline getirecek kadar kuvvetli olmasıdır.
"Boards of Canada" bu eleştiriye karşılık verilecek en iyi istisna. Karşınızda akıllı dans müziğinin medâr-ı iftiharı: Boards Of Canada.

Boards of Canada - An Eagle In Your Mind



Boards of Canada - Twoism Sunset


Boards of Canada - Telephasic Workshop


Boards of Canada - Amo Bishop Roden


Boards of Canada - Music Is Math


Boards Of Canada - Peacock Tail


Boards of Canada - Happy Cycling



Boards of Canada - Turquoise Hexagon Sun


Boards of Canada - Sherbet Head


Boards of Canada - Macquarie Ridge

Read more

Seslerin Getirdiği: Değişik Bir



Nereye gidiyoruz, diye soruyorum. “Bilmem” diyor. Paramız varsa bi şeyler içebiliriz aslında, sıkıntı bastı beni içerde, diyorum. “Var ama çok da yok ya” diyor. Ben de baya yorgunum aslında ama bir bira falan daha içsek geçer içimdeki sıkıntı, diyorum. Sonra “tekel büfesi + sokak arası” formülünü öneriyorum. Kabul ediyor. Birkaç adım sonra karşımızda ufak, pis ama karanlıkta insana bir şekilde güven de veren bir büfeye rastlıyoruz. Yol paramızı ayırıyoruz, belki karnımız acıkır diye biraz daha ayırıyoruz, sonra kalanın bir kısmını da harcamak istemeyip ayırıyoruz ve geceye keyifli bir nokta koyacak birer bira alıp oturuyoruz insanlardan uzak bir köşe başına.

“Köşe başlarında içki içmek, insanda büyük bir özgürlük yanılsaması yaratıyor, de mi gençler?” diyor birisi. Ben bir an kalkıp uzaklaşma refleksi göstersem de gelenin yazar gibi adam olduğunu görüyorum. Hayatımda en çok kullandığım cevabı veriyorum: Olabilir. O da elinde bizimkinin aynısı birasıyla oturuyor. “İnsan özgür olmadığını fark ettiğinde, içinde bunun sıkıntısını yaşadığında çeşitli tanımlamalara giriyor. Çevresindeki topluluk durumlarını karşılaştırıyor, içlerinde kısa süreli geziniyor. Zamanla her birinin benzer özellikleri belirginleşiyor, bakışın tarafsızlaşıyor ve kalıpları hissediyorsun.” Neden bizimle böyle bir sohbete giriştiğini çözemiyorum ama bizi bir şekilde anladığını görüyorum. “Tek kurtuluşu görüyorsun…” diyor. Sonra üçümüz bir ağızdan “Yaratmak” diyoruz.


“İşte, sizinle bu yüzden konuşmak istedim. Ben bunun da çözüm olmadığını fark ettiğim zaman çok geç olmuştu. Siz şimdi fark etmenin eşiğinde gözüküyorsunuz” diyor. Ufak bir kafe sohbetinden neler anladığına şaşırıyorum, nedense sesi de çok tanıdık geliyor. “Özgür olmak için tüm insanlardan uzaklaşıp, insanların söylediklerine kulaklarını tıkayıp, kendi ufak dünyanızı yaratabileceğinizi düşündünüz” diyor. Biramdan büyükçe bir yudum alıyorum. “Fakat gerçekliğin insan beyninde var olması durumu… Her şeyi mahveden bu işte. Sen kendi zihninde neler yarattığını, neler hissettiğini, nereye ulaştığını düşünürsen düşün; diğer insanların belleğinde olmadığın sürece hiçbir yerdesin.”




Sessizce dinliyoruz Özgür’le. Bizimle, bizim cümlelerimizi kullanarak sohbet eden bu adama şaşkın şaşkın bakıyoruz. “Sanırım şimdi de popüler kültüre gireceksin” diyor Özgür. Gülümsüyor adam. “Doğru” diyor. "Siz popüler kültürün aynılaşmış ve hayatın üretim yerine tüketim kısmında kalan insanlar yarattığını düşünseniz de; popüler kültür zamanla kendini entelektüel birikime dönüştürür. Kendi topluluklarını yaratır. Hatta bakarsın basit popüler kültür öğesi dediğin şeyler birer klasiğe dönüşmüş." Kafa sallıyoruz geçmeyen şaşkınlığımızla. “Sense hayran olmanın, yaratılanın etkisine girmenin insanı bir yere getirmeyeceğini, önemli olanın ondan başka şeyler yaratmak olduğunu düşünürsün. Elinde kimseyi umursamadan yarattığın, kendince seçkin kültür dünyanla insanların arasında yapayalnız, hatta dostsuz, hatta yitik kalırsın. Bu seni istediğin gibi diğerlerinden ayrı, farklı kılar ama asla mutlu etmez. ‘Aykırı’ etiketi altında birbirinin kopyasına dönüşen insanlar bile senden kat kat mutludur tüm çelişkileri içinde. Seninse her anın bu mutluluğa bakmakla geçer, ama artık oraya karışamayacak kadar değişmişsindir, gecikmişsindir.”


Gözü hafifçe doluyor. “Konuştum konuştum kurudu ağzım” diyip dikiyor birayı ağzına. Peki, sen kimsin, diyorum hafif çekinerek. Kutuyu indirip, kısık gözlerle, “Ben yayınlanmamış üç kitabım, ben yalnız bir mutsuzluğum, ben bir şeye yaramayan bir kültür dünyasıyım” diyor. Sonra birden dönüp “Neden yazarım demedim sizce?” diyor. Ben böyle cevabı belli olan ve doğru cevaplanamayacak sorulardan nefret ettiğim için susuyorum, Özgür çaresizce “Yayınlanmış kitabın olmadığı için mi?” diyor. “Hayır. Yazar olmak; aklında ne varsa, ilerde daha iyisini düşünebileceğini bilerek onu özgürce yazında harcamaktır” diyor. “Bundan emin değilim artık, aklıma gelenin iyi olduğundan bile emin değilim” diyor. Ama bu düşündüğünün iyi olduğuna inanıyorsun ki onu referans olarak kullanıyosun, diyorum. “Ama ilerde daha iyisini düşünebileceğimden emin değilim ki” diyor. Ben “Hmm” diyip susarken, O da “Çok konuştum ya. Kafanızda bir şeyleri toparlamak istedim sadece. Hadi kendinize iyi bakın” diyip kayboluyor ortalıktan.


Özgür’le, önümüzdeki uzun toplu taşıma macerasını düşünerek yürümeye başlıyoruz, daha doğrusu Özgür yürüyor, ben takip ediyorum. Sağımızdan solumuzdan kızlı erkekli değişik insan toplulukları geçiyor. Kulaklıklarımı yeniden takıp biraz onları izliyorum, sonra Özgür’e dönüp “Bence kızlar dörde ayrılır” diyorum. “Nerden çıktı oğlum” diyip gülüyor. “Güzel doğup güzel kalanlar, güzel doğup çirkinleşenler, çirkin doğup çirkin kalanlar…” “Ve çirkin doğup güzelleşenler” diyerek dalga geçer bir şekilde tamamlıyor Özgür. Bir anda Taksim’e vardığımızı fark edip, “Bence bütün kadın davranışlarını bu şekilde açıklayabilirsin, öyle geldi bana şu an” derken birisi adımı sesleniyor. Kuzenimin bir arkadaşı karşımda bize gülüp “Neymiş öyle gelen?” diyor. Kulağımdaki “Aklımı tut. Bizde kalsın*” diyor, içimdeki “Bence iyi bir şey olacak” diyor, nedense sesi çok tanıdık geliyor.


* Benden Yüksek - Replikas


Read more

Hot Chip'in Yeni Albümü Çıktı Çıkacak

Hot Chip, tüm yaratıcılığıyla yeniden aramızda! Yeni albüm One Life Stand 9 Şubat'ta müzik marketlerde.
Electro-pop müziğin en büyük temsilcilerinden olan İlgiliz grup Hot Chip, dönceki albümleriyle ne kadar farklı olabileceklerini kanıtlamışlardı. Müzik eleştirmenleri bu albümün ne başka bir grubun müziğine ne de Hot Chip'in eski albümlerine benzediği konusunda hem fikir. Anlaşılan, albümü dinlemeden önce kendinizi hazırlamanız gerekiyor. 
Read more

Rock'n Coke 2010 İptal Edildi


Rock'n Coke İstanbul 2010 alınan karar doğrultusunda yapılmayacak. Organizatörler tarafından yapılan açıklamaya göre Türkiye'de festival çıtasını "yükseltmek" adına Rock'n Coke artık iki senede bir düzenlenecek festival olacak.

2011 yılında düzenlenecek festivalin ise pek çok yenilik ve değişiklikle müzikseverlerin karşısına çıkacağı vurgulandı.

Önümüzdeki yaz mevsimi içerisinde Rock'n Coke gibi büyük bir oyuncunun yokluğunun diğer festivalleri nasıl etkileyeceği merakla bekleniyor.
Read more

Jr. Cobain Ebeveynlerinin Yolundan Gidiyor


Kurt Cobain ve Courtney Love'ın kızları Frances Bean müzik dünyasına sonunda adım attı.

Amanda Palmer ve Jason Webley'den oluşan Evelyn Evelyn'in aynı adı taşıyan ilk albümünde yer alacak "My Space" isimli şarkıda Frances Bean'e eşlik eden diğer isimlerse Gerard Way, Andrew WK ve Weird Al Yankovic.

Evelyn Evelyn'in aynı isimli albümüyse 30 Mart'ta yayınlanacak.
Read more

Haiti İçin Yeniden..



Yıllar önce Afrika'daki çocukları kurtaramayan ama en azından onların da mutsuz olduğunu ilk kez anlamamıza yarayan efsane şarkı We are the World bu sefer de Haitili çocuklar için söylenecek. Projede Pink, Celine Dion, Natalie Cole gibi ünlü isimler yer alıyor.

Micheal Jackson'nın yazdığı şarkı daha önce Ray Charles, Bob Dylan gibi isimlerle söylenmişti. Bakalım bu sefer ses getirebilecek mi..
Read more

Jamiroquai Kargaşası


Yazımı zor, dinlemesi kolay isim Jamiroquai'ın Bahçeşehir Üniversitesi MayFest kapsamında gelebileceğini ancak sanatçıya gerekli alakanın gösterilip gösterilmeyeceği sorusunu taşıyan bir grup şu sıralar Facebook'ta dolaşmakta.

"Jamiroquai konseri olsa kaç kişi gelir?" sorusunun cevabının bir Facebook grubu ile cevaplandırılmaya çalışılması sanatçının hakikaten gelmesi yönünde bir çalışmanın yapılıp yapılmadığı konusunda soru işaretlerine neden olmakla beraber, MayFest'in böylesi ucuz bir tanıtım yoluna girmeyeceğine yönelik "hüsn-ü zan"ı koruyarak bu haberi vermek istiyoruz.

Bahçeşehir Üniversitesi'nin grupta belirtilen farkı dileriz ki; korsan bir reklam olmaz ve Jamiroquai'yi dinleme şansımız hakikaten olur.
Read more

Red Hot Chili Peppers'a Yeni Gitarist



Geçtiğimiz aylarda John Frusciante'in gruptan müzikal farklılıklardan dolayı ayrıldığı açıklandığından beri Red Hot Chili Peppers yeni gitarist arayışındaydı. Henüz gruptan resmi bir açıklama gelmemesine rağmen Los Angeles'ta düzenlenen "Musicares Person of the Year" törenindeki performansına gruba gitarda Josh Klinghoffer'ın eşlik etmesiyle "Acaba yeni gitaristleri belli oldu mu?" söylentileri de yayılmaya başladı.
Read more

Bu Gece: BUMK Caz Korosu



Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü Caz Korosu
, bu akşam saatler 20:00'ı gösterdiğinde 95.6 frekansından ya da tam olarak buradan ulaşabileceğiniz yayında olacak.

Daha yakından takip için:
http://www.facebook.com/bumcjazzchoir
Read more

Oscar Adayları Açıklandı

82. Oscar Ödülleri Töreni'nde yarışacak olan adaylar bugün itibariyle açıklandı.


7 Mart 2010 tarihinde gerçekleşecek olan törende aday olan isimlerin tam listesine şuradan ulaşmak mümkün. Biz de dikkatimizi çekenleri sıralayalım.

Avatar ve The Hurt Locker, toplamda 9'ar adaylıkla zirvede yer alıyorlar. Avatar'ın, çalıntı iddialarına rağmen pek çok ödül alacağı kesin gibi gözüküyor; ama en azından En İyi Film gibi ödülleri The Hurt Locker'ın almasını dilemekteyiz.

Tarantino'nun ses getiren filmi Inglorious Basterds ise 8 adaylıkla karşımızda. Bu adaylıklar arasından Christoph Waltz'un En İyi Yardımcı Oyuncu ödülünü alacağı kesin.

Precious ve George Clooney'nin başrolde yer aldığı Up in The Air 6'şar, Pixar'ın animasyonu UP ise 5 adaylık elde etti.
Read more

Beyonce İçin Grammy Ödülleri

52. kez verilen Grammy Ödülleri'ne Beyonce dangasını vurdu. 10 dalda aday gösterilen Beyonce, 6'sını kazanarak önemli bir başarıya daha imza attı. Bunun yanında yaptığı şovuyla da herkesin ilgisini ve beğenisini üzerine çekti.


Beyonce'un Single Ladies/Put a Ring on It isimli parçasıyla Grammy'lerin en önemlisi Yılın En İyi Şarkısı ödülünün yanı sıra En İyi R&B Şarkısı (Single Ladies/Put a Ring on It), En İyi R&B Kadın Şarkıcı, En iyi Kadın Pop Şarkıcı, En İyi Çağdaş R&B Albümü (I am... Sasha Fierce) ve En İyi Geleneksel R&B şarkısı (At Last) ödüllerinin de sahibi oldu. 

Gecenin Beyonce'dan sonra en çok ödüle layık görülen ismi ise Taylor Swift oldu. Fearless albümü ile En İyi Country Albümü ve Yılın Albümü ödülleriyle beraber En İyi Kadın Country Şarkıcısı ve En İyi Country Şarkısı (White Horse) ödüllerini aldı. 

Grammy'lerin en önemlilerinden Yılın Kaydı ödülünü de Kings Of Leon, Use Somebody isimli parçasıyla almaya hak kazandı. 

İşte gecenin önemli ödülleri ve sahipleri*:
  • Yılın Kaydı: ''Use Somebody'', Kings of Leon 
  • Yılın Albümü: ''Fearless'', Taylor Swift 
  • Yılın Şarkısı: ''Single Ladies/ Put A Ring On It'', Beyonce Knowles 
  • Yılın En İyi Pop Albümü: ''The E.N.D.'', The Black Eyed Peas 
  • Yılın En İyi Kadın Pop Şarkıcısı: ''Halo'', Beyonce Knowles 
  • Yılın En İyi Erkek Pop Şarkıcısı: ''Make It Mine'', Jason Mraz 
  • Yılın En İyi Rock Albümü: ''21st Century Breakdown'', Green Day 
  • Yılın En İyi Rock Şarkısı: ''Use Somebody'', Kings of Leon 
  • Yılın En İyi R&B Albümü: ''BLACKsummers'night'', Maxwell 
  • Yılın En İyi R&B Şarkısı: ''Single Ladies/ Put A Ring On It'', Beyonce Knowles 
  • Yılın En İyi Rap Albümü: ''Relapse'', Eminem 
  • Yılın En İyi Rap Şarkısı: ''Run This Town'', Jay-Z, Rihanna ve Kanye West 
  • Yılın En İyi Rap/Sung Uyumu: ''Run This Town'', Jay-Z, Rihanna ve Kanye West 
  • Yılın En İyi Country Albüm: ''Fearless'', Taylor Swift 
  • Yılın En İyi Kadın Country Şarkıcısı: ''White Horse'', Taylor Swift 
  • Yılın En İyi Erkek Country Şarkıcısı: ''Sweet Thing'', Keith Urban 
  • Yılın En İyi Country Şarkısı: ''White Horse'', Liz Rose & Taylor Swift
  • Yılın En İyi Latin Pop Albümü: ''Sin Frenos'', La Quinta Estacion 
  • Yılın En İyi Çağdaş Jazz Albümü: ''75'', Joe Zawinul & The Zawinul Syndicate


*Ödül kazananların tam listesi için; grammy.com.
Read more

Aerosmith Benim!


Aerosmith hala uzlaşamadı.

İki aydan kısa bir süre önce ilaç bağımlılığından dolayı rehabilitsayona giren Steven Tyler'ın menajerleri grubu Steven Tyler'ın yerine yeni birini alma konusunda kararlı oldukları takdirde olayı yasal yoldan çözmekle tehdit etti.

Tyler'ın avukatı grubun menajerine yönelik mektubunda Aerosmith'in Steven Tyler olduğunu belirtirken, menajeri grubun iyiliği adına birlik ve beraberliği sağlamak yerine üyeleri birbirine düşürmekle suçladı.

Konuyla ilgili herkesin kafasının çok karışık olduğuysa aşikar. Steven Tyler ve menajerleri, dava ve mahkemelerin yerine Steven Tyler'ın gruba geri dönüp, yeni bir albüm ve turneyle yola devam etmek istediğini ve buna hazır olduğunu belirtirken, gitarist Joe Perry sanatçının hala rehabilitasyon sürecinde olduğunu, bunun dışında geçirmesi gereken bir takım ameliyatlar sebebiyle 1-1.5 yıl kadar daha gruba dahil olmasının mümkün olmadığını açıkladı.

Bu noktadan sonra tartışmaya ortadan girip hiç anlamayanlar için bir Previously on Aerosmith yapmak boynumuzun borcu: s40e1 - s40e2 - s40e3 - s40e4 -s40e5 - s40e6 - s40e7
Read more

Noel'ın Şiarı: Az Laf Çok İş

Oasis'in dağılmasından beri yeni albüm ve konser projeleri hakkında tabiri caizse çenesi düşen kardeşi Liam'ın aksine sessizliğini korumayı tercih eden Noel Gallagher'ın, Teenage Cancer Trust hayrına düzenlenecek organizasyonda yer alacağı açıklandı.
17-30 Mart tarihleri arasında düzenlenecek konserler serisinde Royal Albert Hall'da sahne alacak gruplar arasında Depeche Mode, Them Crooked Vultures, Arctic Monkeys, The Who ve ilk gitaristleri Bernard Butler hariç orijinal kadrosuyla Suede bulunuyor.
Read more

Konser Kaydı:Pet Shop Boys


Pet Shop Boys,Londra - O2 Arena'da verdikleri konserin kaydını DVD ve CD olarak yayımlayacaklarını açıkladı.

2006'da Cubism filmini yönetmiş olan David Barnard tarafından çekilen konser filmini hem DVD hem de CD'yi içeren özel bir paketle aynı dönem piyasaya sürmeyi düşünen solist Neil Tennant ve klavyeci Chris Lowe ikilisi soundtrack çalışmalarını da dijital platformda satışa sunacak.
Read more

Yeni Albüm:GO


Türkiye'de,İngilizce şarkıları ve böylece elektronik müziğin üstadı Bedük,yeni albümü GO ile geliyor.10 Şubat itibariyle çıkacak yeni albümünün şarkıları ile 20 Şubat da,Maslak Refresh Venue'de-27 Şubat da Ankara 312 Arena'da albümü ilgiyle bekleyen hayranlarına ulaşacak.

Audiology Records'un yapımcılığından çıkacak "GO"yu Sony Müzik dağıtacak.
Bahadır Tanriover'e poz veren Bedük 12 şarkının yer aldığı albümündeki tüm sözleri, müzikleri kayıt, mix, vokal, düzenlemeler, tüm canlı enstrümanlar, kapak ve kartonet tasarımını da kendisi yaptı. Şarkılardan birine ise Selim Siyami gitarı ile eşlik etti. Aynı şarkıyı da Sertaç Özgümüş ile Bedük birlikte aranjesini yaptı. Başka bir şarkı da ise, New York'ta yaşayan başarılı Türk müzisyen Sinem Saniye vokalleriyle Bedük'e eşlik etti.

Bu albümü ile geldiği noktayı " 'Even Better'da bütün taşlarımı dökmüştüm. 'Dance Revolution’da dans müziği bir devrim niteliğinde, Türk Pop Müziği üstüne vuran sert bir albüm olmuştu. 'GO' da isez tam ikisinin ortasında duran, sound olarak yepyeni şeyler duyacağınız, çoğu zaman, dinleyenleri şaşırtacak tınıların sahip olduğu, 'Bedük' imzalı dans müziğinin sınırlarına dokunan ama aynı zamanda müzikal olarak nerelere geldiğimi de net gösteren oldukça dolu bir albüm oldu diyebilirim. Yapabildiğim en üst müziği yaptım. Albümü dinlerden en ince detaylarında bile bu seviye kendini belli edecek. Müzikalite değil, eğlence de üst sınırda" sözleri ile anlatıyor.


Bedük, "Bu albüm de, 12 parçada da farklı duygular ve akustik elemanların müzik içindeki ağırlığını daha çok hissedeceksiniz" diyor. ''Ayrıca bu albüm de elektronik dans müziğinin çok farklı şekillerde nasıl yapıldığını ve Bedük müziğinin sadece bir bilgisayar mahareti olmadığını, müzikal olarak da ne kadar doldurulabileceğini göreceksiniz.'' "GO" albümünde sıklıkla duyabileceğiniz robot vokallerin dışında konserlerde daha çok duymaya alıştığımız kendine özgü üst düzey vokal tekniklerini de bu albüm de dinleyebilecek müzik severler.

12'inci şarkı olan 'Feels Like Heaven'ı Bedük,bir yaşına giren oğlu Kerem'e yazdı. Ayrıca albümde Franz Ferdinand'ın 'This Fire' da yer alıyor. Bazı sanatçılar gibi sürekli yurt dışına açılma planları olmadığını söyleyen Bedük, "Grammy almak gibi bir hayalim yok. Ülkemde mutluyum. Yurt dışında teklifler gelirse demek ki doğru yoldayım. Ama oraya gitmek için yırtınmıyorum. Benim şarkılarımı ne kadar çok insan dinlerde ben o kadar mutlu oluyorum.Türkiye'de yapılan 'Pop' müziği artık benimle birlikte değişti." sözleri onun iddialı tavrını da hissetirmekte.Albüm şiddetle tavsiye edilebilme tadında...

Read more

Peter Björn & John Konseri Babylon'da

İsveçli indie rock grubu Peter Björn & John, 2 Şubat akşamı Babylon'da İstanbul dinleyicisiyle buluşacak.
Peter Björn & John takipçileri bilirler, bu grup 1999 yılından beri müzik yapıyor olmalarına rağmen asıl ilgiyi ve beğeniyi 2006'da yayınladıkları Young Folks isimli şarkıları ile üzerlerine topladılar. Bu şarkının yer aldığı 3. albümleri Writer's Block ile dünyaca üne kavuşmuş ve dünyanın dört bir yanında konserler vermeye başlamışlardı. Ertesi sene de Kanye West ile sahne almaları da kayda değer gelişmeleden. Young Folks'un Gossip Girl gibi birçok dizide ve FIFA 2008'ın resmi şarkılarından biri olarak kullandığını da söylemeden geçmeyelim. E, hal böyle olunca şarkıyı dinlemenin zamanıdır:



Peter Björn & John, bu başarının ertesinde büyük bir cesaret gösterisinde bulunarak 2008 yılında Seaside Rock adında bir enstrümental albüm yayınladılar. Son olarak da 2009'da Living Things albümleri ile dinleyicilerini mutlu ettiler. Bu ilginç grubu bir de canlı görmek istiyorsanız 2 Şubat akşamı cebinize 50 lira koymayı ve Asmalımescit'in yolunu tutmayı unutmayın.
Read more

Memory Tapes'in Phoenix Remiksi


Memory Tapes nam-ı diğer Dayve Hawk, 2009'da çıkarttığı Seek Magic ile bir hayli başarılı portre çizip dikkatlerimizi üzerine çekmeyi başardı. Elektronik, indie, chillwave ve dream pop olarak nitelendirdiği müziğinin yanı sıra Yeah Yeah Yeahs için yaptığı remikslerle de bildiğimiz bir isim Memory Tapes.
Memory Tapes'in yeni remiksi ise Phoenix'in 1901 isimli parçası. Parçaya Memory Tapes'in blog'undan ulaşabilirsiniz.
Read more

Grizzly Bear'dan İkinci Atak


Indie, folk ve lo-fi türlerini harmanlayan Grizzly Bear, Twilight filminin soundtrack albümünde yer alan parçaları slow life ile pek çok kişi tarafından tanınır oldu. Brooklyn çıkışlı bir diğer çok yetenekli indie topluluk Grizzly Bear 2009'da en son Veckatimest albümünü yayınlamıştı.
Bütün bunların yanı sıra Grizzly Bear'dan gelen ikinci atağa dönersek; kendileri şu sıralar Sundance Film Festivali'nde gösterime girecek olan iki filmin müziklerini yapmakla meşguller. Önceden yaptıkları açıklamayla Blue Valentine filminin müzikleriyle ilgilendiklerini biliyorduk. Grizzly Bear, anlaşılan Philip Seymour Hoffman'ın da gözünden kaçmamış olacak ki, saygı duyduğumuz aktörün yönetmenliğini üstlendiği filmi Jack Goes Boating'in müziklerini de ele almışlar.
Read more

Top 10: Morphine


Herkül ile Zeyna'nın; henüz RTL'de yayınlandıktan iki hafta sonra Kanal D tarafından Türkçe dublajla verildiği yıllardan önce, her on yılın kendine has görüntü kalitesi ile sunulan diziler çekilirdi.

Bu dizilerden; şimdikilerin aksine, hayata dair anlamlar çıkarmak pek mümkün değilken, televizyon izlemek pineklemeye kıyasla kötü bir aktiviteydi. Bu dizilerde apartman kenarındaki yangın merdivenlerinin daima çıkmaz sokaklardaki çöp kutularının üstünde yer alması tartışılmazdı. Çünkü Türkiye'de sayılı yüksek apartmanlar dışında ne yangın merdiveni ne de ilk fırsatta kendi tespitini yapmak için çırpınan bir Türk gençliği vardı.

1990'lara ait her şeyi taşıyıp hiçbir şekilde hatırlanmayan Morphine grubu hakkında kelimenin kökeninden yola çıkıp gizli reklam uygulamasına gitmek, çaylaklar için muhteşem bir yöntemdir.

Klişenin keşfedilmesi esnasında herkesçe yaşanan duygular üzerine bir belgesel, yönetmenine çok ilgi toplatır. Hasılat ise yine bir klişeye uygun olarak az olacaktır. 1990'lar, artık demode uyuşturucular ve ölü bir solist. Morphine'i özetlemenin bundan daha zor olduğu gerçek. Karşınızdaki liste bardaklara mal olmuş bir çalışmanın ürünüdür:

1.French Fries With Pepper
Artık altında imaj kaygısı aranan bir tavrın dışa vurumu



2.The Saddest Song

Kasedine yazdıkları gibi: Blues'un Blue'su bu şarkıda yattı



3.The Only One
5 Parmağın 5'i Kadar Gerçek


4.Hanging On a Curtain
Yeni sevgilinizle 3 ayın sonunda dinlerseniz 1 numaraya alırsınız



5.Early To Bed
Kapitalizmin çocuklar için bir eleştirisi



6.Cure For Pain
İçinde alkol olmayan bardakları sevenler için



7.Buena
Yetkili ağızdan güzelleme almak için birebir



8.A Good Woman Is Hard To Find
Dikkat: Dinleyeceğiniz şarkı ismiyle mümessildir



9.The Night
Bu şarkıyı sevmek için Bağdat'a gitmek gerekmiyor


10.Mark Sandman Röportajı
Bu listeden sonra tek teselliniz olan kayıt



Read more

Seslerin Getirdiği: Giderken

Nereye gidiyoruz, diye sordum. Telefonuna bakıp “Coşkun Taksim’deymiş. Sinan’la Merve de onun yanına geleceklermiş. Gel biz de gidelim” dedi. Ani plan değişikliğine uyup durağa doğru yürümeye başladık. Ben elim cebimde Maça Kızı’yla onuyordum, zihnimdeyse gelecek planlarımla. Bir de bunu bu kadar sık yapmanın sıkıntısı… Kendimi kontrol edememek ilginç gelmemeye başlamıştı zaten ama sebebini anlamam için biraz daha zaman gerekiyordu.

Artık beyaz gökyüzü ortadan kaybolmuş, gece tüm ironik ışıltısıyla çevremizi sarmıştı. Otobüs camından, oradaki kafamın gerisinden gördüğüm buydu en azından. Otobüsler, vapurlar, trenler… İçi fazlaca insan dolu ve onların birbirini inceleyebileceği kadar dar olan kafa patlatma mekanları. Çevremdeki onlarca suratı sabah O’nu takip ederken yaptığım gibi inceliyordum ve sohbet etmeye çalışıyordum taşıdıkları ifadelerle. Solumdaysa içinden şehrin akıp geçtiği ifadesiz suratım, daha doğrusu meraklı bir şekilde bana bakan suratım... Ve ben sanki devamlı ertelediğim ya da devamlı acele ettiğim o işi yeniden yapmaya uğraşıyordum; o surata anlamlı bir ifade vermeye çalışıyordum. Bir gelecek, bir inanç, bir amaç…


Beşiktaş - Taksim yolculukları çok uzun sürmüyor maalesef trafik yoksa. Ben aklımda sorularla inmek istemiyordum. Suratımı camdan gecenin boşluğuna bırakıp uzaklaştım. Hiç sorgulamadan takip ettim, basit espriler yaptık, kalabalıkla aktık, kalabalıktan koptuk, dolandık durduk Beyoğlu’nda. En sonunda nerede olduğumuz konusunda hiçbir fikrimin olmadığını fark ettim - ki bu duygunun bu kadar huzur verici olduğunu bilmiyordum - ve bir kafe-bar gibi bir şeye girdik. Şehrin sarı gibi turuncu ışıklarından, kahverengi içindeki kırmızı ve soluk sarı ışığa geçip, arkadaşlarla kucaklaşıp oturduk. Her şey normaldi, her şey önceden yaratılmış basit adımların aynısıydı, her şey belirli bir kural içinde akıyordu ve ben nasıl yapılacağını bir şekilde biliyordum. Ortalama sohbetimizde ortalama insanlar olarak mutluyduk. Sonra sohbet ortalama hayatlarımıza doğru kaymaya başladı. Yarılanan bardakta da suratım görünmeye…


“Ya adamlar parayı vurmuş oğlum...”


“...ama bilmem bence İstanbul dışında yaşanmaz”


“Valla biz evlenince İzmir’e gitmek istiyoruz, değil mi aşkısı”


“Oha ya. Adamlar dikmiş New York’a mis gibi gökdelenleri. Hele bi gireyim de dayımların…”


“Aa bi de Brooklyn grupları falan var, süper olur valla.”


“Valla o kadar büyük düşünmeye gerek yok hayatım, hem çocuklarımız kültürümüzü öğrensin”


….




Arkadaşımla birlikte bu üçlü sohbetin dışında kaldığımızı fark ettim. İkimizde ukala bir gülümsemeyle birbirimize baktık. Yok, dışında kalmamalıydım. Bence de ya, Brooklyn her şeyi döver, dedim. İzmir teyze şehri, dedim. Bence sizin çocuğunuz çok şımarık olur, bile dedim. Şimdi de “Üniversite bizi oyalamak için yaratılmış bir şey oğlum. Biz okuycaz diye ona buna para saçarken adamlar viskilerini yudumlayıp gülüyolar bize” diyorum. Başlarını sallıyorlar, inanamıyorum, arkadaşım bana bakıp gülüyor. Karşı masada elinde bir kitapla oturan sarı dalgalı saçlı, kirli sakallı, biraz bakımsız, bizden birazca büyük olduğunu düşündüğüm adam bize bakıp, kendimden çok iyi bildiğim küçümseyici bir gülümseme konduruyor suratına. O, elindeki eski püskü, okumak için bir dakika içinde bir sebep söylenemeyecek kitabına dalıyor, ben de “Okulu bıraksak mı ki lan” diye giriyorum. Coşkun, “Ben dayımların şirkete girmek için okuyorum valla, sizin derdiniz” diyip gülüyor. Arkadaşım, “Oğlum dayına niye kazandırıyosun parayı, dayın okumuş mu da sana iş verecek kadar para kazanmış” diyor. Karşı masadaki adam kıs kıs gülüyor.


İçimden “Hayatımı basit klişelere boğacak kadar değersiz göremiyorum” demek geçiyor, “Bence sizin ilişkinizde eksik olan… ” diyorum. İçim “Hayatta bir şey olma potansiyeli büyüdükçe azalırken…” diyor, “Ya senin telefon…” diyorum, “…sen olduğun şeyi beğenmeme korkusuyla kendini yiyip duruyorsun” diye devam ediyor. “Oğlum bir de şöyle adamlar var ya” diyip karşı masadaki adamı gösteriyorum göz ucuyla, içim “Yaşasan mutlu olabileceğini düşündüğün bir hayat” diyor. “Ay ünlü bir yazardır belki ne romantik” diyor Merve, Sinan’a bakarak. Ben bardağıma bakarak “Ama hayatın bir yerinden fedakarlık etmeme değecek kadar iyi olmamaktan korkuyorum sanırım” diyorum içimden, “Aslında sanata yeterince inanmıyorsun” diye cevap veriyor içim. “Çünkü içinde daha fazlasını taşıdığını hissediyorsun” diyor, adam hesabı ödemek için cebinden çıkardığı azıcık parayı saymaya çalışıyor, arkadaşım “Gidelim” diyor.


Bardak önümden gidiyor, hesabı masaya üstü kalmayacak şekilde koyuyoruz ve arkadaşımla ben diğerlerinden ayrılıp yürümeye başlıyoruz. Onlarla biraz dalga geçtikten sonra “Gökte dönüp duran değil, avına doğru süratle ilerleyen bir kartal gibi bir şey olmak istiyorum abi artık” diyorum. “Ama yere çakılmaktan da korkuyoruz” diyor. Kulaklıklarımızı takıyoruz. “Ben hayata değil, onun böyle olduğunu görecek kadar zeki olduğu halde, bunun hakkında konuşmaması gerektiğini bilemeyen bu adama kızıyorum Özgür“ diyorum. “Ahh Thom Amca” diyor.


“Aaa” diyorum ben de boşluğa doğru. Yazar gibi adamın arkamızda olduğunu fark ediyorum, gülümsüyor, “I Might Be Wrong" yerini sessizliğe bırakıyor.

Read more

Salinger Da Gitti



Türkiye’de çoğu insanın zihninde ilk kez Teoman’ın Gönülçelen albümüyle yer etmiş bir kitap olan kitap The Catcher In The Rye'ın çılgın öykü yazarı J. D. Salinger 91 yaşında evinde doğal sebeplerle vefat etti geçen günlerde.

Salinger, baya tuhaf yönleriyle öne çıkan bir yazardı. Sinirlenip yazdıklarını yakmasın diye, medyanın bile çok üstüne gidemediği, kendi halinde bir yaşantısı vardı.

Bununla birlikte John Lennon’un katilinin mahkemede Salinger’dan yaptığı alıntılar sebebiyle, kendisinin sessiz yaşamına cinayet ve spekülasyonları da eklemiş bulundu.

Her şey bir yana, bugünlerde tekrardan Salinger okurken, ölüm haberini duymak beni benden aldı. Evren'den değişik işaretler...

Ne denir, huzurlu uyu Salinger!
Read more

S.O.A.D. Dönmüyor



Geçtiğimiz haftalarda System of a Down basçısı Shavo Odadjia'nın twitter'da "System için hazır mısınız?" yazması S.O.A.D. yeniden mi biraraya geliyor diye düşünmemize sebep olmuştu. Fakat grubun şu an için birarada olmadığı resmen doğrulanmış durumda.

Grubun solisti Serj Tankian 2006'da verdikleri aranın hala sürdüğünü, henüz hiçbir şeyin değişmediğini ve herhangi bir planlarının olmadığını söyledi.  Ayrıca Odadjia'da grubun tekrardan biraraya gelmesinin sadece kendi tekelinde olmadığını twitter'a eklemiş bulunuyor.

Son alınan bilgilere göre de Serj Tankian 2007 çıkışlı Elect the Dead adlı solo albümünün orkestral versiyonunu Mart ayında piyasa çıkarmaya hazırlanıyor. Bu da grubun biraraya geliş sürecini geciktirecek gibi görünüyor.

Read more

Limp Bizkit: Çok Yakında


Limp Bizkit beklenilenden çok yakın bir tarihte - Şubat ayı içerisinde- geri dönmeye hazırlanıyor.

Aralık ayında Limp Bizkit'in orjinal kadrosuyla geri döneceğini, yeni albümlerinin isminin Gold Cobra olacağını açıklayan grubun önadamı Fred Durst son olarak twitter'dan yeni tekliklerinin muhtemelen Şubat ayı içerisinde piyasada olacağını belirtti. 

Beklemede kalın !

Read more

Metalciler Kızgın !



Birkaç gün önce Şili''nin başkenti Santiago'da gerçekleştirilen Metallica konserine konser mekanının dışında çıkan olaylar damgasını vurdu.

10 yılın ardından ilk defa Şili'ye gelen grubun konserini 55.000 hayranı izlemekteydi. Konser salonunda boş yer bulunmuyordu. Bu sebeple de 2000 biletsiz Metallica fanı içeri giremedikleri için kapıları zorlamaya başladılar.  Çıkan arbede sonrasında bir polis yaralandı, 120 Metallica fanı da tutuklandı.


Read more

Lost: 6. Sezonda Ne İzleyeceğiz?



Altıncı sezonu 2 Şubat'ta başlayacak hastalığın, son sezonuna ışık tutan bir video ABC tarafından düzenlenen yarışmanın sahiplerine sunulmuştu.

4 dakikalık video burada, heyecan dorukta.

Read more

Pete Doherty Belalı




Pete Doherty'nin başı beladan kurtulmuyor.

Olaylı isim Doherty Londra'da ölü bulunan Robin Whitehead'e uyuşturucu temin edip etmediği konusunda sorgulanacak. Whitehead, Doherty'nin eski grubu The Libertines hakkında bir belgesel hazırlıyordu.

The Sun'ın haberine göre şarkıcı/gitaristin ziyaretinden bir gün sonra Whitehead'in ölmüş olması polisin sorgulamasına neden oldu. Doherty'nin arkadaşı Peter Wolfe, Doherty'nin Whitehead'i ziyaret etmediğini söylemesine rağmen bir bekçi tarafından ziyaret esnasında görülmüş olduğunun iddia edilmesi polisin sanatçıyı sorgulamasına yol açtı.

Bu sorgulama dışında yaşanan bu ölüm olayı polis tarafından "şüphe uyandırmayacak" kategoride görülüyor.
Read more

Kandan Şaraba: Maynard Belgeseli



Tool
, A Perfect Circle ve Puscifer'dan tanıdığımız Maynard James Keenan, belgesele konu oluyor.

Belgeselin Maynard James Keenan'ın müzisyen kimliğinden ziyade, şarap merakına yoğunlaşacağı belirtiliyor.

Belgesel 19 Şubat'tan itibaren Amerika Birleşik Devletleri'nde gösterimde.

Kahkahaları paranoyaya, şiddeti ironiye karıştıracağımız müstakbel zamanların şerefine.

Resmi websitesi:
http://www.bloodintowine.com/
Read more

Sigur Ros: İkinci Emre Kadar



Sigur Ros, ikinci bir emre kadar ara verdi.

Geçen yıl, 2010 yılında piyasaya sürülecek bir albümü müjdeleyen grup, albümü yayınlamaktan vazgeçti. Jonsi Birgisson'a göre, 2010 yılında yeni bir Sigur Ros kaydı ortalıkta olmayacak. 2010 yılı Jonsi Birgisson için aynı zamanda solo akustik performanslar da demek.

Grubun aldığı bu karara, grup üyelerinin dünyaya yeni gelen bebeklerinin sebep olduğu söyleniyor.
Read more

Yeni Albüm: Gorillaz



Gorillaz, son albümü olacağı söylenen ''Plastic Beach'' başlıklı kaydı 9 Mart'ta piyasaya sürüyor.

Dünya'nın dört bir yanından beslenen albümün içeriği de açıklandı:

1. "Orchestral Intro" (featuring sinfonia ViVA)
2. "Welcome to the World of the Plastic Beach" (featuring Snoop Dogg and Hypnotic Brass Ensemble)
3. "White Flag" (featuring Kano, Bashy and The Lebanese National Orchestra for Oriental Arabic Music)
4. "Rhinestone Eyes"
5. "Stylo" (featuring Bobby Womack and Mos Def)
6. "Superfast Jellyfish" (featuring Gruff Rhys and De La Soul)
7. "Empire Ants" (featuring Little Dragon)
8. "Glitter Freeze" (featuring Mark E. Smith)
9. "Some Kind of Nature" (featuring Lou Reed)
10. "On Melancholy Hill"
11. "Broken"
12. "Sweepstakes" (featuring Mos Def and Hypnotic Brass Ensemble)
13. "Plastic Beach" (featuring Mick Jones and Paul Simonon)
14. "To Binge" (featuring Little Dragon)
15. "Cloud of Unknowing" (featuring Bobby Womack and sinfonia ViVA)
16. "Pirate Jet"
17. "Pirate's Progress" (Deluxe Edition Bonus Track)
18. "Three Hearts, Seven Seas, Twelve Moons" (Deluxe Edition Bonus Track)

Detaylı bilgi ve keyifli zamanlar için:

http://www.gorillaz.com/


Bekliyoruz.
Read more

Yeni Albüm: Apparatjik



Apparatjik yani kesinlikle Finlandiya'lı olmayan Coldplay'den Guy Berryman'ın yan projesi, yine şahsın ağzından yakında çıkartacağı çıkış albümünün detaylarını duyurdu.

1 Şubat tarihinde çıkacak albümün ismi henüz belli değil ve albüm grubun çıkacağı ilk konserle aynı gün piyasaya sürülecek.

Berlin'de sahne alacak grup özel olarak inşa edilmiş bir kübün içinde sahne alacak.
Read more

Yeasayer Odd Blood'dan Bir Şarkı Daha Yayınladı

yeasayer, odd blood, O.N.E.

Yeasayer O.N.E. isimli yeni parçalarını ücretsiz olarak yayınladı.

Şarkı grubun 9 Şubat'ta yayınlanacak Odd Blood isimli ikinci albümlerine dahil. Grup daha önce de aynı albümden Ambling Alp isimli şarkılarını yayınlamıştı.

Odd Blood'la ilgili olarak, albümü satın almak için grubun internet sitesinden ön sipariş verdiğiniz anda albümü bedavaya download etme hakkına da sahip olduğunuzu belirtmek gerek.

"Öyle hemen albüme koşamam önce bir şarkıyı görmem lazım" diyorsanız, buyrun:









Read more

The Cranberries Geliyor!

The Cranberries, yeniden birleşmenin şerefine çıkacağı Avrupa turnesi kapsamında İstanbul'a da uğrayacak! Konser, 22-23 Temmuz'da İstanbuk Maçka Küçükçiftlik Parkı'nda Unilife tarafından gerçekleştirilecek.

Daha önce 2002 yılında İstanbul'a uğrayan The Cranberries, konserde klasikleşmiş şarkılarının yanı sıra Dolores O'Riordan'ın solo albümünden şarkıları da çalacak. Peki yeni şarkı çalacaklar mı? The Cranberries yeniden birleşti harika, konserlere de çıkıyor ne güzel, İstanbul'a bile gelecekler, muhteşem... Hani yeni albüm?
Read more

Haiti'ye Radiohead Desteği


Bir başka büyük destek de Radiohead'den geldi Haiti için. Radiohead, 24 Ocak'ta düzenlemiş olduğu konser sonucunda Haiti'ye yaklaşık 550.000$ lık destekte bulundu. Düşünün bir de Beatles'ın, Nirvana'nın şu an var olup konser yaptığını..
Read more

Iron Man 2 Film Müziği AC/DC'de


Iron Man' in devam filmi olarak gelecek olan Iron Man 2'nin film müziğinin,AC/DC tarafından yapıldığı açıklandı.Filmin resmi internet sitesine göre yayınlanma tarihi 7 Mayıs 2010 olarak belirlenmiş bulunmaktadır. AC/DC'nin bu filmdeki müziklerini içeren albümde aşağıda belirtmiş bulunduğum şarkılar bulunmaktadır.Büyük bir heyecanla filmin çıkmasını bekliyoruz.

'Shoot To Thrill'
'Rock 'N' Roll Damnation'
'Guns for Hire'
'Cold Hearted Man'
'Back In Black'
'Thunderstruck'
'If You Want Blood (You've Got It)'
'Evil Walks'
'T.N.T.'
'Hell Ain't A Bad Place To Be'
'Have A Drink On Me'
'The Razor’s Edge'
'Let There Be Rock'
'War Machine'
'Highway To Hell'
Read more

Haiti'ye Bir Destek De Muse'den


Gündemi takip eden herkesin bildiği üzere Haiti'de çok büyük bir deprem felaketi meydana gelmiş ve neticesinde binlerce kişi yaşamını yitirmiş, yaralanmış veya mal kaybına uğramıştır. Bunun üzerine tüm dünyada gerçekten ciddi yardım kampanyaları oluşturulmuş, müzik dünyası da buna büyük destek çıkmıştır.İşte o desteklerden biri de Muse'den geldi. Muse, 2006-2008 yılları sırasında kullandıkları bateriyi,ekipmanlarını açık arttırmaya çıkarmış bulunmaktadır. İşte burada müziğin ne denli barış yaratıcı, insanları birbirine bağlayan bir ruh olduğunu rahatça görebiliyoruz.
Read more

Konser: Terror ve Selftorture


Saatli maarif takvimleri 16 Mart 2009'u gösterdiğinde, İstanbul Kemancı Bar'da hardcore şöleni bizleri bekliyor olacak.California'dan Terror ve Ankara'dan Selftorture bize bu günü tüm bangırtısıyla en güzel bir şekilde sunacak, kuşkunuz olmasın.
Read more

Massive Attack'tan Albüm Promosyonu

Massive Attack yeni albümü Heligoland'i 9 Şubat'ta çıkarıyor. Ama öncesinde bir sürprizleri var. Girl I Love You isimli şarkıyı buradan ücretsiz indirebilirsiniz.

Bu yepyeni şarkı için ilk yorum: Daha önce de Angel'da Massive Attack'a eşlik eden Horace Andy'nin vokali yine beklenmedik ama müthiş bir uyum içinde Massive Attack'ın müziğiyle. Girl I Love You tam bir Massive Attack şarkısı ama yeni şeyler de yok değil. Alt yapı daha canlı, daha çeşitli ve daha ritmik. İki hafta sonra görecez bakalım, bu durum albümün geneline de yayılmış mı... Merak doruk noktasında.
Read more

Good Charlotte Yeni Albümünü Çöpe Attı!

Amerikalı punk grubu Good Charlotte, hazırlıkları neredeyse tamamladığı albümü yeniden kaydetmeye karar verdi.

Yeni albümleri Cardiology'nin kayıtlarının güzel olmadığını ilk fark etden grubun gitaristi Benji Madden olmuş. Şarkıların kayıtlarını dinleyen Madden, şarkıların hepsini seviyor olmasına rağmen "bir şeyler"in eksik olduğunu fark etti ve menajerine ve grubun diğer üyelerine haber verdi. Sonuç: "Şarkıları yeniden kaydediyoruz."

Mart Ayında çıkması planlanan Cardiology'nin yeni çıkış tarihi henüz belli değil.
Read more

Bugün: Tindersitcks'in Yeni Albümü

Hali hazırda Tindersticks hayranı olanlar, bir önceki albümleri The Hungry Saw'un tadı damağında kalanlar, müjde! Tindersticks'in yeni albümü Falling Down a Mountain bugün itibariyle dinleyiciyle buluşuyor!



Albümün şarkı listesi ise şöyle:

1 - Falling Down a Mountain 

2 - Keep You Beautiful 

3 - Harmony Around My Table 

4 - Peanuts 

5 - She Rode Me Down 

6 - Hubbards Hills 

7 - Black Smoke 

8 - No Place So Alone 

9 - Factory Girls 

10 - Piano Music
Read more

Scorpions'a Veda Etmek Mümkün mü?

Efsanevi Alman hard rock Scorpions, müzikal anlamda daha fazla üretici olamayacaklarına inandıkları için müzik kariyerlerine son vermeye karar verdiğini açıkladı.

Mart ayında yeni albümleri Sting in the Tail'i yayınlayacak olan grup, 2010'un Mayıs'ı itabariyle dünya turnesine çıkacak. Scorpions turnesinin yıllarca süreceği haberi sevindirici ama 2008 yazında Türk dinleyicileriyle buluşan grubun buralara bir daha gelip gelmeyeceği henüz belli değil.

Uzun yıllar turnede olacakları haberi sevindirici olsa da Scorpions'un da müzik sahnesinden ayrılması büyük üzüntü kaynağı oldu.Ama Scorpions'a dinleyicilerinin veda etmesi mümkün değil. Zira Scorpions, ardında Wind of Change, No One Like You, Still Loving you, Rock You Like A Hurricane gibi muhteşem şarkılar bırakıp ayrılıyor müzik dünyasından.
Read more

Replikas Röportajı


Türk alternatif müzik sahnesinin oluşumunda önemli bir paya sahip olan, kendine özgü gerçek bir müzikal dille yıllardır yolunda ilerleyen ve tavrından taviz vermeyen Replikas'la Avaz Avaz olarak çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. 2009'un son Replikas konseri öncesi Peyote'de Avaz Avaz sordu Replikas içtenlikle yanıtladı. Bitmesini istemediğimiz sohbetimizin ardından izlediğimiz konserle bir kez daha 'işte bu' dedik, kulaklarımızın pası silindi.

Müzikal geçmişlerinden beğenilerine, son albümleri Zerre'den geleceğin müziğine dair sorduğumuz soruları cevapsız bırakmayan Replikas'a bir kez daha teşekkürler.
Avaz Replikas'ı seviyor!

Aybike: Grupların bir araya gelmesi, belli bir uyum yakalaması zordur. Replikas deneysel müzik icra eden bir grup; ana akıma oranla belli bir ahengi yakalamak daha da zor. Replikas nasıl bir araya geldi, nasıl ahengi yakaladı?

Orçun: Başladığımızda daha çok gençtik, 15-16 yaşlarındaydık ve biz de bir sürü yollardan geçtik aslında. Gökçe, Barkın ve ben yani üçümüz temellerini attık bu işin. O dönemler heavy metal dinliyorduk ve bunu müziğimize yansıtıyorduk. Sonra tabi kendimizi geliştirmeye devam ettik ve metalden daha farklı türlere; Replikas’ın temellerini attığımız türlere yöneldik. Daha çok post-punk, endüstriyel, deneysel hatta rock dışı müzik türlerine verdik dikkatimizi. Okuyarak, dinleyerek, araştırarak birbirimizi besledik bir şekilde. Sahneye ilk çıktığımız dönem, 98-2000 arası; ciddi kitlemizi oluşturduğumuz, eski Peyote’de çaldığımız, düzenli program yaptığımız zamanlar bizim gibi pek grup yoktu piyasada. Cover grupları, daha farklı türde müzik yapanlar, daha çok pop müziğe yönelen isimler ve bir de metal grupları vardı. Arada değişik müzik türlerini deneyen gruplar azdı yani. Zen vardı öncümüz olarak, Nekropsi ve biz vardık. Nekropsi ile aşağı yukarı aynı dönem sayılırız. Dolayısıyla şanslı bir zamanda çıkış yapmış olduk ve yaptığımız işe de bir talep oluştu. İlk albümümüz Köledoyuran’ın piyasaya sürüldüğü 2000’de, hard-copy bir şey yayınlamak çok önemli ve değerliydi. En iyi satan albümümüz de ilk albümümüzdür hala. Sonuç olarak çok planlayıp programlamadığımız için, aslında her şey çok doğal geliştiği için bugünlere kadar geldik.

Berhan: Replikas’ın ilk kurulduğu zamanlarda verdiği röportajlarda değindiği; albüm aralığını ep’lerle ve single’larla daha sıkı tutup üretimini daha fazla dışarıya vurmak şeklinde bir düşüncesi varmış. Fakat baktığımız zaman öyle bir yöntem takip etmediğinizi görüyoruz?

Barkın: Çünkü bu ticari açıdan mümkün olmayan bir şey, kimseye bunu kolay kolay kabul ettiremezsiniz. Aslında 60’lar ve 70’lerdeki bu sistemi seviyoruz, daha çok single’lara dayalı olma durumunu. Belki ileride biraz daha bu yöne doğru gidecek diye düşünüyorum albüm prodüksiyonları ama o ara dönem dolmadan albümler tamamen yok olmaya doğru da yol alabilir.

Gökçe: Mesela Türkiye’de ep diye bir şey mümkün değil, bu çok korkunç bir durum. Çünkü prodüktörler için albüm basmak ve yayınlamakla, ep basmak ve yayınlamak arasında hiçbir fark yok fakat ‘ep’nin içeriği albümün içeriğinin yarısı niçin bunu yayınlasın ki’ tarzı bir durum oluşuyor. Bu nedenle single ve ep yayınlamak daha da zorlaşıyor. İnsanlar biriktirip biriktirip tek seferde yayınlayabildikleri kadar çok şey yayınlayacaklar ya da internet üzerinden yayınlayacaklar gibi bir noktaya doğru kayıyor piyasa.

Aybike: Replikas’ın çıkarmış olduğu 5 albüme baktığımız zaman her birinin birbirinden farklı eğilimlerde icra edildiğini görüyoruz. Yer yer arabeske kayarken yer yer de shoegaze’den post-rock’a doğru yol alan deneysel bir müzik skalanız var. Bu durum Türkiye’de bir dezavantajmış gibi algılanmasına rağmen, bunu benimsemiş hatta beklenti haline getirmiş bir dinleyici kitlesi oluşturmayı başardınız. Bu noktada Replikas’ın belli bir formülü var mı?

Barkın: Tabii, herhalde kökten gelen temel bir estetik anlayışımız var ama her albüm aslında yayınlanmadan önceki 2-3 senemizin, hem hayatımızın, hem dinleyip etkilendiğimiz şeylerin, hem de beşimizin ilişkisinin bir özeti gibi. O yüzden bu bir formüle bağlı olarak gitmiyor aslında. Bir şekilde kendimizi sürece kaptırıp, sonra kayıt aşamasına geldiğimizde o bütünlüğü görmeye başlıyoruz. Çünkü asla bir albümün ikincisini yapmak gibi bir niyetimiz yok. Ticari kaygılarımız olmadığı için tamamen kendi zevkimize göre müzik yapıyoruz. Bizi dinleyen insanlar olması da büyük bir lütuf tabi. Öncelikle kendi tatminimiz önemli olduğundan bir tane daha Köledoyuran yapalım veya Avaz’ın da bir benzeri olsun diye düşünmüyoruz.

Aybike: Daha kişisel algılanabilecek ve underground sayılabilecek Replikas’ı, dinlemese bile bilen ve bir şekilde müziğinizden haberdar olan geniş bir kitle var. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Orçun: Türkçe söylememiz herhalde en büyük etkeni oluşturuyor. Şimdi yeni yeni shoegaze’den etkilenen gruplar ortaya çıkıyor, post-rock yapan gruplar var. Ama biz başladığımızda bir ayağımız hep buraya basıyordu ve buranın melodilerini, kültürünü mutlaka kullanıyorduk ve Türkçe sözler yazıyorduk. Bizi seven adamın shoegaze’i, post-rock’ı, post-punk’ı bilmesine gerek yoktu o dönemde. Zaten belki de çoğu bilmiyordu yani o zamanlar. Dolayısıyla biz daha fazla tanınır hale geldik. Şimdi yeni grupların öyle bir dezavantajı var. Çok fazla “Batılı bir grup” gibi olup Batı’da o gruplardan çok olması ve Türkiye’de de kültür farkı oluşmasından ötürü açılamamak gibi büyük bir sorunları var. Biz o formülü bilinçli oluşturmadık ama yaptığımız müziğin iskeletinde de öyle bir denge kurduk. O yüzden sokaktan geçen insan bizi bilebiliyor yani.

Berhan: Yerel müzik unsurlarından söz etmişken; Replikas Anadolu ve Türk müziğindeki lokalliği çoğu kişiye göre kendi müziğine en iyi adapte edebilmiş grup olarak görülüyor. Ne oryantalist bir küçümseme ne abartma ne de içinde kaybolma var. Hem modern hem de geleneksel bir şekilde tınlıyor müziğiniz bu dengeyi nasıl tutturdunuz?

Gökçe: Herhalde çok doğal bir şekilde ortaya çıkmasından kaynaklanıyor. İlk başladığımızda zaten, özellikle 96-98 arası hatta Köledoyuran ‘a kadar diyebiliriz, işte post-punk, krautrock gibi müzikleri ciddi bir şekilde uzun zamandır dinliyor vaziyetteydik. Onlar bir şekilde soundumuzu oluşturan şeylerdi. Fakat o dönemde, birkaç sene boyunca sadece Türkçe müzikler, Anadolu rock’tan yola çıkarak halk müziği, dini müzikler, oradan da klasik Türk musikisine ciddi bir şekilde merak sarmıştık. Tamamen onun içine girmiş ve onun içinden bir şey yapar hale gelmiştik. Böyle “Aşık Veysel'i nasıl müziğimize sokarız” değil de; zaten ciddi bir şekilde onun içinde çok zaman geçirdikten sonra aynen öyle bir şey yapmak istedik. Ondan önce zaten soundumuz oluşmuştu. Böyle bir doğallıkla çıktı, biraz oradan alıp biraz buradan alıp birleştirmek gibi değil, “bizim türkümüz de böyle” şeklinde oldu düşüncemiz. Mesela zeybek parçası yapıyoruz ama biz çalınca daha önce etkilendiğimiz gruplardan oluşan soundumuz nedeniyle böyle bir türkü oluyor. Yaptığımız aslında bir zeybek yani. Sentez gibi bir çaba değil de doğal.

Barkın: Kabaca "sentez" denilen şeylerin büyük kısmı aslında kağıt kalem üstündeki fikirlerden yola çıktığı için zannımızca başarısız olabiliyor. Tabii ticari faktörler de var işin içinde ama çok zorlama kombinasyonlar içinde gerçekten doğal, içgüdüsel bir şey olmayınca ortaya çıkan sonuç da tatmin edici olmuyor. Bir de tabii, daha ticari örneklerinde şöyle bir şey var. Belli bir yerel formu alıp sözde bir yere koymakla aslında formu 2000'li yıllarda bir yere getirmekten çok uzak olunuyor. İnsanların alışık olduğu yeni bir şeyin arkasına tamamen elektronik bir şey koyup modern olamıyorsunuz. Bütün o kültürün müzikal dilini başka şekillerde de geliştirmek lazım. Herhalde bizim güncel şekilde yapmaya çalıştığımız şey bu.

Gökçe: Bizim aslında yurtdışında etkilendiğimiz insanlarda da hep olan bir şey bu. Onlar da rock 'n roll geleneğinden, batı müzik geleneğinden gelip bir yandan da onu içinden kırıp değiştirmeye çalışan insanlar. Bizim de bu coğrafyanın müziğine bakışımız bu yöndeydi.

Berhan: Sanırım Replikas'ın yurtdışında beğenilmesinin en önmli nedenlerinden biri de içerdiği bu farklı tınılar ve yerel unsurları müziğine uygun bir şekilde adapte etmiş olması.

Gökçe: En azından doğru kitleye ulaşmamız açısından çok faydalı oldu. Kapalıçarşı, turistik eşya olarak sunmanın da çok müşterisi var ama bizi orda dinleyen kitle öyle değil. Daha bizim müziğimizle haşır neşir, daha bizim hitap etmek istediğimiz, buradaki dinleyici gibi. İşte onların Avrupa'da yaşayan halleri...(Gülüşmeler) Daha doğru dinleyiciye ulaşmamızda da faydası oldu yani.

Aybike: Erkin Koray, Sonic Youth ve Joy Division’dan etkilendiğinizi biliyoruz. Bu isimler dışında son zamanlarda beslendiğiniz kaynaklar, beğendiğiniz albümler neler?

Barkın: Saymak zor olur. Hep bahsedilen aynı isimler: Sonic Youth, Erkin Koray vs. Hepsi çıkış noktamızda temel olarak etkileyen şeyler. Aradan 10 küsür sene geçtikten sonra o kadar çok şey var ki dinlediğimiz, etkilendiğimiz. O yüzden tek bir şeye indirgemek zor oluyor. Açıkçası dönemsel olarak şu anda ortak etkilendiğimiz Flaming Lips'in son albümü, Animal collective EP'Sİ.

Orçun
: Brooklyn çıkışlı Bear in Heaven, Dirty Projectors, Yeasayer, Glass Ghost ayrıca Micachu & The Shapes ve Atlas Sound var. Temel olarak Sonic Youth'a dayanıyor ama Can da bizim için en az Sonic Youth kadar önemli yani çıkış noktamızda.

Berhan: Peki Replikas’ın onların müziğini yapmak istiyoruz dediği bir grup, sanatçı var mı?

Gökçe: O kadar belirgin bir isim yok. Saydığımız isimler belirgin biraz daha ama zaten Replikas’ın Replikas olmaya başladığı dönemlerden itibaren “tam olarak bunu yapmak istiyoruz” dediğimiz tek bir şeye odaklanmaktan çok bütün bu zamandır edindiğimiz birikimi artık tamamen nasıl bize ait bir şekilde ortaya çıkarabiliriz diye çalışmaya başladık. 96'dan sonraki dönemde -gerçekten Replikas'ın oluşmaya başladığı dönem- çok isim var ama çok belirgin olanlar: Erkin Koray, Sonic Youth, Can, biraz Pink Floyd’un ilk dönemleri. Ama daha da açılabilir, çok fazla isim var. Tam böyle bunu yapmak istiyoruz dediğimiz dönemler ondan önceki dönemlerdi. O zamanlar ayda bir janr değiştirme gibi bir durumumuz oluyordu.

Barkın: Gençliğin verdiği bir şeydi işte...(Gülümsüyor)

Aybike: 2005’te yayınlamış olduğunuz ‘Avaz’ albümü için Sonic Youth ve Dinasour Jr. gibi dev isimlerin prodüktörlüğünü yapan Wharton Tiers’la çalıştınız. Ardından Sonic Youth’un ön grubu olarak sahne aldınız. Neler hissettiniz, Sonic Youth’la konser dışında bir etkileşiminiz oldu mu?

Orçun: Berbat bir şey (gülüyor) İyi oldu tabi. Bizim hep hayalini kurduğumuz bir şeydi. Biz devamlı Sonic Youth dinleyip, Mtv’de yayınlanan 120 Minutes adlı programda kliplerini izlerdik, Thurston Moore’un programını takip ederdik. Gıptayla bakardık, etkilenirdik. Bir gün gelse de altında çalsak dediğimiz bir gruptu. Her şey iyi gelişti. Wharton Tiers prodüktörümüz oldu. Sonra onların altında çaldık. Çok tanışıp konuşma fırsatımız olmadı ama.

Gökçe: Şimdi ben araya girdim ama ilginç bir karakter tabii Thurston Moore. Mesela boy olarak bizden çok uzun olmasına rağmen devamlı yukarı bakarak yürür. “Napıyorsunuz falan” dedi, “Sound check’e çıkacağız diye cevap verdik. “Aa çok güzel, cool” dedi gitti.

Barkın: Güzeldi tabi, Wharton’la oturup, bütün beraber çalıştıkları albümleri teknik olarak nasıl kaydettiklerini dinlemek falan enteresandı. Küçükken böyle bir şey deselerdi herhalde inanmazdık.

Gökçe: Öyle bir şey deselerdi o zamanlar, işte o çok güzel olurdu ya hakikaten.

Berhan
: Pek olmadığını söylediniz Sonic Youth’la etkileşiminizin ama birkaç şey de konuşulup yaşanmıştır herhalde.

Barkın: Valla o gün olmadı da, galiba ondan iki gün önce bir konserde Selçuk’un gitaristleri Lee Ranaldo’yla bir sohbetleri olmuştu.

Orçun: Ben de katılmıştım biraz, burada pek söyleyemeyeceğim başka açılara değiniyordu o sohbet.(gülüşmeler)

Barkın: O gün daha çok Ayyuka onlara dolma falan yediriyordu, o yüzden pek konuşamadık.

Aybike: Az önce de konuştuğumuz gibi Replikas yurtdışında da çok beğeni topluyor. Gündeminizde yurtdışıyla ilgili bir program var mı?

Barkın: Konser var tabii. En çok yaptığımız şey gidip çalmak zaten. Buna da devam etmek istiyoruz. Sonuçta albümlere her yerden bir şekilde ulaşılabiliyor ama konser vermek en önemli yol kendi isminizi duyurabilmek için. Mayıs ayında yine yollarda olacağız diye düşünüyorum.

Berhan: Bayram Candan'ın "Zerredir Ama Yok Denilmez" sergisiyle Replikas müziği farklı bir boyutta vücut bulmuş oldu. Bayram Candan, sanat eserlerinin sergilenmesi konusunda "aykırı" diyebileceğimiz fikirleriyle tanınıyor. Siz Bayram Candan’ın görüşlerine katılıyor musunuz? Müziğinizle ilgili bir paralellik kuruyor musunuz, ona istenildiği gibi muamele edilebileceği benzeri?

Gökçe: Aslında pek düşünmedik. Onunla ilgili bir paralellik kurulabilir. Bayram Candan’ın genel olarak sanata kutsallık atfetme ve onu elit hayat anlayışının bir parçası haline getirmeye ciddi bir tepkisi var. Heykelin dokunulmazlığından çok, heykellerin insanlar tarafından nasıl algılandığı -onun kolunu kırıp gözünü boyamak olsa bile- benim için heyecan verici, diyor. Biz de sonuçta müzikte bu tür bir şeye yakınız, bir nevi punk, post-punk kökenli bir grubuz. Bu klasik “rock 'n roll”, “rockstar” gibi durumlara karşı çok daha başka bir tavrımız var. Belki öyle bir paralellik kurulabilir. Ayrıca katılım meselesine gelirsek, eskiden aslında daha çok doğaçlama yapardık. Eski Peyote zamanları, böyle saatlerce sadece doğaçlama yaptığımız ve seyircinin varillere vurarak eşlik ettiği bir dönem de olmuştu. Son zamanlarda daha planlı konserler yapıyoruz.

Orçun: Mimarlıkla müzik iki uç noktada duruyor aslında kuramsal olarak. Biri en soyut, biri en somut sanat mesela. Heykel daha dokunulabilir, değiştirilebilir, tahrip edilebilir bir şey ama müzik çok soyut bir şey ve tamam, yine seslerin bir araya gelerek oluşturduğu bir şey ama ikisi arasında zıt bir nokta var. Bayram Candan'a da sorulmuştu daha önce böyle bir deneme var mı diye. O da bilmiyorum çok zor bir şey, demişti. Bir kişi ya da birkaç kişi varmış deneyen. Sonra, sergideki heykellerin nasıl yapıldığıyla ilgili konuştuğunda da tamamıyla müziğin tınılarına, gelen notalara göre doğaçlama yaptığını, yarattığını söyledi ama çok net bir açıklama da yapmadı yöntem hakkında. Müziğin o soyut dünyasına kapılıp o anki duygusuyla yarattığı heykeller olmuş yani.

Berhan: Müziğinizin anlam açısından dinleyiciye daha fazla boşluk bıraktığını düşünebiliriz, anlamı fazla kapatmadığını. Böyle bir paralellik de kurulabilir sanki.

Barkın: Bizim açımızdan her zaman dinleyicinin hayal gücüne, yorumlamasına açık bırakılan çok önemli bir kapı vardır. Özellikle şarkı sözlerinde gösteriyor kendisini, doğal olarak öyle bir yapı var. Net mesajlar, "Bu budur" diye iletilmediği için belki de dediğin doğru gerçekten.

Berhan: Peki siz sergiyi gezdikten sonra neler hissettiniz?

Orçun: Çok onore olduk gerçekten. Bizim için bütün bir serginin ayrılması, “Zerre” olmasa o serginin de olmayacağını bilmek çok onur verici bir şeydi.

Gökçe: Birinin böyle bir şey yapmak için harekete geçmiş olması ki onun da Bayram gibi işlerini, yazılarını çok takip ettiğimiz, beğendiğimiz biri olması da gerçekten çok heyecan verici. Biz çok başka amaçlarla bir stüdyoya girip albümlerimizi kaydediyoruz, insanlar bunu dinliyor, bu bile çok büyüleyici bir durum basite indirgendiğinde. Bir de onun birisi tarafından alınıp, böyle 3 boyutlu nesnelere dönüştürülmüş olması ve onları görmek gerçekten de çok hoş bir şey.

Aybike: Avaz Avaz’ın son zamanlarda üzerine yoğunlaştığı konseptlerin başında ‘geleceğin müziği’ geliyor. Eskiden 80’lerden 90’lardan bahsederken şimdiyse 2000’ler, 2001’ler diyoruz. İnternet ve gelişen teknolojinin müzik yapmayı kolaylaştırmasıyla ‘herkes her şeyi çok iyi bilir ve yapar oldu’ en azından öyle bir hissiyat var. Her şeyin çok hızlı tüketildiği günümüzden geleceğin müziğini Replikas nasıl yorumluyor?

Gökçe: Onu kestirmek zor tabi. Giderek daha hızlı bir şekilde bir takım akımlar ortaya çıkıp sonra da hızla kayboluyorlar ve müzik çoğu zaman çabuk eskiyebiliyor gerçekten. Özellikle elektronik müzik gibi alanlara bakıldığında, sound eskiyince müzik de eskiyor doğal olarak.

Orçun: Teknolojiden bağımsız bir şey olmayacağı kesin artık geldiğimiz noktada. İçerik de çok önemli tabi, bizim de devamlı kafa patlattığımız konulardan bir tanesi teknolojik gelişmelere bağlı olarak müzikte biçimsel arayışlar yapmak. Müzik için iyi ama bunda içeriğin ne olduğu da önemli. Teknolojik müzik dendiği zaman sırf bu gelişmelerle doğru orantılı bir şey yaratılması anlaşılırsa, o zaman yeni çıkan teknolojiyi deniyoruz gibi bir durum oluyor. Aslında sanat tarihinde, müzik tarihinde nereye denk geldiği, nasıl bir yenilik getirdiği gibi konular da önemli. Bir şekilde yine genel sanat tarihi görüşünden ayrı olmayacağını düşünüyorum içerik konusunda, ya da olmamalı.

Berhan: Gelecekte müzisyenlerin değerini koruyacağını düşünüyor musunuz peki? Artık eskisi gibi büyük gruplar çıkmıyor. Gruplar giderek daha küçük kitlelere hitap ediyor. Bireysel müziğe dönüyor gibi adeta, siz nasıl görüyorsunuz?

Barkın: Çok normal, şu an çok basit şekilde istediğiniz gibi evde çalışabilirsiniz. Belli emitasyonlar dışında, kendi çocukluğumuzda kayıt yapmak çok zor bir şeydi. Bu da insanların daha bireysel kayıt yapmak yolunda önün açan bir şey. Onun dışında, şu açıdan olumlu aslında: Geçmişte bir çok insan beraber çalışacağı insanları bulamadığı için müzik yapmaktan vazgeçti. Böyle çok insan tanıyoruz. Ona karşı da bir çözüm bu. Biz şanslıydık belki ama çoğu kişi insan ilişkilerinde uyuşacak bir grup üyesi bulmakta zorlanıyor. Bunun negatif ve pozitif bir çok yönü var ama bu doğal bir süreç tabii teknolojinin getirdiği. Bu şekilde çıkan çok iyi işler de var, çıkıyor da. Çok kötüleri de olabiliyor. Belki de sadece daha fazla kötü şeye maruz kalıyor olabiliriz internet nedeniyle.

Gökçe: En azından aradan plak şirketi piyasasının onayının çekilmesi birçok kişinin önünün açılmasını sağladı.

Orçun: Yaşadığımız çağla da ilgili aslında. İnsanlar yalnız yaşıyorlar, dolayısıyla müziği de yalnız üretmeyi seviyorlar. Müziğin eski dönemdeki o birleştirici etkisi de kalmadı, o dönem de geçti. Şimdi farklı bir dönemdeyiz. Ciddi bir yabancılaşma var. Biz de çok kullanıyoruz “yabancılaşma” kavramını. O yüzden herkes kendi evine kapanıp yapıyor işini. 5 kişi bir araya gelip grup kurmak bile bir sürü dengeyi gerektiriyor. En mikro ölçekte bu geçerli. İnsanlar bunu da tercih etmiyor. Yalnız yaşadıkları için bilgisayarları başında yaratıyorlar. Barkın’ın da dediği gibi iyi örnekleri tabi ki çıkıyor. Kötü örnekleri de var ama iyi bir dinleyici olmakta bitiyor mesele.

Cem: Dinleyici boyutunda çabuk tüketme durumu da var. İnternet üzerinden çabucak ulaşıp çabucak tüketebiliyorsun. Geleceğin müziği muhabbetini, ne zaman nereye gideceğini kestirmek de çok zor geliyor bana. Her gün onlarca albüm indirip, bir hafta dinleyip bir daha dinlemediğim oluyor. Teknolojinin getirisi kadar götürüsü de oldukça büyük oldu.

Orçun: Yeni gruplara oldukça ilgilenir aslında Cem. Liars’ı çok seversin mesela.

Cem: Liars’ın yeni parçası Scissor’ı dinlediniz mi bilmiyorum ama son zamanlarda en çok etkilendiğim o oldu sanırım.

Barkın: Liars’ın Drum’s Not Dead albümü Zerre’nin oluşumunda oldukça önemliydi. Benzer bir mantıkla Berlin’de boş bir fabrikada kaydettikleri için her şeyi, denemeye de açık bir soundları olduğu için. Bence Liars’ın en iyi albümü de O’dur.

Berhan: Bu kaçıncı konser oldu Replikas’la birlikte?

Cem: 12 Eylül’den beri çalıyorum yaklaşık 8-9 konser oldu.

Aybike: İstanbul alternatif sahnesinden beğendiniz ve keşfetmemiz adına bize önerebileceğiniz gruplardan bahsedecek olursak?

Proudpilot. Nekizm (gülüyorlar) Hariçten Gazelciler, In Between, Nekropsi’den bağımsız bir proje olarak oluşan Daire 2: General Gramafon, EkinFil. Genç sayılmasalar da Ayyuka’yı olduk olası sevmişizdir zaten. Aralarında bize en çok benzeyen de onlardır yerel tınıları kullanış tarzları itibariyle.

Berhan: Son olarak tam da konser öncesi, Peyote’de sahneye çıkmak nasıl bir his? Sizin için ne ifade ediyor? Ayrıca albümünüzü de çıkardığınız Peyote Müzik’in geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Barkın: Artık çok rahat olduğumuz, ev partisi kıvamında geçen sıcak konserler. Gerçek anlamda da sıcak (gülüyorlar)

Gökçe: Evdeyiz hissi var yani.

Barkın: Peyote Müzik konusunda da Proudpilot var bizim dışımızda , başka planlar da var. Dediğim gibi geleceği pek belli olmuyor bu işlerin, 6 ay sonrasını kestiremiyorsun. Devam ediyor ama şu anda çalışmalar, devam edecek de bildiğim kadarıyla.

Orçun: Pek yatırım gözüyle de bakmıyorlar maddi olarak ama sistem de o noktaya getiriyor insanı tabii. Sonuçta 5 parasız yapılacak iş değil. Ama tamamen idealist bir düşünceyle yola çıktılar. Umarız devam eder, elimizden gelen desteği veriyoruz biz de.

Gökçe: Bağımsız şirketler bile çoğunlukla çok satan albümlerin yanında “işte bundan nasılsa kazanıyoruz, bir de şunu yayınlayalım” gibi bir mantıkla ilerliyorlar ama Peyote’nin basacağı şeyler Türkiye’de ciddi satış rakamları vaat etmiyor. Umarım kazasız belasız gider de daha bir sürü albüm yayınlarlar.
Read more

Mixtape: Kar


Işık ile ısıtan UFO çağına direnen Karanfil Sokak şiirini içimizdeki toplumcu gerçekçilere hatırlatan kar bu sefer okulları tatil etmeden yağıyor. "Dört yön, on altı rüzgar" kar getirirken yurtiçinde Nescafé romantizmini, "Toros, Anti-toros ve asi Fırat" bölgelerinde hissetmek mümkün. "Afalttan yürümesi" emredilen Aralık ayı karın tıkadığı yollarda kalan Ocak ayına yetişip onu geçmek üzere. Vatandaşlarımızdan kar topu oynamalarını, burunlarını korumalarını ve eldivenleriyle ceplerini karıştırırken dikkatli olmalarını öneriyoruz. Sıradaki şarkı pencere kenarındaki kalorifere kurulup dışarısını seyredenlere geliyor. Ciğerleriniz büyük elleriniz küçük olsun.



A Yüzü
  1. Vivaldi - Winter
  2. Red Hot Chili Peppers - Snow (Hey Oh)
  3. Turgut Berkes ve Karakutu - Kış Neden Var?
  4. The Doors - Wintertime Love
  5. White Stripes- In The Cold, Cold, Night
  6. Of Montreal - The Couple in Bed Together Under A Warm Blanket Wrapped Up In Each Other's Arms
  7. Brendan Benson- Cold Hands (Warm Heart)
  8. Aerosmith - Dream On
  9. Rainbow - Maybe Next Time

B Yüzü
  1. Depeche Mode - Enjoy The Silence
  2. Blur - Coffee and TV
  3. Modest Mouse - The View
  4. Katatonia - In The White
  5. New Model Army - Trees In Winter
  6. Explosions In The Sky - Snow And Lights
  7. Math And Physics Club - Cold As Minnesota
  8. White Stripes - One More Cup Of Coffee

Read more

Ed O'Brien: Radiohead Neredeyse Dağılıyordu


Radiohead'in gitaristi Ed O'Brien, grubun son albümleri In Rainbows yayınlanmadan önce dağılmanın eşiğine geldiğine açıkladı.

Gitarist bu duruma sebep olarak üç yıl süren kayıt sürecini gösterdi ve o zamanlar devam edip etmeyecekleri sorusunun cevabının sınırda gidip geldiğini, albümün yayın şeklinin (dinleyicilerin indirdikleri albüme kendi istedikleri kadar paha biçmesi) getirdiği büyük başarı dolayısıyla devam etmeye karar verdiklerini söyledi.

Ed O'Brien devam etme kararlarının arkasındaki motivasyonu "Yayın formatının bizim için güçlendirici bir etkisi oldu. O güç hissini bilançoya dökemezsiniz. Bizi grup olarak tamamen yeniledi. Buna paha biçilemez. Devam etmenizi sağlayan türden bir şey bu." sözleriyle açıkladı.

Grup şu an sıradaki albümleri için çalşıyor.
Read more

Yazı Özleyenlere Cold War Kids


Cold War Kids'in yakın zamanda yayınladığı Behave Yourself isimli EP'sinin ilk videosu Audience yayında.

Dört bir yandan kar haberlerinin geldiği şu günlerde Kaliforniya görüntüleriyle sıcak sevenlere iç çektirecek bu yeni videoyu izlemek için her zamanki gibi aşağıya bakmanız yeterli.


Read more

Coachella Detayları




Bu yıl 16-18 Nisan tarihleri arasında on birincisi düzenlenecek Coachella, 2010 itibariyle canlı izlemek isteyebileceğimiz hemen hemen her oluşumu bir festivalde toplayarak bize söyleyecek bir şey bırakmıyor.

''Keşke''lerimizi ve ''umarım''larımızı saklı tutuyoruz.

Akıl almaz lineup:

http://www.coachella.com/event/lineup
Read more

Yeni Albüm: Jaga Jazzist



Son zamanların meşhur 'kafa açıcı'larından Jaga Jazzist, 25 Ocak'ta piyasaya sürülecek yeni albümleri One Armed Bandit'i paylaşıyor:

http://www.universalmusic.no/ecards/jagajazzist-pk/
Read more

Yeni Albüm:Macadam Flower


Emma Shapplin, klasik müzikle başlayıp daha sonra yönünü rock müziğe yönelmesi ona her ne kadar aradığı müzikal özgürlüğü sağlasa da, sanatçı bununla birlikte çalıştığı müthiş müzisyenlerin de etkisiyle; opera etkisi hissettiren modern pop rock tarzını oluşturdu ve kendine has müzik tarzı ile dünya çapında bir yıldıza dönüştü.

İlk albümü Carmine Meo ile tüm dünya çapında yakaladığı başarısıyla, platin ödüllere hak kazanan Emma Shapplin ilk olarak Avrupa’da sesini duyurdu. Sanatçının Amerika’da tanınması ise Red Planet (Kırmızı Gezegen) filminin müziklerini yapan besteci Graeme Revell’ın film müziklerinden birini Shapplin’in söylemesini istemesiyle gerçekleşti. Revell, daha sonra Shapplin’in ikinci albümü Etterna'da da bazı parçalara imza attı.

Ana dili Fransızca olmasına rağmen, ilk iki albümünde İtalyanca şarkı söylemeyi tercih eden ve İtalyanca’nın şarkı gibi duyulduğunu ifade eden Shapplin; Yunanistan’da Akropolis, Moskova’da Kremlin Sarayı, Singapur’da Opera House gibi dünyanın dört bir yanındaki muazzam konser mekanlarında sahne aldı.

Ülkemizde de büyük beğeni toplayan Shapplin’in son albümü Macadam Flower'ın büyüleyici ve bir o kadar olgun sound’u son derece etkileyici.
Read more

Yeni Şarkı: Gorillaz




Müjdemizi isteriz: Yıllar süren durgunluğun ardından, Gorillaz yeni bir albüm çıkarıyor!

Plastic Beach başlıklı stüdyo kaydından günyüzüne çıkan ilk parça, Stylo, karşınızda.

Read more

Haiti'ye Yardım İçin MTV'den Özel Program




MTV, dev isimleri Haiti'ye yardım için bir araya getirdi. Ev sahipliğini George Clooney, Anderson Cooper ve Wyclef Jean'in yapacağı program MTV, VH1 ve CNN gibi büyük televizyon kanallarınca tüm dünyaya "reklamsız" bir şekilde yayınlanacak.

"Hope for Haiti" adı verilen program için Jay-Z, U2, Bruce Springsteen, Coldplay, Taylor Swift, Shakira, Rihanna, Dave Matthews Band, Justin Timberlake, Alicia Keys, Sting, Christina Aguilera, Stevie Wonder, John Legend, Jennifer Hudson ve Mary J. Blige'nin yanı sıra yaklaşık 100 sanatçının daha şarkılarını seslendireceği bildirildi.

Programdan elde edilecek tüm gelir Oxfam America, Partners in Health, Kızıl Haç, UNICEF ve Wyclef’s Yéle Haiti Vakfı'na bağışlanacak.
Read more

Teargarden by Kaleidyscope: Kaldı 42


Smashing Pumpkins'in 44 parçalık albümü Teargarden by Kaleidyscope'un ikinci parçası da yayınlandı.

İnternet üzerinden tek şarkılar halinde ve bedavaya yayınlanacak olan projede, Aralık ayının başında A Song For A Son'ın yayınlanmasının ardından şimdi de Widow Wake My Mind dinleyicilerin beğenisine sunuldu.

Henüz dinlemediyseniz şarkılara ulaşmak için tek yapmanız gereken bir kaç satır aşağıya bakmak. İyi dinlemeler.

Read more

Starbucks'tan Aşk Şarkıları




İlk kez 2005 yılı Sevgililer Günü için, kendisine ait Hear Music şirketi aracılığıyla Sweetheart adında, indie müzisyenlerin aşk şarkıları coverladığı bir albüm yayınlayan Starbucks, serinin bu seneki albümünü de iTunes üzerinden satışa sundu.

Sweetheart 2010'unun şarkı listesi ise şu şekilde:

01 - Jose Gonzalez - Hand on Your Heart (Kylie Minogue cover)
02 - Grand Archives - Cupid (Sam Cooke cover)
03 - James Mercer & Robert Mercer - Spanish Harlem Incident (Bob Dylan cover)
04 - Spoon - Love Song (The Damned cover)
05 - Elvis Perkins - Teneme en Tu Corazon (Keep Me in Your Heart) (anonim)
06 - The Long Winters - Give Me All Your Lovin' (ZZ Top cover)
07 - Yo La Tengo - You Make Me Feel Good (The Zombies cover)
08 - Ceu - Eu Amo Voce (I Love You) (Tim Maia cover)
09 - Diane Birch - I Go Crazy (Paul Davis cover)
10 - Jason Collett and Zeus - Every Night (Paul McCartney cover)
11 - The Avett Brothers - I Love (Tom T. Hall cover)
12 - Mates of State - Long Way Home (Tom Waits cover)
13 - Angelique Kidjo - Ne Me Quitte Pas (If You Go Away) (Jacques Brel cover)
14 - Hey Marseilles - True Love Will Find You in the End (Daniel Johnston cover)
Read more

Franz Ferdinand Üstüne Marion Cotillard


Franz Ferdinand ve Marion Cotillard Christian Dior'un yeni reklam kampanyası için birlikte çalıştı.

Edith Piaf'ı canlandırdığı rolüyle Oscar kazanan yıldız, öszü ve müziği Franz Ferdinand'a ait The Eyes Of Mars isimli şarkıda gruba eşlik etti. Reklam filminde kullanılacak olan bu parçayı dinlemek için markanın internet sitesini ziyaret etmeniz yeterli.
Read more

Başka Bir Ruh(!) Daha Göçer Gider


Soul müzik seven herkesin yakından tanıdığı Teddy Pendergrass, uzun zamandır pençesinde olduğu kolon kanserine yenik düşerek müzik camiasından ayrıldı, ardında bir sürü eser bırakarak. Çok acı fakat bu acı haberi bizlerle paylaşan kişi , şahsın oğlu Teddy Pendergrass II oldu. Biri gidip öteki gelmez belki ama, yaratılan eserler hatırlandıkça sonsuza kadar O kişi hep varolur.
Read more

Seslerin Getirdiği: Gökkuşağının Bitimine Akamayan Zaman




Siyah saçlarını savuramayışına bakıyorum rüzgarın. Başındaki yün beresi, bebeklikten aşina olduğum desenleriyle huzurlu bir aklı sarıp sarmalıyor gibi. Ben bere takmayalı çok oldu sanırım. “Soğuk eşittir baş ağrısı” denklemiyle geçen hayatıma kapüşonun karanlığını katmak daha cazip gelmişti; ya da berenin içinde tanınmaz ve düzelmez hale gelen saçlarım yüzündendi. Bazı şeyleri hatırlamana gerek yoktur zaten. Daha fazla şey hatırladıkça yaşlanırsın. Daha fazla şey hatırladıkça ölüme yaklaşırsın. Sonra unutmaya çalışırsın ve sokakta yürüyen herhangi birine “Kızım nerde kaldın? Seni bekliyorum kaç saattir” dersin.


Bere ve saçın kapattığı surat yana dönüyor ve ben arkasından geçerken “Karıştırdın sanırım teyzeciğim” diyor. Birkaç adım sonra dönüp arkama bakıyorum ama o bu sefer bana arkasını dönmüş, teyzeye durumu anlatmaya çalışıyor. Önümdeki büfeye gidip su istiyorum. Cüzdanımı çıkarttım, parayı bulup verdim, eski çıkan para yüzünden tartıştım derken bir bakıyorum ki kız olması gereken yerde değil. Büfeciyle aramdaki tartışmayı sona erdirip etrafıma bakınıyorum. Saçlarının aksine rüzgarda hafifçe salınan paltosuyla yürümeye devam ederken görüyorum onu.


Karşıdan gelen insanların suratlarını ve O’nun tanımlayamadığım şekilde beni çeken yürüyüşünü izleyerek birkaç dakika boyunca aşağı doğru yürüyorum. Soğuk bir kış gününde gülen bir insan yüzü beyaz gökyüzünü deterjan reklamından fırlamış masa örtüsü gibi parlatırken, somurtan bir suratsa ömrü tükenmiş bir flüoresan lambasına döndürüyor. Birbirlerine ya da montlarına iyice sokulmuş bu insan suratlarında kendime ait bir şeyler arıyorum, bir yandan da O’nun yüzünü hayal etmeye çalışıyorum. Her yüzde ayrı bir yaşamın çizgileri var, her yüzde ayrı bir umut açlığı, her yüzde ayrı bir ölümün belirtileri. Çizgiler derinleştikçe hikayeler daha da belirginleşiyor, renkler silikleşiyor, yaşamda gerçekleşmeyenlerin yoksunluğu hissediliyor her nefesten.


Yokuş bitiyor, yaya geçidinde arkasında bekliyorum, karşıya geçiyoruz tüm kalabalıkla, yakınlaştıkça daha da hoşuma gidiyor evrene yaydığı görüntü ama hala yüzünü göremiyorum. Otobüs duraklarını geçiyoruz, iskeleye yaklaşıyoruz. Çantasında ne aradığını bilemediğim iskambil kartlarının kutusuna girmiş akbilini zarif bir şekilde çıkartırken yüzünün ufak bir kısmını görüyorum. Sıradaki vapura beş dakika var. Aktarma lan nasılsa, diyip ben de giriyorum arkasından. Saatine bakıp karmakarışık çantasından ufak bir not defteri çıkarıyor. Bir şeyler daha ararken biraz önce kapağı açılmış iskambil kartları çantasına saçılıyor, o karmaşadan elinde kalemle çıkarken bense öfkesini taşıyan nefesini dinliyorum hayran hayran. Not defterine bir şeyler karalarken ben daha da meraklanıyorum. Kalabalıkta yanına doğru geçip yüzünü görmeye çabalasam da bir türlü beceremiyorum. Tam oldu derken kapılar açılıyor ve birden yanımdan geçip gidiyor kalabalığa kapılıp. Aceleyle hem yürüyüp hem de not defterini çantasına koymaya çalışırken çantasından bir şey düşürüyor fark etmeden. Eğilip bakıyorum, Maça Kızı bana bakıyor, O vapura giriyor. Vapura da binecek kadar maceraperest bir insan olmadığım için şaşkınlıkla ayrılıyorum oradan.


Anlattım hikayeyi. Beşiktaş’a gelme nedenim olan arkadaşımla sahilde otururken anlamlandırmaya çalışıyoruz. “Sen şimdi yüzünü bile görmediğin bir kıza aşık mı oldun?” diye soruyor. Bu bir aşk hikayesi değil ki diyorum, bir Ortaçgil şarkısı gibi işte yine. Bu bir yolculuk hikayesi aslında. “Nereye?” diyor. Ölüme, diyorum. “Uzun vadede tüm yolculuklar ölüme gider zaten” diye birazcık oynanmış bir Palahniuk alıntısı yaparak konuşmaya dahil oluyor içimdeki ses. "Hayat, yani" diye gülüyor. Eh, diyorum. "Eh, doğru yere çıkamayan hayat" diyor içim de.

Ya şu “olmak” meselesi var ya işte, diyorum. Hayatın tüm karmaşası, sorumlulukları arasında sıkışmış, sürüklenip giderken hayatın tüm o görüntüsü arasında bir çatlak oluşuyor ya. Yaşadığın her şeyin aktığı, bir sese kavuştuğu, sevdiklerini tutup sevmediklerinden kurtulduğun çatlak… “Yazarak yaklaştığını hissettiğin çatlak” diyor içim. “Kavuşur gibi olup sonunda hep kaybettiğin çatlak” diyor içim. “Ne tam olarak görebildiğin ne de tam olarak anlatabildiğin çatlak” diyor içim. Soğuk bir nefes alıp Boğaz’a doğru bakıyorum, “İşte öyle bi çatlak var ya, ben en çok “olma”nın o halini seviyorum” diyorum. “Anlıyorum galiba” diyor. Boşver ya, diyorum.


Koca bir dalga kıyıya vuruyor, aynı anda tek bir damlanın yanağıma düştüğünü hissediyorum. “Soğuk eşittir baş ağrısı” denklemi etkisini iyice gösteriyor. Kalkıyoruz, belki faydası olur diye beresini vermeyi teklif ediyor. Gerek yok, diyorum, kapüşonumu kaldırıp geçiriveriyor kafama. Yanından geçtiğimiz büfenin radyosundaki şarkı “Ne güzel yakıştı bak üstüne*” diyor. Birbirimize bakıp gülüyoruz ve sıcak bir yer tartışması yaparak yürümeye devam ediyoruz, uzun vadede ölüme doğru.

* Zaman - Asfalt Dünya


Read more
Related Posts with Thumbnails

Share it