Rolf Harris Sükse Yapıyor



Rolf Harris yakın zamanda Dizzee Rascal ve The Chemical Brothers ile iş yapabileceğini açıkladı.

Mart ayında 80 yaşına girecek olan Harris, Dizzee Rascal'ın kendisi ile çalışmak için temasa geçtiğini söyledi. Konu hakkında Harris: "Dizzee Rascal; ben ve bütün o acayip ses efektlerimle çalışmak istediğini söyledi" dedi ve ekledi: "Kendimi böyle teklifler alınca daha genç hissediyorum".

Harris aynı zamanda The Chemical Brothers'ın da kendisi ile çalışmak istediğini söyledi.

Kişi ölmeden önce bütün sevdiklerini bir şekilde görürmüş derler, hayırlısı diyoruz.
Read more

Stevie Wonder İyilik İşinde



Stevie Wonder, Birleşmiş Milletler Barış Elçisi seçildi.

Bugün Birleşmiş Milletler genel sekreteri Ban Ki-moon, milyonlarca kişi tarafından hayranlık duyulan Stevie Wonder'ın engelliler için yapılacak özel bir hayır işinde yer alacağın söyledi. Ki-moon, Stevie Wonder hakkında: "Milyonlarca kişinin ilgisini yine milyonlarca kişiye iade ediyor" dedi.

Küresel çapta iyilik yapma misyonunun Bono'dan alınmış olmasına U2 nasıl bir tepki verecek merak ediliyor.
Read more

Ronnie Wood Agresifleşince


Rolling Stones gitaristi Ronnie Wood dün gece 20 yaşındaki sevgilisi Ekaterina Ivanova'ya saldırıda bulunduğu şüphesiyle tutuklandı. Bu sabah kefaletle serbest bırakılan Wood'un soruşturması Haziran'a kadar devam edecek.

Bu Wood'un yakın zamandaki tek olayı değil. Geçtiğimiz Ağustos'ta sarhoş olup havalimanındaki güvenlik görevlilerine küfreden Wood, Kieth Richards'dan alkol almayı bırakmazsa Rolling Stones'un gelecek gösterilerinde yer almayı riske atacağıyla ilgili de azar işitmişti.
Read more

Goldfrapp'ten John Lennon Filmi Müzikleri


Elektronik müzik icra eden ikili en son Seventh Tree albümünü yayınlamıştı. Fakat kulaklarımızın aşina olduğu Goldfrapp tarzının üzerinden 4 yıl geçti. 2005'te yayınladıkları Supernature tadında dans ettirir nitelikte yeni Goldfrapp albümünden Rocket isimli single Mart ayında dinleyicileriyle buluşacak. Yine Mart ayında 5. albümleri Head First de raflardaki yerini alacak.

İkilinin üzerinde durduğu diğer bir proje ise genç John Lennon'ın hayatını anlatan Nowhere Boy adlı filmin müzikleri.
Read more

Old and Wise: Eric Woolfson


Alan Parsons Project'den Eric Woolfson da bizi terk etti.

1975'de Alan Parsons ile birlikte Alan Parsons Project'i kuran Eric Woolfson geçtiğimiz salı, kanser nedeniyle Londra'da hayata gözlerini yumdu.

Glasgow doğumlu müzisyen Alan Parsons Project olarak çıkardıkları 10 albümün yanı sıra pek çok büyük isme de şarkı yazmıştı. Aralarında Time ve Eye In The Sky'ın da bulunduğu pek çok Alan Parsons Project şarkısını seslendirmiş olan Woolfson'u yine bir Alan Parsons efsanesi Old and Wise'la uğurlamak yerinde bir davranış olur herhalde.
Read more

New Young Pony Club'tan Bedava Albüm


Londra çıkışlı sempatik new rave,electropop topluluk New Young Pony Club yaklaşan 2. albümleri için hazırladıkları yeni şarkılarının 14 Aralık'tan itibaren bedava indirilebileceğini duyurdu.

Lost A Girl isimli parçaya grubun websitesi; newyoungponyclub.com'dan ulaşmak mümkün. Aynı zamanda parçaya 1 Mart'ta yayınlayacakları The Optimist albümüyle de erişilebilir.

Grubun yeni albümü The Optimist,2007'de yayınladıkları çıkış albümleri Fantastic Playroom'un izinden gider nitelikte.

Son olarak,grup 22 Şubat'ta verilecek olan NME ödüllerinde sahne alacak.
Read more

'Wires:The Best Of Athlete' Çok Yakında


Grandaddy ve The Flaming Lips hayranı İngiliz indie rock topluluk Athlete 'Best Of'la geliyor. Albümün adı Wires ve Ocak 18 itibariyle piyasada yerini alacak.

Wires:The Best Of Athlete'in şarkı listesi ise şu şekilde;

El Salvador
Beautiful
You Got The Style
Wires
Half Light
Westside
Vehicles&Animals
Tourist
Hurricane
The Outsiders
Stand In The Sun
Twenty Four Hours
I Love
Tokyo
Best Not To Think About It
Plain English
Read more

Smiths Denince Akla...


Smiths denince Morrissey'le beraber zihnimizde çakan isim Johnny Marr,şu sıralar Tony Krantz tarafından yönetilen The Big Bang filminin müziklerine yapmakla meşgul.

Snoop Dogg ve Antonio Banderas'ın başrolleri üstlendiği filmin konusu bir dedektiflik hikayesi. Post-prodüksiyon aşamasında olan yapım 2010'da yayınlanacak.
Read more

Razorlight Belgeseline Çok Az Kaldı



Charles Henri-Belleville tarafından yönetilen Rock and Roll Lies isimli Razorlight belgeseli çok yakında yayınlanıyor. Filmi 8 Aralık'da Londra'da yapılacak özel gösteriminin hemen ardından 9 Aralık günü Babelgum'dan izlemek mümkün olacak.

Grup şu sıralar stüdyoda davulcuları Andy Burrows'un ayrılığından sonra yayınlanacak ilk albümlerini hazırlamakla meşgul.
Read more

Limp Bizkit Geri Dönüyor



Fred Durst twitter'da Limp Bizkit'in yeni albümünün ismini ifşa etti. Albümün ismi Gold Cobra. İsimden de anlaşılacağı üzere Limp Bizkit hala aykırı, hala esprili.


2005'den beri haber alınamayan grup en son The Unquestionable Truth (Part 1) isimli albümlerini yayınlamıştı. Ne yazık ki albüm başarısız oldu. Ardından grubun bel kemiği gitarist Wes Borland'ın ayrılmasıyla grup birkaç senedir boşluktaydı. Fakat Wes Borland'ın ve davulcu John Otto'nun gruba geri dönmesiyle beraber grup 2000'den beri ilk kez orjinal kadrosu ile albüm çıkaracak gibi görünüyor.
Read more

2010 Grammy Adayları


A.B.D.'nin bir nevi müzik oskarları olan Grammy'ler 1957'den beri dağıtılıyor, yıllar geçtikçe de dünya çapında daha fazla ses getiriyorlar.


Bu yıl ödüller adına 52.si düzenlenecek olan tören 31 Ocak 2010'da Los Angeles, Staples Center'da yapılacak. Fakat adaylar şimdiden açıklanmış durumda.

Adaylar 1 Ekim 2008 - 31 Ağustos 2009 tarihleri arasında çıkan kayıtlarına göre değerlendiriliyor ve aşağıda görüleceği üzere geniş bir değerlendirme söz konusu. Beyonce 10, Taylor Swift 8, Lady Gaga 5 adaylığıyla bu senenin parlayan isimleri.

Buyrunuz popüler birkaç kategori:


Yılın şarkısı

Poker Face – Lady Gaga
Pretty Wings – Maxwell
Single Ladies (Put A Ring On It) – Beyoncé
Use Somebody – Kings of Leon
You Belong With Me – Taylor Swift

En iyi pop grubu
Black Eyed Peas – “I Gotta Feeling”
Bon Jovi – “We Weren’t Born to Follow”
The Fray – “Never Say Never”
Daryl Hall and John Oates – “Sara Smile”
MGMT – “Kids”

En iyi rock albümü
AC/DC – Black Ice
Eric Clapton and Steve Winwood – Live from Madison Square Garden
Green Day – 21st Century Breakdown
Dave Matthews Band – Big Whiskey and the GrooGrux King
U2 – No Line on the Horizon

En iyi solo rap performansı
Drake – “Best I Ever Had”
Eminem – “Beautiful”
Jay-Z – “D.O.A (Death of Auto-Tune)”
Kid Cudi – “Day ‘N’ Nite”
Mos Def – “Casa Bey”

Yılın kaydı
Beyoncé – “Halo”
Black Eyed Peas – “I Gotta Feeling”
Kings of Leon – “Use Somebody”
Lady Gaga – “Poker Face”
Taylor Swift – “You Belong With Me”

Yılın albümü
Beyoncé – I Am…Sasha Fierce
Black Eyed Peas – The E.N.D.
Lady Gaga – The Fame
Dave Matthews Band – Big Whiskey and the GrooGrux King
Taylor Swift – Fearless

En iyi yeni sanatçı
Zac Brown Band
Keri Hilson
MGMT
Silversun Pickups
The Ting Tings

Buyrun bunlar da dikkat çeken diğer isimlerin adaylıkları:

-Coldplay (2): En iyi rock grubu performansı ("Life In Technicolor II"), En iyi kısa müzik videosu ("Life In Technicolor II")  
-Green Day (3): En iyi grup rock performansı ("21 Guns"), En iyi rock şarkısı ("21 Guns"), En iyi rock albümü (21st Century Breakdown)

-Imogen Heap (2): En iyi enstrümental pop performansı ("The Fire") 

-Kings Of Leon (4): Yılın kaydı ("Use Somebody"), Yılın şarkısı ("Use Somebody"), En iyi rock grubu performansı ("Use Somebody"), En iyi rock şarkısı ("Use Somebody")

-Lamb Of God: En iyi metal performansı ("Set To Fail")

-Metallica: En iyi hard rock performansı ("The Unforgiven III") 

-Pearl Jam: En iyi rock şarkısı ("The Fixer")

-Katy Perry: En iyi kadın vokal performansı ("Hot N Cold")

-Slayer: En iyi metal performansı ("Hate Worldwide")

-Bruce Springsteen (4): En iyi pop vokal işbirliği ("Sea Of Heartbreak," with Roseanne Cash), En iyi solo rock vokal performansı ("Working On A Dream"), En iyi rock şarkısı ("Working On A Dream"), Film, televizyon veya medya için yapılmış en iyi şarkı ("The Wrestler")

-Twilight Soundtrack: En iyi derleme film müziği

-U2 (3): En iyi rock grubu performansı ("I'll Go Crazy If I Don't Go Crazy Tonight"), En iyi rock şarkısı ("I'll Go Crazy If I Don't Go Crazy Tonight"), En iyi rock albümü (No Line On The Horizon)

-Yeah Yeah Yeahs: En iyi alternatif müzik albümü (It's Blitz!)

Read more

Corinne Bailey Rae Yeni Albümle Geliyor


Corinne Bailey Rae yeni çıkacak albümü The Sea'nin detaylarını anlattı.

1 Şubat'ta I'd Do It All Again isimli yeni single'ı ile aynı gün yayınlanacak olan albümün bazı şarkılarının kocasının aşırı dozdan ölümü sonrasında hissettikleriyle ilgili olduğunu belirtti.

The Sea'nin şarkı listesiyse şu şekilde:

Are You Here
I'd Do It All Again
Feels Like The First Time
The Blackest Lily
Closer
Love's On Its Way
I Would Like To Call It Beauty
Paris Nights/New York Mornings
Paper Dolls
Diving For Hearts
The Sea
Read more

The Killers'dan Christmas Şarkısı


Killers Afrika'daki AIDS'le savaşmak için çalışan RED için 4. kez Noel single'ı çıkardı.

Wild Light ve Mariachi El Bronx'un da katkıda bulunduğu parça Happy Brithday Guadalupe adını taşıyor ve Dünya AIDS günü olması sebebiyle bugün iTunes'da yerini aldı.

İspanyol ruhu taşıyan bu şarkıyı satın alıp, AIDS'le savaşta ufak da olsa bir katkınız olsun istiyorsanız bunun için sadece tek bir tık yeterli. "Yok ben klibi göreyim" diyorsanız, buyrun:
Read more

Yıl Dönümü: Regina Spektor


Bundan 10 yıl önce müzik piyasasına tam da bugün giren Regina Spektor üzerine:

İnsanlara altı dil öğreten bir Sovyet eğitim sistemine olan inancımı; Rus pazarında elindeki; plastik saplı, kalitesiz büyütecin camının çizilmez olduğunu iddia eden adamı dinledikten sonra yitirmiştim. İnsanın kanını kaynatan, dik ve onurlu durmasını sağlayan; marşı, askerleri ve mimarisi olan bu birliğin dağılmasının önemini yıllar sonra fark edecek kadar ufaktım o yıllarda.

Sovyetler vatandaşı insanların; son derece kültürlü, tevazu sahibi ve dalgın bakışlı kimseler olduğuna ise inanmayacak kadar Çeçenistan hikayesi dinledim. Gözümde bütün Sovyetler'in Ruslar'dan oluştuğu yanılgısı olduğu müddetçe; nerede "Doğu Avrupa" sözü duysam, votka içmekten başka eğlencesi olmamak bir yana, yaptığı başka bir iş bulunmayan insanlar gelir aklıma.

Sovyetler Birliği'nde aydın olmak nasıl bir histir bilmiyorum. Açıkçası kendi ülkemde bile, aydın olmanın nasıl bir his verdiği konusunda en ufak tecrübem yok. Bütün bu yoksunluğuma rağmen Regina Spektor'ın doğduğu ailenin ülkesinin aydın ve kalburüstü kesiminden olduğunu anlayabiliyorum. Bir sanatçının hayatını okurken ailesinin de sanatla ilgilendiğini öğrenmek nedense o insanın sanatını bir anda gözümde değersizleştirir. Tesadüflerden yoksun, sanki tamamen öyle olması gerektiği için olmuş gibi gelir bu insanların üretimi. Babası doktor olduğu için doktor olan ya da sıkça karşılaştığımız öğretmen ailelerindeki kadar normaldir aslında bu insanların sanatçı olmaları. Haksızlık ettiğimi kendime ispatlamak içinse bu insanların yapıtlarına normalde harcayacağımdan daha fazla vakit harcarım. Sonuçta edindiğim fikir yine de; Regina Spektor'ın babasının fotoğrafçı, annesinin de müzikolog olduğu için bir sanatçı olduğudur.

Regina Spektor, üzerinde iki saatlik okuma yaparak hazmedemeyeceğiniz kadar yenilikçi bir müzisyen. Ruhsuz bir müzik yapmasını bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacak tarzı var Regina Spektor'ın. Bazı şarkılarındaki alaycılığı ve ironiyi sezmek için İngilizce bilmeye bile gerek duymayacaksınız. Sovyet eğitim sisteminin hiç değilse bazılarını iyi yetiştirdiğine inanmam, Regina Spektor'ı tanımam ile başlar. Bundan tam 10 yıl önce yaptığı demo çalışması ile müzik piyasasına giren bu ismi hiç tanımayanların "Fidelity", bu şarkıyı az da olsa bilenlerin ise "Better" ile dinlemeye başlamalarını tavsiye ederim. Müzik piyasasındaki 10. doğumgünün kutlu olsun Regina.
Read more

Cem Adrian ve Yaklaşan Konseri


Sesi 7 oktav mı yoksa değil mi insanı Cem Adrian, Tattoo Convention Türkiye Dövme Sanatı ve Müzik Festivali kapsamında 5 Aralık 2009 tarihinde The Hall ( Küçük Bayram Sokak, No: 7 Beyoğlu ) isimli mekanda sahne alacaktır.

Kendisiyle ilgilenenler bu konserle ilgilensin derim ben.

Not: Nedenini bilemediğim bir şekilde +18 yaş sınırı varmış.
Read more

She & Him: Volume Two Yolda

She & Him'in She'si, aktris/müzisyen Zooey Deschanel, MTV'ye Joseph Gordon-Smith ile birlikte (500) Days of Summer ile ilgili verdiği röportajda yeni She & Him albümünün hazır olduğunu, 2010 ilkbaharında piyasaya çıkacağını itiraf etti. Böylece Ekim 2008'de "Him" M. Ward'un "yeni albüm üzerinde çalışıyoruz" açıklamasından sonraki bir yıllık belirsizlik nihayete erdi. Deschanel ilk albümleri "Volume One"dan sonra ikinci albümü de aynı şekilde (Volume Two) adlandıracaklarını, ve turne planları olduğunu da ekledi.
Read more

1-Hit Wonder: Macarena



Önce sağ kol, sonra sol kol öne (Kolların omuz hizasında olmasına dikkat edilmeli). Ardından avuç içleri görünecek biçimde elleri çevirin, sağ ve sol tabii ki (Bu sağ ve solları ihmal etmeyin, her harekete uygulamanız gerekiyor). Fakat bunları yaparken unutmamalısınız ki, şarkı boyunca bir yandan da ayaklarınızdan aldığınız kuvvetle hafifçe süzülmeniz gerek. Diğer kısımda omuzlarınıza ellerinizin değmesi olacak (Kolları çarprazlamayı unutmayın). Çarprazlamayı başınızın arkasına ellerinizi götürerek çözün. Sonrasında elleri baştan kalçaya omuzda olduğu gibi çarprazlayarak götürün. Ama bu seferde ellerinizi kalça üzerinde çözmelisiniz. Ellerinizi çözdükten sonra hafifçe eğilin, sallanın ve hafifçe zıplayarak yönünüzü değiştirin.


1-Hit Wonder serimizin ikinci bölümüne 90'lara ait karelerden birinin tasvirini yapmaya çalışarak başladım. Yaptığım tasvir yukarıda da görüleceği gibi nam-ı değer Macarena'nın dansına ait.



Ülkemin insanları; erkek, kadın, yaşlı, genç, amca, teyze demeden  bir şekilde bu dansa bulaşmış, yukarıdaki karenin içinde kendine yer bulmuştu. Bu bir salgındı. Sadece bize özgü de değil, dünyanın her yerinde bu böyleydi.  Macarena'nın dansını anlatan videolar yayınlanıyor, hatta Macarena filmlere bile konu oluyordu. Bilgisayar ekran koruyucuları bile Macerana'dan nasibi almıştı. İlkokul müsamerelerinin vazgeçilmezi bu şarkıda dans eden tayt giydirilmiş çocuklardı (Evet, onlardan biri de bendim). Lafın kısası şarkı ve şarkının dansı her yerdeydi, kuşatılmıştık. Zihinsel bir işgal durumu söz konusuydu. Şarkıyı duyamadığımız zamanlarda kafamızda çalıyordu durmadan. Olur olmadık dans da edebiliyorduk haliyle. Özellikle sahiller, kumsallar '96 yazının favori dans mekanlarıydı.


Müzikle alakalı aklımda kalmış en eski anılar galiba bunlar. Düşünüyorum, hafızamı zorluyorum daha geriye gitmem imkansız. Macarena yaldızlı harflerle kafamda yerini bellemiş, belki kendinden  öncesine de ket vurmuş. Bugün için şarkının bu durumu bana garip gelse de, hayatımda bu kadar somut etkilere sahip bir şarkı daha var mı bilemiyorum.

Kitleler içinde geçerli bu zihin işgali durumu. Her ne kadar birçoğumuz şimdi burun kıvırsak da -yukarıki paragraflarda da değindiğim gibi -bir dönem için bu şarkı hayatımızda fazlaca yer edinmişti. Lakin şarkının parlayıp sönmesi de bir o kadar hızlıydı. Zaten kaçımız şarkıyı söyleyen grubun ismini biliyoruz ki?

Diyeceğim o ki, VH1'in da nitelediği gibi şarkı gelmiş geçmiş en iyi 1-Hit Wonder'dı. Bu etiketi layıkıyla taşıyordu.

Son olarak şarkıyla ilgili  çarpıcı bir bilgi:

-Macarena bugüne kadar yapılmış en büyük latin hiti, tam olarak 11 milyon satmış tekliğiyle. Şarkı Billboard listesinde 60 hafta kalarak bir rekora imza atmış durumda. Ayrıca şarkının bu haftaların 14'ünde 1 numarada yer aldığının da altını çizmek gerek.



Read more

Morrissey'in İntihar Eğilimi


Morrissey daha önce intihara niyetlendiğini ve intihar etmenin onurlu bir davranış olduğunu düşündüğünü açıkladı.

Konuğu olduğu BBC Radio 4 programı Desert Island Discs'de konu ölüme gelince Morrissey kendisine yöneltilen "Hiç ölümünüzün kontrolünü elinize almayı düşündünüz mü?" sorusuna "Evet düşündüm. Evet ve kendi kendini yok etmenin de onurlu bir davranış olduğunu düşünüyorum. Hep böyle düşündüm. Bu çok büyük bir kontrol işi ve bunu yapan insanları anlayabiliyorum" diyerek cevap verdi.
Read more

Los Campesinos! ve Kanlı Albüm Kapakları


2007 oluşumlu,isminde ünlem bulunduranlar kategorisinden indie İngiliz topluluk Los Campesinos! yeni albümün 1 Şubat itibariyle yayınlanacağını duyurdu. Albümün adı Romance is Boring.

Albümün kapağındaki kanayan bacağın mimari,artwork'ünden sorumlu olan isimse Cari Ann Wayman.
Read more

Adım Adım Arcade Fire


Funeral gibi bir albümün 7. sırada yer alması ya da crazy in love gibilerinin Rebellion'ı sollaması elbette kaale alınacak bir hadise teşkil etmiyor. Biliyoruz ki Arcade Fire kime göre,neye göre şeklindeki sorgulamalara dahi mahal vermeyecek kadar iyi bir topluluk,2000'lerin kazandırdığı yegane değerlerden.

Böyle bir parantez açmanın dayanılmaz hafifliğini hissettikten sonra asıl habere dönecek olursak;evet adım adım Arcade Fire albümüne yaklaşıyoruz. Albüm 2010'da geliyor ve Mercury adını taşıyor. Arcade Fire en son 2007'de Neon Bible adını taşıyan bir albüm yayınlamıştı.

David Bowie&Arcade Fire ikilisinden Wake Up geliyor nostalji yaşamak isteyenler ve Arcade Fire'ı henüz keşfetmemiş olanlar için;


David Bowie & The Arcade Fire - Wake Up (Live)
Read more

Seslerin Getirdiği: Merhaba, Ben...




Başım yastığımda, düşünüyorum. Yurt odası sıkıntısı, zorunlu sosyalliğin insanı kendi içine daha da döndürmesi, kendine bakmak, bakmak ve bakmak… Uykum var aslında, uyumam lazım şu anda. Şimdiye kadar sırtımı çevirip uyuyarak kaçtım her şeyden. Bildiğim en kolay ve rahatlatıcı zihin boşaltma metodu. Peki ya şimdi? Artık elim başımda düşünüyorum, ellerimle saçımı daha sık karıştırıyorum ve oralardan, o dokunduğum sert dokunun arkalarından bir yerlerden bir ses duymaya çalışıyorum. Tın! Ve o boşlukta yeniden yeniden yankılanıyor. Tın, tın, tın… Akan bir musluk gibi… Bu mudur, diye soruyorum Boşluk sanki ellerimde, eğiyorum, büküyorum, çekiştiriyorum ama yok. Uykumu geri istiyorum, o da yok. 




“Tın”lar yankılandıkça büyüyorlar. Büyüdükçe birbirleriyle karışıyorlar ve kakofoniye dönüyor her şey. Heyecanlanıyorum. Kalp atışlarım var şimdi. Ve o da kakofoniye katılıyor. Unuttum düşündüğüm şeyi bir anlığına, kalbimin değişken ritimleriyle o karmaşada tüm benliğim. Rahatsız eden bir şeyler var, kulak tırmalayan; ama kabuk bağlayan yarayı kaşımak gibi, hoşlanıyorum bundan. Salınıyoruz birlikte, biçimden biçime giriyoruz.



Seslerle sarılı etrafım ve çarpışıp duruyoruz. Bu ne, diyorum.“Merhaba, ben Kaygı” diyor. Koşmaya başlıyorum, bir başkasıyla çarpışıyoruz ve “Pardon. Merhaba ben Güvensizlik”. Sıyrılıp geçiyorum. “Merhaba, ben Beklenti”, “Ben, Korku”, “Ben, Çekingenlik” “Merhaba…” Koşuyorum, koşuyorum, nefesim daralıncaya kadar koşuyorum ta ki sessizliğe ulaşıp yere yığılana kadar. Kişisel gelişimden nefret ederim, diyorum. Nefret ediyorum.



Ve zihnim biraz canlanmaya başlıyor. Derin bir nefes alıp o koca soruyu tekrar gönderiyorum o koca boşluğa: Sen ne’sin ki de, onlara ne olduğunu ispat edeceksin? Yavaş yavaş her şey yerine oturuyor. Boşluktan bu sefer öyle sıcak, öyle samimi, öyle yumuşak, aynı zamanda bir o kadar da donuk bir ses geliyor ki cevaptan önce ona takılıyorum. “Merhaba, ben Berhan” diyor ses. Duruyorum. Şaşkınım. Bu mudur, diye soruyorum, yeniden. “Elbette değil. Belki bir içses olabilirim ama gerizekalı değilim” diyor. Güzel. Peki şimdi beni nasıl anlatacağız? “Sen hep kolay anlatılamayacak biri olmak istemedin mi?” diyor. Güzel, olmuş olabilir öyle şeyler ama asla anlatılamayacak biri de olmak istemedim, diyorum. Bir yazı, sadece bir yazı istediğim. Sesinin tonu değişiyor, sesler var yine bir sürü. Sağımda, solumda… Kendimi seslerle sarılı hissediyorum. Gözümün önünden hayatımda hiç yaşamadığım, hiç hayal etmediğim anılar, ya da daha doğrusu yaşam parçaları geçiyor. Anlamıyorum. “Sen insanlara hep bunu yaptın” diyor. “Ve hala hiçbir şey anlamıyorlar”.




Başımı yastıktan kaldırıyorum. Boynuma dolanan kabloları düzeltip kulaklığı çıkarıyorum. Bilmem kaçıncı tekrarda, bilmem kaçıncı bölüme takılmışım. Playerın dur tuşuna basıyorum ve kayıp giden yazıya bakıp gülümsüyorum: Paranoid Android. “Ne alaka?” diyor. Yataktan inip su içmek için bardağımı arıyorum. Suyla boğazımı yeniden hayata döndürdükten sonra, “Anlamdan bahsetmiyor muyduk?” diyip kontrolü elime alıyorum. Karşımda bir insan olsaydı anlamsız bakışlarımızdan sonra gülümseyerek her şeyi anlatabilirdik birbirimize. Öyleymiş gibi hayal ediyorum, ses benim ne de olsa, anlaşıyoruz. Dişlerimi fırçalamak için lavaboya doğru giderken “Yenilere gelelim dedin 10 yıldan önceye gittin” diyor. “Türkçe müzikten bahsedelim dedin o da yok” diye ekliyor. “Üstelik hala insanların anlamayacağı şeylerden bahsediyorsun” diyerek noktayı koyuyor. “Merhaba, ben Berhan" diyorum. Gülümsüyoruz.



Dişlerimi fırçalayıp, aynadaki görüntümden gözlerimi alarak yatağıma, odamdaki yegane kişisel mekanıma, geri dönüyorum. Başımı yastığa bu sefer tatlı bir uyku için koyuyorum. Sabah yeniden boynumdan toplamak üzere kulaklığımı takıp hayal bile edemeyeceğim düşler görmeme yardım edecek bir şarkı seçiyorum, kendimce. Gözlerimi kapatmadan önce “En azından kendini ifade edebildiğini düşünüyor musun?” diyor. Konunun kapanmadığını biliyorum ama uyumam gerektiği için ortaya anlamlı gibi bir cümle atıp başımdan savıyorum: God loves his children.



Yeah!
Read more

Bu Da Alternatif Liste



Birbiri ardına yayınlanan birbirinin fazlaca benzeri listelerden sıkılmaya başlamışken, ilginç bir şekilde insanı heyecanlandırabilen bir liste ile karşılaşabilmek gerçekten güzel bir duyguymuş. Lafını açmaya çalıştığım söz konusu listede Amerikan menşeili alternatif müzik dergisi Alternative Press'in Haircut 100 listesi.


Liste son 10 yılın en iyi 100 punk/emo single'ını belirlediğini iddia etse de kimi yerlerde çok daha fazla alternatif gruplara da kayabilmiş. Deftones ve Muse mesela. Ayrıca listede acemi grupların ustalara olan baskınlığı göze çarpıyor. Bu durum listenin usta gruplara yapılmış bir haksızlık olduğunu düşündürtüyor ister istemez.

Fakat listenin bir numarasının Omar Rodriguez Lopez'in kült mertebesine erişmiş eski grubu At the Drive-In 'in fazlaca enerjik One Armed Scissor parçasına ait olması takdire şayan. 

Buyrunuz listenin tamamı şu şekilde:


100. Alkaline Trio - "We've Had Enough"
99. Cursive - "Art Is Hard"
98. Death Cab For Cutie - "Soul Meets Body"
97. Boys Like Girls - "The Great Escape"
96. Death Cab For Cutie - "I Will Follow You Into The Dark"
95. Rival Schools - "Used For Glue"
94. Rise Against - "Ready To Fall"
93. Weezer - "Island In The Sun"
92. Something Corporate - "Punk Rock Princess"
91. The Dillinger Escape Plan - "Panasonic Youth"
90. Bad Religion - "Los Angeles Is Burning"
89. Ted Leo & The Pharmacists - "Me And Mia"
88. Hawthorne Heights - "Ohio Is For Lovers"
87. Manchester Orchestra - "I've Got Friends"
86. Lifetime - "Airport Monday Morning"
85. Jimmy Eat World - "A Praise Chorus"
84. Saves The Day - "Freakish"
83. Blink-182 - "Adam's Song"
82. Brand New - "Jesus Christ"
81. Taking Back Sunday - "You're So Last Summer"
80. AFI - "The Days Of The Phoenix"
79. Rise Against - "Give It All"
78. Gym Class Heroes - "Cupid's Chokehold"
77. Glassjaw - "Pretty Lush"
76. Death Cab For Cutie - "The New Year"
75. Green Day - "Jesus Of Suburbia"
74. The Faint - "I Disappear"
73. Hot Hot Heat - "Bandages"
72. Dropkick Murphys - "I'm Shipping Up To Boston"
71. Motion City Soundtrack - "Everything Is Alright"
70. Death Cab For Cutie - "The Sound Of Settling"
69. Fall Out Boy - "Dance, Dance"
68. The All-American Rejects - "Dirty Little Secret"
67. Plain White T's - "Hey There Delilah"
66. Muse - "Starlight"
65. Bright Eyes - "Lover I Don't Have To Love"
64. Green Day - "Wake Me Up When September Ends"
63. AFI - "Girl's Not Grey"
62. The Hives - "Hate To Say I Told You So"
61. Sparta - "Cut Your Ribbon"
60. Glassjaw - "Ape Dos Mil"
59. Straylight Run - "Existentialism On Prom Night"
58. Say Anything - "Wow, I Can Get Sexual Too"
57. Cobra Starship - "Snakes On A Plane (Bring It)"
56. Bad Religion - "Sorrow"
55. Anthony Green - "Dear Child (I've Been Dying To Reach You)
54. Taking Back Sunday - "MakeDamnSure"
53. Green Day - "Boulevard Of Broken Dreams"
52. Rise Against - "Swing Life Away"
51. Dashboard Confessional - "Hands Down"
50. The Bouncing Souls - "True Believers"
49. Modest Mouse - "Float On"
48. Blink-182 - "The Rock Show"
47. My Chemical Romance - "Welcome To The Black Parade"
46. Against Me! - "Thrash Unreal"
45. The Used - "A Box Full Of Sharp Objects"
44. Motion City Soundtrack - "The Future Freaks Me Out"
43. The Shins - "New Slang"
42. Yellowcard - "Ocean Avenue"
41. The Postal Service - "The District Sleeps Alone Tonight"
40. Underoath - "Reinventing Your Exit"
39. Paramore - "That's What You Get"
38. Saves The Day - "Shoulder To The Wheel"
37. Panic! At The Disco - "I Write Sins Not Tragedies"
36. Phantom Planet - "California"
35. The Starting Line - "The Best Of Me"
34. 3OH!3 - "Don't Trust Me"
33. Silversun Pickups - "Lazy Eye"
32. New Found Glory - "My Friends Over You"
31. Brand New - "Sic Transit Gloria…Glory Fades"
30. AFI - "Miss Murder"
29. Alkaline Trio - "Stupid Kid"
28. Andrew W.K. - "Party Hard"
27. Say Anything - "Alive With The Glory Of Love"
26. New Found Glory - "Hit Or Miss"
25. The All-American Rejects - "Move Along"
24. Green Day - "American Idiot"
23. Piebald - "American Hearts"
22. Brand New - "The Quiet Things That No One Ever Knows"
21. The Used - "The Taste Of Ink"
20. Paramore - "Misery Business"
19. The All-American Rejects - "Swing, Swing"
18. Deftones - "Change (In The House Of Files)"
17. Head Automatica - "Beating Heart Baby"
16. Muse - "Time Is Running Out"
15. Saves The Day - "At Your Funeral"'
14. Brand New - "Jude Law And A Semester Abroad"
13. The Gaslight Anthem - "The '59 Sound"
12. Jimmy Eat World - "Bleed American"
11. Blink-182 - "All The Small Things"
10. Thursday - "Understanding In A Car Crash"
9. Jimmy Eat World - "The Middle"
8. My Chemical Romance - "Helena"
7. Dashboard Confessional - "Screaming Infidelities"
6. The Postal Service - "Such Great Heights"
5. Taking Back Sunday - "Cute Without The 'E' (Cut From The Team)"
4. Fall Out Boy - "Sugar, We're Goin' Down"
3. Jimmy Eat World - "Sweetness"
2. My Chemical Romance - "I'm Not Okay (I Promise)"
1. At The Drive In - "One Armed Scissor"





Read more

Adam Lambert Geri Adım Atmıyor


22 Kasım'da gerçekleştirilen American Music Awards'daki sahne şovuyla çok tepki toplayan Adam Lambert geri adım atmamaya kararlı.

Gösteride provaların "biraz" dışına çıkan şarkıcı sahne şovuyla hem ABC'dekileri hem de seyircileri oldukça şaşırtmıştı. Seks içerikli koreografisi ve ekibin erkek üyelerinden biriyle öpüşmesine gelen tepkilere ise cevabı hazır: "Ben bebek bakıcısı değilim, performans sanatçısıyım"

Kendini biraz fazla kaptırmış olduğunu kabul etse de bunda yanlış bir şey olmadığını düşünen şarkıcı insanların neden rahatsız olduklarını anladığını ama amacının bu olmadığını söyledi. Şovda küçük hayranlarını göz önünde bulundurmadığını çünkü bunun bir gece şovu olduğun belirten Lambert "Çocukların ne izleyip ne izlememesi gerektiğine ebeveynlerin karar vermesi gerekir" dedi.



Ve tabii henüz görmemiş olanlar için o olaylı performans:

Read more

Bryan Ferry'den Heyecan Veren İşbirlikleri



Roxy Music'in eski esas adamı, şu an solo kariyeriyle meşgul Bryan Ferry'nin yeni albümünde çalıştığı isimler müzik dünyasında büyük ilgi çekti.


Bu isimlerden birkaçını sayarsak: Radiohead gitaristi Jonny Greenwood, Red Hot Chili Peppers basçısı Flea ve ünlü yapımcı-müzisyen Nile Rodgers.


Ayrıca Ferry,  kendi sitesinden albüm kayıtlarıyla ilgili bir video yayınlayarak -fonda çalan Boys and Girls'ün gizemli melodisinin de katkısıyla-  albüm üzerindeki merakı daha da artırdı.

Read more

Eluvium'dan Yeni Albüm



Bambaşka dünyaların huzurlu müziğini bizlere taşıyan Eluvium, Matthew Cooper'ın 2008 yılında kendi adı altında çıkardığı Miniatures albümden sonra Smiles ile yeniden aramıza dönüyor.


İlk defa vokal ve perküsyonun da kayıtlarda kullanıldığının söylendiği albümün çıkış tarihi olarak 23 Şubat belirlendi. 


Parça listesi:


01 Leaves Eclipse the Light
02 The Motion Makes Me Last
03 In Culmination
04 Weird Creatures
05 Nightmare 5
06 Making Up Minds
07 Bending Dream
08 Cease to Know

Read more

Mixtape: İETT



Geçtiğimizi günlerde İETT dolaylarından gelen yüklü ulaşım zammı, zihnimizi gün geçtikçe daha az meşgul ediyor olsa da içindekileri büyük bir hızla tüketmek suretiyle bizi cüzdan kullanma mecburiyetinden azat (!) etmeye devam ediyor. Ne var ki elindekiyle yetinmeyi bilmeyenler, haddinden fazla olan paralarımızı alarak bizi başka türlü harcamalarla uğraşma derdinden kurtaran İETT'ye minnettarlık duymak yerine "Peki yanında ne var? Hizmet filan?" diye soruyorlar. İşte bu kez bu kadir kıymet bilmezlerin sorularını cevaplamaya, İETT'nin hizmetlerini ve onlardan yararlanmanın bünyelerde yarattığı hisleri anlatmaya çalıştık. İyi dinlemeler, iyi yolculuklar.



A Yüzü

1. Guns N' Roses - Welcome To The Jungle
2. Cat Stevens - Sitting
3. Rolling Stones - You Can't Always Get What You want
4. Pulp - Help The Aged
5. Sa-Ra Creative Partners - Move Your Ass
6. Keane- Somewhere Only We Know
7. Lynyrd Skynyrd-That Smell
8. Duman- Haberin Yok Ölüyorum

B Yüzü

1. Radiohead - Packt Like Sardines In A Crushed Tin Box
2. The Beatles - Why Don't We Do It in the Road?
3. Lily Allen- Shame For You
4. Radical Noise - Governmentality
5. Pain Of Salvation- Idiocracy
6. Nil Karaibrahimgil - Ben Aptal Mıyım
7. Nickelback - Never Again
8. Paramore- Here We Go Again


Bonus Track: Bob Dylan - Most Likely You Go Your Way (And I'll Go Mine)
Read more

Dio Kanser


Black Sabbath ve Rainbow'da vokalistlik yapmış, şimdilerdeyse kendi adını yaşıyan grubu Dio ve Hell&Heaven'ın frontmanliğini yapan müzisyen Ronnie James Dio'ya mide kanseri teşhisi kondu.

Kanserin henüz başlangıç safhasında olduğunu ve Dio'nun hemen tedaviye başlayacağını belirten eşinin konuyla ilgili açıklamaları Dio'nun hastalığı atlatır atlatmaz tekrar sahnelere ve hayranlarına döneceği yönünde.
Read more

Sonat: Haluk Bilginer Röportajı



Sonunda günlerdir takip ettiğiniz kuplelerimiz birleşti ve sonat haline geldi. Kupleler, sizi Shakespeare’e yönlendirdi, bizi de Oyun Atölyesi’nin 7 adlı yeni oyununa. 7, bir Şekspir Müzikali. Bir erkeğin ömrünü 7 evrede, Shakespeare’in bütün oyun ve sonelerinden derlenerek hazırlanan bir kolaj ile anlatan bir müzikal. Erkeği Haluk Bilginer canlandırıyor. Onun her yaptığına bir kulp takan, her şeyi açıkça yüzüne vuran, soykarıları da Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan. Yönetmen Kemal Aydoğan. Söz William Shakespeare, müzik Tolga Çebi.

Önce oyunu izledik. Oyunu izlerken oyuna bayıldık. Hayret ettik. İzlediğimize gözlerimiz, duyduğumuza kulaklarımız inanamadı. Sonrasında Haluk Bilginer ile röportaj yaptık ve bunu sizlerle paylaşmaktan büyük bir zevk duyuyoruz.

Başlamadan bir not: Röportaja nasıl başladığımızı hatırlamıyoruz. Daha doğrusu biz o akşam Haluk Bilginer ile röportaj yapmaktan ziyade sohbet ettik ve bu bir yerden itibaren kayda başladık. Bu yüzden yazıya üç nokta ile başlıyoruz. Ve inanın, sohbetin sonu gelmek bilmedi ve gelmesini de hiç istemedik...


Haluk Bilginer: ...Shakespeare Türk olsaydı, 1900’de olsaydı bunu nasıl ifade ederdi? Önce onu kendi dilinde söylediği şeyin ruhunu kavrayacaksın, sonra sen Türkçe nasıl söylersin bunu? Mesela, Can Yücel hiç tercüme demez de “Türkçe söyleyen” der. Nitekim son şarkı Can Yücel’indir. Ona hiç dokunmadım.

Zeynep: Bir ihtimal daha var...

Haluk Bilginer: Evet ona da dokunmadım. O yanlış bir tercümedir mesela ama esprilidir. “To be or not to be”, “bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin,” değildir. Aslında o Hamlet’in ne yaptığının yanlış anlaşılmasına bile yol açabilir. Sanki bir intihar tiradı gibi anlaşılabilir -ki değildir. “To be or not to be”den konuşur. Ne yapacağına karar verememiş salak çocuktur yani. Sonra ölümü düşünür. Ölmek mi daha iyi? Uyumak mı? Ölmek mi uyumak mı? Bir ihtimal daha var derken, türk kodunu kullanmıştır -ki çok güzel yapmıştır bence ama. Ona bakarsan, şimdi orjinalini hatırlamıyorum ama “Kötüler kadı olmuş Yemen’e” dememiştir Shakespeare heralde aslında ama çok güzel ifade ediyor Shakespeare’in ne demeye çalıştığını. Türkçe bir deyim kurumu.

Zeynep: Türkiye’de yapılan Shakespare çevirilerini beğeniyor musunuz?

Haluk Bilginer: Beğenmiyorum. Biz Orhan Birian, Bülent Bozkurt çevirilerini oynadık bugüne kadar. Fakat ona rağmen biz üç dört çeviri üzerinde mutlaka çalışıp düzeltmeler yaptık. Hele eski çevirilerde çok büyük yanlış anlaşılmalar var. Shakespare’i kavramamışlık var, edepli olma kaygısı var. Halbuki Shakespeare çok edepsizdir. Çevirisini yaparken Shakespeare gibi edepsiz olmak gerekir. O edepli olma kaygısından “Aman, şimdi burada küfretmeyelim!” diye dili bozmuşlar, anlamı, anlatımı bozmuşlar.

Zeynep: Yeniden yorumlama isteğinizin dışında bir teknik sebep de var mıydı arkasında yeniden çeviri yapmanızın?

Haluk Bilginer: Tabii tabii. Eskiler kötü çevirilerdi. Hem, ben bu çevirileri yaparken Tolga’yı da düşünerek yaptım. Bunlar şarkı sözü olacak. Onu hep kafamda tuttum. Yani kafiyesine, hecesine dikkat ettim. Aynı zamanda hiçbir hata yapmamaya dikkat ettim -ki Tolga’nın işi kolaylaşsın. Beste yaparken çünkü Shakespeare şiir yazmış, biz kalkıp onu düz yazı gibi tercüme edersek kafamıza estiği gibi doğru olur ama güzel olmaz. Bize güzel olanı lazım, sanat yapıyoruz çünkü. Öyle bir kaygım vardı. Hep “Şunun eş anlamlısı nedir arkadaşlar, bir bakalım. Belki yukarıyla daha iyi kafiye tutturabiliriz.” gibi kaygılarla yaptım çeviriyi.

Zeynep: Bunları basmayı düşünüyor musunuz?

Haluk Bilginer: Evet, zaten basılı şu anda, broşürde var.

Zeynep: Kitap olarak?

Haluk Bilginer: Kimin ilgisini çeker ki böyle bir şey? Ama şarkıların CD’si çıkacak.

Avaz Avaz: Bizim ilgimizi çokça çeker.

Burcu: Konu yapılış sürecine girmişken bu fikrin nasıl başladığını sormak istiyorum. En başından beri müzikal olarak mı tasarladınız?

Haluk Bilginer: 3-4 yıl önce başladı. Bir müzikal olarak başladı. Bir Shakespeare müzikali yapalım dedik. Ve bu benim bildiğim kadarıyla -varsa beni düzeltsinler belki Güney Afrika’da ya da İzlanda’da birileri yaptı ve biz bilmiyoruzdur- S müzikali yok bugüne kadar. Shakespeare’den esinlenerek yazılmış müzikaller var: West Side Story, Romeo ve Juliet, Kiss Me Kate... ama bizzat Shakespeare’in sözlerini alıp müzikal yapmayı kimse düşünmemiş. Bu şundan olabilir; özellikle İngilizler için Shakespeare bir tabu. Shakespeare bunları yazarken zaten kendi müziğini içinde taşıyor bir de biz müzik yazarak kuş kondurmayalım; Shakespeare’in müziği içinde saklı zaten. Böyle zırtapozluklar yapmak hep dışarıdan bakan üçüncü bir gözün işidir. Günün birinde bir atatürk filmi çekilecekse bunu bir Türk çekemeyecek, ben eminim bundan. Bir yabancı çekecek, “dışarıdan bir göz” çekecek. Atatürk bizde tabu çünkü. Herkes çok korkar Atatürk’ün insan olduğunu telaffuz etmekten. Atatürk tuhaf bir yaratıktır onlar için ama halbuki biliyoruz ki Atatürk bir insandır. Ama insan olarak Atatürk’ü anlatmak bizim için zordur çünkü Atatürk tabudur. Onun için Atatürk’ü mutlaka bir yabancının anlatması gerekir.

Zeynep: 7’yi izleyen İngiliz dostlarınız nasıl buldu oyunu?

Haluk Bilginer: Oyuncu arkadaşlarım geldi, çok beğendiler, çok ilginç buldular. Biz bunu büyük ihtimalle İngiltere’ye de götüreceğiz dediler.

Zeynep: Evet sorularımızdan biri de bu. 7 turneye çıkacak mı?

Haluk Bilginer: Bu bizim için çok ilginç olabilir. Yani kendimiz istersek gideriz o önemli değil de birilerinin bizi davet etmesi daha önemli. Edinbrugh Festivali’nin resmi programına girmek ya da hakikaten bunu gidip Globe’da oynamak. Bir de, 2012’de Londra Olimpiyatları’nda dünyada her dilde oynanan tüm Shakespeare oyunlarını Londra’ya toplamak istiyorlar. 7 de Türkiye’den bir örnek olarak gidebilir. 7 mutlaka Londra’ya gitmeli. İngiliz’ler için çok ilginç olacaktır. Mesela Gürcüler’den 3. Richard’ı izlediğimi hatırlıyorum. Çok ilgi çekmişti. Zaten herkesin bildiği bir şey, başka dilde başka birisinin yaptığını görmek çok enteresan. Bir de bu bir kolaj olduğu için, tek oyun değil tüm oyunlarından ve sonelerinden bir derleme olduğu için daha da ilginç. Orkestrayla aramızda bir tül var bazen görüyorsunuzdur, oraya da şu anda oynananın hangi oyundan olduğunu ve hangi tirad olduğunu yazacaksınız, bu kadar. “Aa, Hamlet’i çocuğa koymuş!” diyecekler.

Zeynep: Direkt, çeviri olmadan?

Haluk Bilginer: Sadece orada yazacak ve ondan sonra oraya bakmayacaklar, bizi izleyecekler. “To be or not to be”yi oynuyorlar diyecek ve bizi izleyecek.

Zeynep: Projenin tasarımına geri dönersek Kemal Aydoğan (yönetmen)’ın elinden çıkan bir iş miydi bu yoksa siz anlattınız ve onlar yaptı mı?

Haluk Bilginer: Kemal Aydoğan’ın ve tasarımcımız Bengi Günay’ın ortak aklıyla oluşmuş bir şeydir. Zaten Oyun Atölyesi’nde yapılan her şey ortak akıl ürünüdür. Biz uzun yıllar birlikte çalıştığımız için birbirimizin ne düşündüğünü konuşmadan da anlayabiliyoruz, bu çok güzel bir avantaj. Mesela Kemal bu kolajı yaptıktan sonra bizim yaptıklarımızla beraber bakınca harika oluyor her şey. Ve ondan sonra bir sürü eleme yapıldı. Sizin dinlemediğiniz on tane falan çok güzel şarkı var. Yani oyundan çıkarılmış şarkılar CD’si bile yapılabilir. Kıyamadık ama atmak zorundayız oyunun selameti için. Sırf ağaçlara bakarsanız, ormanı göremezsiniz. Onun için bazı ağaçları feda etmek zorunda kaldık.

Zeynep: Oluştuktan sonra da değişimler oldu sanırım.

Haluk Bilginer: Oluyor tabii. Çok şey değişti. Çünkü iş ortaya çıktıktan sonra bakıyorsunuz o bünyenin bir yerinde bir rahatsızlık var. Böyle değiştirelim, şöyle düzeltelim... O iş bitmez. Hepimizin için sürekli ah şurasını şöyle mi yapsak diye bir şey olur yani.

Burcu: Bu yıllar boyunca beraber çalışmanın getirdiği bir tecrübenin ürünü olsa gerek.

Haluk Bilginer: Tabii.

Burcu: Biz 10. yılın şerefi için böyle bir oyun izliyoruz öyle, değil mi?

Haluk Bilginer: Evet, Oyun Atölyesi’nin 10. yıl’ı için düşünmüştük müzikal yapalım diye. Biz her sene bir Shakespeare yapıyoruz zaten. Bir geçen sene yapmadık. Bundan sonra da yapacağız. Mutlaka Shakespeare yapacağız çünkü Shakespeare Türkiye’de maalesef yeterli sıklıkta ve doğru oynanmış değil. Shakespeare’den nedense insanlar ürtükülmüş. Çünkü Shakespeare yapanlar Shakespeare’i anlamamış, kavramamış ve Shakespeare ağır falan demişler, ceketlerinin önünü iliklemişler Shakespeare adı geçince. O eğlence yanını unutup da sadece “Hım, hım, hım...” yaparsan sahnede kimse bir şey anlamaz, herkes kedini gerizekalı zanneder. Ay bu aktörler çok biliyor, onlar biliyor ben bilmiyorum gibi zanneder seyirci. Bu çok büyük bir hakarettir seyirciye. Hatta bir suç işlenmiştir aslında.

Zeynep: Şunu biliyor muyuz: Shakespeare aşağı yukarı gerçekten literatürde entellektüel kesim tarafından ilgi çekecek şekilde ne zaman Türkiye’ye gelmiş. Ben biraz araştırmıştım. Çocukken Shakespeare izlediğimde hiçbir şey anlamamıştım.

Haluk Bilginer: Çok haklısınız. Nasıl anlayasınız ki çok kötü tercümeler.

Zeynep: Ve ilk defa bu oyundan sonra Shakespeare evet, bir dahiymiş, gerçekten de çok güzelmiş diyebildim. Ben Ophelia’nın delirme sahnesinde gülüyordum!

Haluk Bilginer: Haklısınız. Ben de Shakespeare’in nasıl bir deha olduğunu orjinalinden okuduktan sonra anladım. Burada konservatuvarda okurken de bilmiyordum çünkü Shakespeare’i orjinalinden okuyacak kadar İngilizce’m yoktu. Kötü kötü tercümeler oynuyorduk. Ama Shakespeare’i orjinalinden okuduğunuzda anlıyorsunuz ki hakikaten bir deha ve öyle dehaler ancak bin yılda bir geliyorlar dünyaya. 500 yıl bile olmadı Shakespeare’den bu yana, bir 500 yıl daha gelmez. Bir defa çok güzel şiir yazdığı gibi insan ruhunun inceliklerine girmiş ve bunu algılamış bir deha. Okuyorsun ve diyorsun ki “Be adam, bunu nereden buldun! Nereden buldun da nereden anladın bunu!” Bir yerden sonra iltifat yetmiyor artık küfrediyorsun: “Be pezevenk, bu cümleyi nasıl kurdun!” Bu yüzden tavsiye ederim, orjinalinden okuyun. Zorlanabilirsiniz, yanınıza bir sözlük alın. Kullanılan kelimenin o zaman ne anlama geldiğini Shakespeare’in onu ne anlamda kullandığını, Shakespeare’in İngiliz diline ne kadar çok yeni kelime kazandırdığını görün. Shakespeare’den önce yok o kelimeler ama ondan sonra bugün hala kullandığımız binlerce kelime var. Kendi uydurmuş ama o kadar güzel uydurmuş ki dil kurallarına uygun. Bir fiilden isim yapmış, isimden fiil çıkarmış, bir tamlama yapmış, iki kelimeyi bir araya getirip bir kelime yapmış falan. Hakikaten şaşırıyorsun. Yani bugün ortaya çıksa, insanlar o din konusundaki inançlarını falan bırakmış olsa peygamber olurdu. “Herhalde Allah’tan geliyor ki bunları söylüyor!” dersiniz. Heralde gökyüzünden iniyor bu eserleri diye düşünürsünüz. Yani Allah gönderse ancak bu kadar iyi yazardı, daha iyisi olamazdı. Ama bunu asla tercümesinden değil, mutlaka orjinalinden okumak gerekiyor. Üşenmeyin, sıkılmayın, korkmayın. Korkulacak hiçbir şey yok. Bakın şunu düşünün; 16. yüzyılda Shakespeare’in oyunları oynanırken 16. yüzyıl İngiltere’sindeki insanlar bizden daha mı kültürlüydü? Allah aşkına, okuma yazma oranı neydi İngiltere’de o dönem? Kime tiyatro yapıyordu Shakespeare? Bunun yanıtını aramak gerekiyor. İnsanlar giriyorlar içeri, ellerinde biralar “He, yo Mike!” yapıp Shakespeare izliyorlar, “Buuuu!” yapıyorlar. Shakespeare bunlara tiyatro yapıyordu. Bizim neyimiz eksik onlardan ben anlamadım, biz niye anlamayalım onlar anlıyorsa? Onlar aslında oraya sosyalleşmeye gidiyorlar. Birbirleriyle sohbet, dedikodu, bira... 5 saat! Hamlet’in orjinali 5 saattir. Artık bugün 5 saat tutamazsınız insanları. Macbeth, en kısa oyunu, iki saatten fazladır.

Burcu: oyun arasında konuştuğumuz şey de buydu tam olarak. “Ben yarın kütüphaneye gidip topluyorum Shakespeare kitaplarını!”

Haluk Bilginer: Bazı otellerde artık yatağın baş ucundaki komodinin çekmecesinde İncil vardır. İnsanlar uyumadan önce İncil’den okurlar biraz. Bazı insanların da baş ucunda hep ise Shakespeare vardır. Alır, S ‘den bir şey okur, öyle uyur. İnsanlar bundan 500 yıl sonra hala Shakespeare okumaya devam edecekler. İncil’i, Kuran’ı okumaya devam edecekler mi bilmiyorum ama S ‘i hala okuyacaklar. Bu kadar basit. Yarın bir şey olur, din diye bir şey ortadan kalkıverir, Tanrı’yla ilgili ya da Tanrı’ya ihtiyaç bırakmayacak bilgiler ediniveriririz bir şekilde ve bütün onlar çöp olur. Ama Shakespeare olmaz, insanı anlatıyor çünkü.

Yiğit Arda: Bu oyunu bir müzikal olarak yapmayı aklınıza ne getirdi, neden böyle bir şey yapmayı tercih ettiniz?

Haluk Bilginer: Müziğin çok evrensel bir dil olduğunu ve çok heyecan verici bir şey olduğunu düşünüyoruz. Birçok sanat dalı içinde gerçekten insanı edebiyle birlikte harekete geçiren ve evrenselliği de barındıran bir şey olduğu için çok önemli buluyoruz. Bu yüzden bir müzikal yapalım dedik ama ne müzikali yapalım? Kakara kikiri, laylaylom müzikali olmasın. Biz Shakespeare’i çok seviyoruz, evet o zaman Shakespeare müzikali yapalım. Nasıl yapalım? Herhangi bir oyundan müzikal yapmak çok doğru gelmedi bize. Peki biz ne anlatmak istiyoruz? İnsan. İnsan doğar ve ölür. Shakespeare bunu nerede anlatıyor? As You Like It’te Jaques karakterine söyletmiş, insan hayatını 7 çağa bölmüş. Oradan yola çıkarak bir insanın ömrünün -erkeğin daha doğrusu çünkü erkeği anlatır orada Shakespeare- 7 çağını anlatalım; değişik oyunlardan ve sonelerden bir kolaj yapalım ve müzikal olsun. Böyle çıktı.

Burcu: Bu da aslında çok garip. Anlamaktan korktuğumuz bir yazar.

Haluk Bilginer: Anlaşılmayacak hiçbir şey yok. Sizi korkutanlar utansın, sizin hiçbir suçunuz yok.

Burcu: Shakespeare'la doğum, yaşam ve ölümü, sofistike her şeyden arındırıp bir müzikalde anlatmak...

Haluk Bilginer: Öleceğini bilen tek yaratık insandır. Buna rağmen sık sık unutur insan denen salak yaratıklar. Sanki bu dünyaya kazık takacakmış gibi hırs; iktidar hırsı, para hırsı, kıskançlık, şu bu derken o kısacık ömür biter, toprak olur gidersin. Bunu hepimiz biliyoruz, değil mi? Peki niye bu kadar sık unutuyoruz? Nedir bize bunu unutturan? Nedir bizi cezbeden? Bir saniye sonra ben ne olacağını biliyor muyum? Bilmiyorum. Tanrı’yı güldürmek isiyorsan ona planlarından söz et diye çok güzel bir söz vardır. “Yarın şunu yapacağım, 10 yıl sonra burada olacağım...” Yok ya! Yarın ölmeyeceğini nereden biliyorsun? Ben mesela burada sizinle konuşurken bir saniye sonra kalp krizinden gitmeyeceğimi nereden biliyorum? Ben ölürsem ne olacak şimdi? Hani plan? Hani yarın sabah şunu yapacaktım da bilmem ne... geyik! Biz öleceğimizi biliyoruz. Vaktini de bilmiyoruz bunun. E, niye bu kadar sık unutuyoruz yahu? Bak ne güzel, dünyaya ender gelen dehalardan biri bunu böyle anlatmış biz de bunu seyirciyle paylaşalım. Hiç değilse öleceğimizi hatırlattıysak sahnede bu iki saat içerisinde, ne mutlu.

Zeynep: Valla ben başka bir şey düşünemiyorum son üç haftadır! Biraz yıpratıcı oldu yalnız, bu kadar da yapmasaydınız keşke... (gülüyoruz)

Haluk Bilginer: Ama, asıl güzel olan şu: Öleceğini bile bile yaşamak şu anlama geliyor: Süreci önemsemek. Çünkü hedef dediğiniz şey aslında yok. Hedef siz ona yaklaştıkça sizden uzaklaşan bir şey. Hedef: Ölüm. Öleceksin. Tek hedefin, bir gün öleceksin. E öyleyse süreci önemsesene! Bir yolculuktasın ve yolculuk daha önemli değil mi? Sen yolculuğu unutup hedefe bakıyorsun sürekli. Şimdiden söyleyeyim sana: “Hedef ölüm!” İddiasına da girerim yani 80 trilyon dolar’ına, bir gün öleceksin! Buna koşacak mısın yani? Shakespeare diyor işte, “Doğduğun andan itibaren o elinde tuttuğun saat ecele akar.” Her saniye ölüme biraz daha yaklaşıyorsun. Yolculuğu önemse, anı önemse; yaptıklarını, insanları, çevreni önemse...

Zeynep: Tolga Bey...

Haluk Bilginer: Muhteşem müzikler yapmış değil mi?

Burcu: Evet, bizi en çok şaşırtan şeylerden biri de o oldu. Shakespeare işte, İngiliz ruhunu taşıyor.

Haluk Bilginer: Ama alaturka da olabiliyormuş değil, mi? Funk da, rock da, rap de...

Zeynep: Bir de şunu fark ettim: Baş rolde siz yoksunuz, baş rolde müzik var ve kesinlikle var. Bu, tamamen hissederek ve beynimize işleyerek fark ettiğimiz bir şey. Bu kadar rol çalan bir şey ben görmedim daha önce.

Haluk Bilginer: Amaç da oydu zaten. Dinlenmeyecek, sıkıcı bir müzikle kimseye bir şey anlatamazsınız.

Burcu: Müzikalin de sorunu bazen bu olabiliyor.

Haluk Bilginer: Birkaç ay önce Londra’da Yüzüklerin Efendisi’nin müzikalini izledim. Aklımda hiçbir melodi kalmadı. Hiç, sıfır. Teknik muhteşemdi, dekor, ışık, sahne tekniği falan harika ama show business, tiyatro değil. Orada birinci perdeyi çıkıp gitseniz de yeter, müziklerde bir şey yok. Ben size bir şey itiraf edeyim: Be o Broadway tarzı müzkalleri hiç sevmem. Ve ben onlardan aslında sıkılırım. Onlar bana tiyatro gibi değil, daha çok show business gibi gelir ve ben onun erbabı değilim, bilmem. Bir şey yaparlarsa seyrederim, eğlenirim ama o değil benim işim. Benim işim tiyatro. Benim işim bir şey anlatmak, meramı olan bir şey yapmak. Birisi bir şey yaptıysa onun altına imzamı atmak ve o kişinin, yazarın kurduğu cümleyi sahneden seyirciye ben de kurmak istiyorum. Bu isteğin güdüsüyle yapıyoruz bir şeyler. Yok Chicago, yok 180 derece açılmış bacaklar falan beni ilgilendirmiyor. Evet, aferin kızcağız çok güzel dans ediyor da ee? Beni nerede tittretiyorsun, nerede heyecanlandırıyorsun? Tüylerim diken diken oluyor mu, ben dalıp gidiyor muyum yaptığın şeyi izlerken? Sadece maharet görüyorum; yirmi tane kız aynı anda bacağını kaldırıyor. Bravo! Sirklerde de yapıyorlar bunu. Çok güzel, maharet seyretmek istiyorsanız. Ama benim anladığım tiyatro o değil. Ben İngiltere’de Phantom of the Opera’da da oynadım. Orada ben eğer aynı sahneyi paylaşmıyorsan Christine karakteriyle -ki paylaşmıyorduk; Christine’in soyunma odası ikinci katta, benimki üçüncü katta. Biz aynı pub’da içmezsek birbirimizi görmeden bir yıl oynayabilirdik aynı oyunda. Benim anladığım tiyatro o değil, ben öyle tiyatrodan hoşlanmıyorum. Ben bir arada yapılan, sürekli paylaşılan, oyundan sonra çıkıp oyunun konuşulduğu, ertesi günü neyin daha doğru yapılması gerektiği üzerine tartışıldığı tiyatroyu seviyorum ve aşağıda seyirciyle bir şey paylaşmak istiyorum. Bir şeyleri anlamak istiyorum ben oyuncu olarak; kendimi, insanı... ve anlayabildiğim ölçüde insanlarla paylaşmak. Onlar da anlayabiliyorsa, ne mutlu. Onlar aranıyorsa, ben de aranıyorum. Akıl sağlığımı tiyatroya borçluyum ben. Yoksa kafayı yerim. Televizyonla hayat geçmez.


Burcu: Bu da Türk tiyatrosuyla ilgili kaygıları getirdi aklıma...

Haluk Bilginer: Hazırlıklı olun, çok kötü oyunlar seyredeceksiniz. İyinin değerini o zaman anlayacaksınız. Ben artık Türk tiyatrosundan oyunlar seyretmiyorum ama siz mutlaka seyredin. Ben kötü tiyatroya artık fiziksel olarak tahammül edemiyorum. Sanki birisi etlerimi sıkıştırıyor, işkence yapıyor. Türkiye’de tiyatrodan söylene söylene çıkamazsınız, “Oyunumuzu baltalamak için gelmiş.” derler arkanızdan. Ancak ben İngiltere’de “N’apıyorsunuz siz!” diye söylene söylene çıkıyorum. Çevremdekiler “Şş, ayıp.” diyor da, asıl onların yaptığı ayıp. Böyle tiyatro mu olur? Tabii bu, benim tiyatroyla ve oyunculukla olan ilişkim yüzünden böyle. Kimse sizin etlerinizi sıkıştırmayacak ama kötü oyundan sıkıldığınız anda çıkın. İyisinin değerini de böyle anlayacaksınız ama çok oyun izleyip çok oyun terk etmek lazım.

Zeynep: Genel olarak son zamanlarda size ilham veren kitap, albüm, oyun, olaylar arasında neleri sayabilirsiniz?

Haluk Bilginer: Türkiye’deki şu andaki gelişmeler. Çok ilham verici, çok enteresan şeyler oluyor ve iyi mi kötü mü olacak bilemiyoruz. Ancak Türkiye, kimsenin farkında olmadığı çok önemli bir dönemden geçiyor. Bundan on yıl sonra bugünler, tarihteki kilometre taşları olarak anılacak.

Zeynep: Londra’ya neden gittiniz, neden döndünüz?

Haluk Bilginer: Konservatuarı bitirdikten hemen sonra Londra’ya gittim. Tiyatronun beşiği bir yerde eğitim göreyim, üstelik İngilizce de öğreneyim istiyordum. İngilizce vardı ama ülkemizin genel İngilizcesi nasılsa benimki de öyleydi. Türkiye’deki İngilizce eğitimi de bir rezalettir. Anneler babalar dişlerinden tırnaklarından milyarlarca para veriyorlar; ama kimseye İngilizce öğretilmiyor, öğrenecekseniz kendiniz öğreneceksiniz. Türkiye’de o kadar öğrendiğiniz İngilizce seviyesine 1 haftalık Çince kursuna giderek Çince’de de ulaşabilirsiniz. Yabancı dilde eğitim bir skandaldır mesela bu ülkede. Anneler babalar “Kızımız oğlumuz İngilizce tedrisatlı okulda okudu.” diye övünüyor. Çok ayıp bir şey bu, ancak sömürgelerde oluyor. Yabancı dilde tabi öğren, hatta bir tane az üç tane öğren ama Türkçe varken, kendi dilin varken İngilizce ne demek? İngilizce öğrenmiyorsun, üstüne Türkçe’yi unutup dilsiz bir insan olarak mezun oluyorsun. Felsefe yap diyorum sana, bana verdiğin cevap “Gak guk gabarak, miyav miyav.” Senle hayatı tartışamıyorum, dil bilmiyorsun çünkü. Özel dershane de büyük kepazeliktir, olmaması gerekir. Özel dershanelerin olduğu bir yerde Milli Eğitim Bakanı yerinde oturmamalıdır. Türkiye’de insanlar düşünmeyi öğrenmedikleri için insanlara bir şeyler belletilir. İçi boş sloganlar belletilir mesela, bağırdıkları sloganların anlamlarını bile bilmezler ama o sloganlarla büyür ve ölürler. Türkiye’de soru soran insan yetiştirilmez, çünü soru soran insan Türkiye’nin işine yaramaz.

İpek: Ama sonra böyle bir ortama geri döndünüz…

Haluk Bilginer: Güzellik de orada işte. Dünyada hiçbir şeye değişmeyeceğim bir sürü şey yaşadım ben Türkiye’ye geri dönerken. Oyun Atölyesi’ni kurdum mesela, İngiltere’de kalsaydım Oyun Atölyesi gibi bir tiyatroyu yapma imkanım asla olmayacaktı. Orada tiyatro zaten vardı; ama burada olmayan bir şeydi bu. İyi ki gelmişim, iyi ki Oyun Atölyesi’ni kurmuşuz, iyi ki Türkiye’de tiyatro yapıyorum. Üstelik İngiltere’deki bağlantımı koparmadım ben: Evim de menejerim de orada, ben de hala gidip orada bir şeyler yapıyorum; ama tiyatro yapmıyorum. Burada tiyatro yapmak benim hoşuma gidiyor, bambaşka bir zevki var çünkü “bir şeylere rağmen” yapıyorsunuz. Düz denizde ya da havuzda yüzmektense sana doğru esen rüzgara doğru yüzmek daha zevkli.

Yiğit Arda: Oyun Atölyesi’ni kurarken aklınızda ne vardı?

Haluk Bilginer: Oyun Atölyesi’ni yaparken evsizlik canımıza tak etmişti, oradan oraya dolanıyorduk her hafta. “Kendi evimiz olsa da kendi çatımız altında kendi tiyatromuzu yapsak” diyorduk. Burası boş bir arsaydı normalde, insanlar balkonlardan çöplerini atıyordu buraya.

Zeynep: Buranın dekorasyonuna siz mi karar verdiniz?

Haluk Bilginer: Kemal Aydoğan ve ekibi. Türkiye’de iyi sahne yok. Kimseye de sormazlar bir telefon edip. Mesela “çok amaçlı salon” lafını duyduğunuz zaman kaçın. Çok amaçlı salon gibi iğrenç, hiçbir şeye yaramayan bir salon olamaz. “Çok amaçlı salon yaptık.” Aferin, iyi halt ettiniz, demek ki hiçbir şey yapılmaz o salonda. Tiyatro yapacağız. Nerede? “Burada Haluk Bey, koltuklar İtalya’dan geldi. Tanesi bilmem kaç milyar.” Sahne nerede? Ufacık bir üçgen gösteriyor. Hayatında tiyatro görmemiş, “Sahne değil mi o?” diye soruyor. Ya merak edip bir sorsanıza “Tiyatro salonu olarak kullanmak istediğimiz bir yer var, nasıl yaparız?” diye. Mimarlık fakültelerinde de öğretmiyorlar öyle şeyler. Mimarlık mezunu tanıdıklarıma dört yılda kaç defa tiyatro salonu çizdiklerini soruyorum, “Bir kere.” diyorlar.

Yiğit Arda: Önceki Shakespeare oyunlarınızdan Atinali Timon’da da 7 müzikalinde olduğu gibi bir şekilde modernleştirme çabalarına rastlıyoruz. Hatta o oyununuzda disko müziği, tenis gibi ögeler kullanmıştınız. Shakespeare’i bu şekilde modernleştirmek hakkında ne düşünüyorsunuz?

Haluk Bilginer: Modernleştirmek değil bu. Shakespeare de kendi döneminde Sezar’ı oynarken 16. yüzyıl kostümleriyle çıkıyordu sahneye. O dönemin kostümleri neyse onlarla oynadı Shakespeare, bu yüzyılda yaşasa aynı şeyi yapardı. Çünkü bu modernleştirme değil, bir kodu kullanmaktır. Atinalı Timon’daki zengin adam ne yapıyor? Parti yapıyor, alem yapıyor, tenis oynuyor. Bugünün kodunu kullanmak zorundasınız. Atinalı Timon’u milattan öncesinin kostümleriyle mi oynayalım, yoksa Shakespeare’in kullandığı kostümlerle mi? En iyisi hangi gündeysek o günün kostümleriyle oynayalım.

Yiğit Arda: 7 müzikalinde orkestrayı sahnenin ortasına yerleştirerek oyunun aktif bir parçası olarak kullandınız. Bu kararı neden aldınız?
Haluk Bilginer: Orkestrayı oyunun aktif bir parçası olarak kullandık. Bugüne kadar Türkiye’de yapılmış olan müzikallerin bazılarında, ben kendim seyretmemiş olsam da playback yapıldığını duyduğum oldu. Playback yapacaksanız niye müzikal yapıyorsunuz? Müzikal yapmanın anlamı nedir? Böyle bir saçmalık olabilir mi? “Orkestraya para vermeyelim, kim uğraşacak şimdi?” Tiyatro yapmayın o zaman, kim uğraşacak sizle? Niye tiyatro yapıyorsunuz? Kenan Evren sopayla mı kovaladı peşinizden, yapmayın. Bunu layıkıyla yapanlar, yapmak isteyenler ve becerebilenler yapsın. Tiyatro yaptınız diye kendinizi kahraman gibi de göstermeyin. Bazı abiler ablalar anlatıyor “Neler çektik turnede, otellerde rehin kaldık, tahta valizlerle nerelere gittik.” Diye. Gitmeseydin o zaman, kahramanlık mı yaptın tiyatroyla? Kurtuluş Savaşı’nı mı anlatıyorsun bize? Niye tiyatro yaptın, kendin için yaptın. Böyle kahramanlıklar yaratılmasına katlanamıyorum çünkü yalan dolan, ikiyüzlülük bu.

Yiğit Arda: Shakespeare’in oyunlarında bir erkek odağı var. Siz ise soytarı rolünü müzikalde kadınlara oynatıyorsunuz. Neden?

Haluk Bilginer: Erkeğin salaklığını sadece kadınlar ortaya çıkartıyor. Erkek salaktır, yapacak bir şey yok. Erkeğin o salaklıklarını ancak bir kadın gösterebilir. Kadın, ayakları yere daha sağlam basan, erkekten daha çabuk, daha önce gelişen bir yaratıktır. Çünkü kadın üretir, başka bir insan doğurur; erkekler üretemez ve kadını kıskanır. Erkekte rahim kıskançlığı vardır. Freudçular’a bunu söylediğiniz zaman bir gülümsemeyle bakarlar size.

Bir gün hocalarınıza der misiniz: “Bir oyuncu bir gün bana dedi ki, erkekte rahim kıskançlığı varmış. Penis kıskançlığını falan boşverin, erkekterki rahim kıskançlığına bir bakar mısınız?” Belki de erkeğin kadına yüzyıllardır neden böyle davrandığını, 13. Yüzyılda kadını cadı diye neden yaktığını, hala kadını ikinci sınıf vatandaş olarak görmesini, erkeğin rahminin olmaması açıklayabilir mi acaba? Niye erkekten asker yapabiliriz de kadından yapamayız? Kadını üniformaya sokup, eline makinalı tüfek verip savaşa sokun bakayım. Dünyada kimse becerememiş. Erkek yapar ama, üretmeyi bilmiyor çünkü. “Öldürdüm beş tane” der. Kadın sadece yavrusu tehlikedeyken öldürür. İki dişi köpeğin kavgasını ayıramazsınız, ölümle biter. Söz konusu olan yavrudur çünkü. Üreten tek yaratık dişidir, rahmi vardır, onun için rahmin kadar konuş.

Freudçulara diyin ki, hocam erkekte rahim kıskançlığı varmış, bir oyuncu sezgisel teorisi olduğunu söyledi, siz bunu belki bilimsel teori haline getirirsiniz... Adam ukalalık yapmak istemedi, sezgisel teorisi olduğunu söyledi. Bilim insanlarına bunu danışalım dedi. “Hayır ben Freud’çuyum, penis kıskançlığı”. Sen de mi penisi kıskanıyorsun be kadın. Penisin kıskanılacak bir boku yok, üreten rahim, bir tane penis yeter. Bir tane sperm yeter ama bir tane rahim lazım üretmek için Freudçulara bunu söyleyin, sorduktan sonra yüzlerine bakın çok eğleneceksiniz.

Yiğit Arda: Müzikal hakkında basında hiçbir olumsuz eleştiriye rastlamadı. Size hiç olumsuz eleştiri geldi mi?

Haluk Bilginer: Hayır, keşke gelse eleştiri. Özellikle de akademisyenlerden çıksa keşke, çok sevinirim. Allah akademisyenlerden korusun sizi. Akademiyenlerden mümkün olduğu kadar uzak durun, bir de olamamışlardan korkun. Mesela oyuncu olmak istemiş; olamamış, g,tmiş tiyatro bölümünde akademik kariyer yapmış, en tehlikelisi o. Doçentlik tezini hazırlıyor, uzak dur.

Yiğit Arda: Bugünkü gösterinizde bir mikrofon problemi yaşadınız, sonra kendi kendine düzeldi. Düzelmeseydi o problemi nasıl çözecektiniz?

Haluk Bilginer: Galiba sırttaki vericideki kablo yerinden biraz oynamış, kendi kendine düzeldi ama ben o sırada yedek mikrofonu almaya gidiyordum. O sırada tonmaister de orkestranın sesini kısmıştı benim sesim iyice duyulsun diye, akustik söyledim. Mikrofon düzelince “Ben niye kalkmıştım.” diyerek oturdum yerime. Karakter içinde ne yaparsanız mübahtır (Gülüşmeler).

Yiğit Arda: İleride başka müzikal projeleri düşünüyor musunuz?

Haluk Bilginer: Neden olmasın. Ben müziğin dilini çok seviyorum, çok olanaklı buluyorum. Biz bu gösteriyi dünyanın hangi dilinde yapıyor olursak olalım, dil Türkçe olsa bile müzik evrensel olduğu için seyirci en azından keyif alacaktır oyundan. Bu yüzden bir müzikal daha olabilir.

Zeynep: Ne kadar planlı gidiyorsunuz? Önümüzdeki yıl için planlar yaptınız mı mesela?

Haluk Bilginer: Önümüzdeki yıl için üç dört tane seçenek var elimizde, henüz seçmiş değiliz. Bu gece izlediğiniz Shakespeare müzikalinin doğumu dört beş yıl önceye gidiyor. İlk bestesi Tolga’dan (Tolga Çebi) Atinalı Timon zamanı geldi. Geçen seneki “Evlilikteki Ufak Tefek Cinayetler” bitip, “Hadi Shakespeare yapalım.” denince, üç-dört ay gibi kısa bir sürede Tolga tamamını besteledi.

Zeynep: Teknik imkanlar, imkansızlıklar anlamında neler yaşandı?

Haluk Bilginer: Çok masraflı ve çok vakit isteyen bir iş oldu. Normalde sahnenin önünde olan monitörler kulağımızdaydı mesela. Orkestranın arkasına geçtiğimiz için problem olacaktı, bu yüzden kulak monitörü kullandık. Onda da bazen kendinizi duyamıyorsunuz, bazen ise çok fazla duyuyorsunuz, dolayısıyla detone olma tehlikesi çok fazla. Sahneden gelen sesi duymak için tek kulağım hep açık oynuyorum. Bunu akusti de oynayamazsın, çünkü elektronik enstrümanlar kullanılıyor, onlarla başetmek mümkün değil.

Yiğit Arda: Askerlik sahnesinde sizin elinizdeki silaha, şemsiye kullanarak ve hareket çekerek karşılık veriliyor. Bu fikirin temelinde ne vardı?

Haluk Bilginer: Militarizme hareket çekmek güzel fikir, değil mi? Ölümden esinlenmiş olabilir miyiz? Silahların gereksiz yere öldürmesinden, pek çok genç delikanlının ölmesinden. Militarist bir dünyanın insanların başına nasıl bir bela olacağını düşündüğümüzden esinlenmiş olabilir miyiz? Silahın yönetmediği bir dünya özlemini ortaya koyduk.

Zeynep: Soykarıların muhteşem bir ses uyumu bulunuyor. Bu bir tesadüf müydü, yoksa seçmede buna özellikle dikkat edildi mi?

Haluk Bilginer: Evet. Bir de tabii Kemal çok iyi çalıştırdı onları. Ben de şarkı söylemediğim yerlerde dinliyorum, çok güzel söylüyorlar ve dört ses çok güzel tınlıyor. Onların hiçbiri şarkıcı değil üstelik; heps oyuncu ama çok iyi şarkı söyleyebilen oyuncular. Müzikle özel ilgileri olan insanlardan ve iyi şarkı söyleyebilen iyi oyunculardan bir kadro oluşturmaya çalıştık. Seçmelerde yüzlerce kişi gördük yani. Zeynep ve Tuğçe ile ilk defa çalıştık, Evrim ve Selen ile daha önce çalışmıştık. Onlar da seçmeye girdi ama. Sanatta kayırma olmaz, olursa kendinize zarar verirsiniz. Annemi çok seviyorum diye annemi Oyun Atölyesi’ne oyuncu olarak alsam olur mu?



Read more

Albüm: Them Crooked Vultures

















Bildiğiniz gibi Dave Grohl, John Paul Jones ve Josh Homme dan oluşan Them Crooked Vultures' ın ilk albümü geçen hafta çıktı. (Gerçi albüm 1 hafta öncesinden grup üyeleri tarafından Youtube’a ve grubun resmi sitesine konmuştu zaten) . Albüm pek çok müzik otoritesi tarafından hak ettiği ilgiyi görmese de son zamanların en başarılı ‘’rock’’ albümlerinden biri olmaya aday. Özellikle son zamanlarda karşılaştığımız rock öldü gibi ithamlara verilebilicek en iyi cevap.

Albümün 2 kelimeyle özetini yapmaya çalışırsak; hard ve rock , fazlasıyla uygun olur sanırım. John Paul Jones’ u tanıyanlar ve Dave Grohl’un Led Zeppelin hayranlığının farkında olanlar için albümde Led Zeppelin havası aramamak elde değil. Scumbag Blues ve Elephants gibi şarkılarda buna rastlasak da albümün tamamının Led Zeppelin' e benzediğini söylemek açıkça pek de doğru olmaz. Dead End Friends gibi bazı şarkılar da ise Queens of the Stone Age havasını yakalıyoruz ( Josh Homme'un etkisi olsa gerek.) Dave Grohl'un güçlü ve kendini belli eden davulu ise zaten her şarkıda karşımıza çıkıyor.Sonuç olarak her grup elemanının kendisinden bi şey kattığı yeni ve farklı bir tarz ortaya çıkıyor.

Zaten rock müzik dinlemeye alışık olanlar ve sevenler için albümün gayet yeterli olduğu bir gerçek olsa da , bazıları için albüm zor müzik dediğimiz , sindirilme süresi uzun albümlerden biri olabilir. Öte yandan grup elemanları da daha yolun başındayız diyerekten hiç vakit kaybetmeden 2.albüm hazırlıklarına başlamışlar. Gelecek vaad ettikleri çok belli olan bu grubu heyecanla takip ediyoruz...

Albümdeki en iyi 2 şarkı bence Gunman ve Mind Eraser , No Chaser . Canlı performanslarını burdan izleyebilirsiniz.

Mind Eraser , No Chaser

Gunman


Read more

17 Yıl Sonra Yayında


Nirvana'nın 1992 yılında İngiltere'de Reading Festival'ın headlinerı olarak gerçekleştirdiği konser 17 yıl sonra yayınlandı.

Dave Grohl'un "Gerçekten kariyerimizin sonu olacağını düşünmüştüm" dediği konser NME'nin yaptığı bir ankette Nirvana’nın En İyi Anı olarak seçildi.

Nirvana Live at Reading isimli canlı performans DVD+CD şeklinde yayınlanan sınırlı versiyonunun yanı sıra sadece DVD ya da CD şeklinde de satışa sunulmuş durumda.

Ve işte o efsanevi gösteriden School:
Read more

Kuple: Dram


"Hamlet: Lady, shall I lie in your lap?
Ophelia: No, my lord.
Hamlet: I mean, my head upon your lap?
Ophelia: Ay, my lord."

Dram: Konusunu gerçek olaylardan alan sınırların olmadığı bir tiyatro türüdür. 19.yy'a kadar süregelen alışılmış trajik tiyatronun kalıplarını kırarak insanoğlunun yüzyıllardır kendini tekrarladığı sıkıcılığına çare olması için bulunmuştur. Kelime günümüz Türkçesi'nde anlam genişlemesine uğrayarak "trajik" kelimesi ile aynı kadere tutulmuştur. Dram, içinde ölüm gibi çok ağır meselelerin yer almadığı bir hüzün türü anlamında kullanılmaktadır. Kronolojik olarak kendinden yaşça büyük trajedi kelimesinin anlamı da daha ağır olmuştur. Dram kelimesinin bu anlam genişlemesine örnek olarak; yazılmış ve yazılacak pek çok eserden oldukça ilerde ürünler ortaya koymuş çağın ve belki de insanlığın en ileri ismi olmanın, öldükten sonra kimliği tartışılacak birisi durumuna düşmesine engel olamaması söylenebilir.
Read more

Massive Attack'tan Hasrete Son



(Hayır, konsere gelmiyorlar.)

Massive Attack Britanya'da 8 Şubat, Amerika'da 9 Şubat 2010 tarihlerinde çıkacak albümleri Heligoland'i duyurdu. Grup bu albümle 2003'te çıkan 100th Window'dan beri devam eden bekleyişe son verdi. Albümde ikiliye eşlik eden müzisyenler arasında Damon Albarn (Blur, Gorillaz), Hope Sandoval (Mazzy Star), Adrian Utley (Portishead) ve Guy Harvey (Elbow) var. Aynı esnada Burial da albümün remixleri üzerinde çalışıyor.
Read more

NME'den Son 10 Yılın En İyileri

2010'a bir kala dergiler ve gazeteler art arda son 10 yılın müziği ile alakalı listeler yayınlamaya devam ediyor. Birkaç ay öncesinden alternatif müziğin adresi Pitchfork'un 2000'lerin en iyi 500 şarkısını belirlemesiyle başlayan furya, Times gibi popüler mecralarda da kendine yer buldu. Son olarak ise İngiltere'nin prestijli haftalık müzik dergisi NME son 10 yılın en iyi 100 albümü ve parçasını seçti.

NME'nin listeler tabii olarak Ocak 2000 ve Aralık 2009 tarihlerini kapsıyor. Genelde indie, alternative ve pop müzisyenlerinin baskınlığı göze çarpıyor. Buyrun NME'ye göre son 10 yılın en iyi 100 albümü ve son 10 yılın en iyi 100 parçası.

"Kime göre, neye göre belirlendi bu listeler?" diye soracak olursanız: NME yazarları; Arctic Monkeys, The Killers, Pete Doherty, MGMT ve benzeri birçok ünlü alternatif ismin yanısıra popstarlar. Bu isimlerden de bekleneceği üzere -yukarıda da söylediğim gibi- belirli tarzlar etrafında vücut bulmuş liste. Bu sebeple listede bazı isimleri görememek biraz üzücü. Bir de 10 yılın en iyi parçasına dikkat,  'şaka gibi' dedirtecek cinsten.




Beğenmediniz mi? O zaman kendi beğendiğiniz parçaları NME'nin internet sitesinde sıralayabiliyorsunuz. Yalnızca sıralayabiliyorsuz, altını çizeyim. Parçalar belirlenmiş durumda ! Buradan kafanıza göre sıralayabilirsiniz.

Ayrıca bu hafta dergi başka bir liste daha yapacak: Son 10 yılın en iyi 25 rock yıldızı.

Bağlantılarla uğraşmaya üşeniyorsanız. Listelerin ilk 10'u şöyle:

albüm

10- Radiohead - In Rainbows

9- The Streets - Original Pirate Material

8- Interpol - Turn on the Bright Lights

7- Arcade Fire- Funeral

6- PJ Harvey - Stories From the City, Stories From the Sea

5- Yeah Yeah Yeahs - Fever to Tell

4- Arctic Monkeys - Whatever People Say I Am, That's What I'm Not

3- Primal Scream - XTRMNTR

2- Libertines - Up the Bracket

1- The Strokes - Is This It

parça

10- Arctic Monkeys - A Certain Romance

9- Arcade Fire - Rebellion (Lies)

8- Blur - Out of Time

7- Klaxons - Golden Skans

6- The Rapture - House of Jealous Lovers

5- Outkast - Hey Ya!

4- MIA - Paper Planes

3- The Strokes - Hard to Explain

2- MGMT - Time to Pretend

1- Beyonce - Crazy in Love
Read more

Paris'te Sigur Ros Gecesi



Sigur Ros, 28 Kasım gecesi Paris'te Elysées Biarritz Sineması'nda özel bir gece düzenleneceğini duyurdu. Gecede grubun davulcusu Orri, Heima'nın yönetmeni Dean de Blois ve grubun menajeri John Best'in katılımcı olarak yer alacağı belirtilirken gösterilecek filmlerse şu şekilde açıklandı:


Heima,

Hlemmur (müziklerini grubun yaptığı bir belgesel),  

The Last Farm (müziklerini grubun klayvecisinin yaptığı Oscar adayı bir kısa film),

The Takk Press Video (grubun albümdeki şarkılar hakkında kısaca görüş belirttiği ufak bir belgesel)

The Making of Ara Batur (şarkının Abbey Road'daki kaydı)

grubun tüm videoları

ve artık geriye ne kalmışsa daha fazlası...


Parislileri bekleyen bu muhteşem gecenin bizlere yansımasıysa uzun uzun iç çekişler ve "zenginin parası, züğürdün çenesi" benzeri deyişler olacak gibi gözüküyor.

Read more

Kuple: The Beatles



The Beatles İngiltere'de kurulan ve müzik tarihini tamamen değiştiren bir akımı başlatmış güzide bir müzik grubudur. Pek ünlü bir şarkılarında da dedikleri gibi "It's the next best thing to be free as a bird", yani bazen "kuşlar gibi özgür" olmak en iyisidir.
Read more

Festival Gibi Konser



Eski Guns N' Roses gitaristi Slash'in dün Los Angeles'da evsizler yararına verdiği konser tek başına bir festivale dönüştü.

Ozzy Osbourne ve Billy Idol ile başlayan "Slash'e sahnede eşlik edenler" listesi Rage Against The Machine'den Tom Morello, Linkin Park'tan Chester Bennington, eski grup arkadaşları Duff McKagan ve Steve Adler, Wolfmother'dan Andrew Stockdale ve Jane's Addiction gitaristi Dave Navarro ile devam ediyor.

Slash şu sıralar dün geceki konserde kendisine eşlik eden pek çok müzisyenin de dahil olduğu yeni solo albümü "Slash and Friends" için çalışmalarını sürdürüyor.
Read more

Paul ve Ringo Yeniden Birlikte



Bilindiği üzere 1962'den 1970'e kadar The Beatles'ta davulcu olarak bulunan Ringo Starr, eski grup arkadaşı Paul McCartney ile birlikte yeni solo albümü için çalışmalara başladı, yaklaşık yarım saat kadar önce.'Y Not' isimli albümde Paul McCartney Walk With Me isimli şarkıya eşlik edecek, ayrıca Peace Dream isimli şarkıda da bas çalacak. Bu tip ufak hareketlerin büyük olaylara yol açması muhtemel,kısmet artık. Umalım da bu çıkacak albümün kapağı Ringo Starr tarafından hazırlanmasın .

Read more

Jack White: Yeni The Dead Weather Albümü Yolda



İlk albüm Horehound henüz bir yaşını bile doldurmamışken The Dead Weather yeni albüm hazırlığında. Jack White' ın yaptığı açıklamaya göre şimdilerde şarkıların bir kısmı üzerinde çalışılıyor. Albümün ise mart 2010 a kadar tamamlanması planlanıyor.
Read more

Brian Jonestown Massacre İnternet Üzerinden Geliyor



Brian Jonestown Massacre grubu yeni albümlerini internet üzerinden yayımlayacak.

"Who Killed Sgt. Pepper?" albümü 2010 Ocak'ta çıkacak. Yeni albüm grubun 2008 tarihli "My Bloody Underground" albümünden sonra çıkartacakları ilk albüm olacak.

Şu anda Youtube aracılığıyla yayımlanan albümdeki şarkılar; aralarında iki çocuğun salla başarısız açılma girişimleri ve ayaklanma görüntüleri ile sunuluyor.
Read more

Get Well Soon'dan Yeni Albüm Detayları



Get Well Soon yeni albümünün detaylarını açıkladı.

"Vexations" albümünün 25 Ocak 2010 tarihinde çıkacağı kesinleşti.

Erik Sattie'nin piyano ile yaptığı şarkılardan sonra isimlendirilen albüm "Rest Now, Weary Head! You Will Get"in takipçisi albüm City Slang aracılığıyla çıkartılıcak.

Albümle beraber grubun Birleşik Krallık'ta yapacağı turnenin de detayları kısa bir süre sonra açıklanacak.
Read more

Gibson Gitarları İnceleme Altında



Gibson Guitars firması Birleşik Devletler'de polis tarafından incelemeye alındı. İncelemenin nedeni ise çalgılarda yasal olmayan yollarla elde edilen ahşap kullanılması.

İnceleme kapsamında Massman Road üretim merkezindeki ahşaplar, bilgisayarlar, dosyalar ve gitarlar araştırıldı.

Araştırmada, Gibson firmasının Almanya üzerinden kanunsuz bir biçimde Madagaskar'dan gül ağacı getirmesine dair delil arandı.
Gibson'ın polisle tam işbirliği içinde oldukları açıklaması bu olayların üstüne geldi.
Read more

Paul McCartney X Factor Finalinde



Paul McCartney, The X Factor'ın son bölümünde yer alacak.

13 Aralıkta yapılacak programın teması ise Beatles şarkıları olacak. "X Factor"den bir ismin Daily Mirror'a yaptığı açıklama: "Simon Cowell'in büyük planı Sir Paul'u finalde çıkartmak olacak. Bu harika olucak" oldu ve ekledi: "Herkes Beatles'ın tarihin en iyi şarkılarından bazılarını yaptığını biliyor. Bu sansayonel bir final olacak" dedi.

Bu açıklamanın McCartney'in Beatles davulcusu Ringo Starr ile yeni solo albümü "Y Not"tan hemen sonra gelmesi dikkatleri çekti.
Read more

Kral'ın Eşyaları Yeni Sahipleriyle



Michael Jackson'ın eşyaları New York'da açık arttırmaya çıktı.

Aralarında 1983 yılında, ilk kez sahnede Moonwalk yaparken giydiği mücevher kaplı eldiven (350,000$'a Hong Kong'lu bir iş adamına satıldı) ve Bad turnesinde giydiği deri ceketin de olduğu toplam 70 adet hatıra değeri taşıyan eşya varlıklı Micheal Jackson hayranları tarafından satın alındı.
Read more

Kuple: İngilizce



Anglo-Sakson kabilelerin 5. yüzyılda Britanya'ya getirdikleri; işgaller sonucu İskandinav dilleri ve Fransızca'nın, Katolik Kilisesi'nin nüfuzu sonucu Latince'nin etkisi altında kalıp kendi içinde de önemli değişimler geçirerek bugün tahmini 500 milyon ila 2 milyar arasında insanın öğrenip konuştuğu son halini alan Batı Cermen dili. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk ve ardından Amerika Birleşik Devletleri sayesinde çağımızın lingua francası olmuştur.
Read more

Nihayet Interpol!


Joy Division ve The Chameleons'a olan benzerliğiyle dikkatleri çekmiş başarılı post-punk grup Interpol 4. stüdyo albümlerini 2010 başlarında yayınlayacağını duyurdu.

Grubun davulcusu Sam Fogarino albümün sound'unun 2002'de yayınlamış oldukları debut albüm Turn On The Bright Lights parelelinde olduğunu ve retro etkiler taşıdığını ifade etti.

Albümün kesin yayınlanış tarihi,şarkı listesi bildirilmedi şimdilik bunlarla yetiniyor ve yeni albümü bekliyoruz. Interpol en son 2007'de Our Love To Admire'ı yayınlamıştı.
Read more

Alice In Chains: Top 10


Geçtiğimiz aylarda kendilerine olan 14 yıllık hasretimizi bir nebze Black Gives Way to Blue ile gideren Alice in Chains, birbiri ardına çıkardığı single'lar ile adından söz ettirmeyi -90'lı yıllarda olmasak da- hala başarıyor. Nitekim grup şimdiden üçüncü single 'Your Decision' ı İngiltere'de piyasaya sürmüş durumda.

Ama dikkat çekici bir nokta var. Single hala ABD'de yayınlanmamış. Single'ın öncelikle İngiltere'de piyasaya sürülmesinin sebebi grubun Avrupa turunda olması. Hollanda, Belçika, Almanya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, İtalya, İsviçre ve İngiltere grubun uğrayacağı duraklar arasında. Evet, yine bir grubun listesinde Türkiye ismini göremiyoruz maalesef.

Biz de kahrolmuşluklar içerisinde önceden hazırladığımız listeyi takdim ediyoruz. Layne Staley'i, 90'ları, Seattle'ı, ölümsüzleri yad etmeye çalışıyoruz. Buyrunuz:

10-Got Me Wrong

Alice in Chains'in adına yaraşabilecek EP'si SAP'ın 2.parçası. Ayrıca Clerks filminde de çalarken duyulabilir. Yanlış anlaşılmayı, kadın erkek ilişkilerini bir parça bu kadar güzel ve naif biçimde anlatabilir heralde.

"Sweetness doesn't often touch my face"



9- Bleed The Freak

Nakaratı Layne'in sesi ile özdeşleşmiş AIC parçalarından biri. Facelift'in en vurucu şarkılarından. Hayatınızın içine edenlere, size vurup kaçanlara nefret kusmanın en sanatsal yolu.




8- Love,Hate,Love

1991 tarihli Seattle, Moore Theatre konserinde Layne'den bir alıntı: " This song is about pain. It's called Love, Hate, Love" AIC diskografisinin en bunalım şarkısı. Yavaş yavaş ilerleyip sinsice kanınıza giren cinsten. Sevmeyi ve sevilenden nefret etmeyi eşsiz bir biçimde dile getiren şarkı; gerek gitar solosuyla, gerek vokalleriyle birbirini tamamlıyor.

" I want to peel the skin from your face before the real you lays to waste "



7- Rooster

Vietnam Savaşı'nın somut etkileri üzerine kurulu bir şarkıdan fazlası. Dinlemeye başladığınızda sizi 2 dakika boyunca zarifçe buyur eder. Ardından Layne girer: "You know he ain't gonna die" Bu kısımdan sonra başka bir şarkıdır karşınızdaki. İnişlerle, çıkışlarla dolu kendini kolay ele vermeyen...




6- Down in a Hole

"Bury me softly in this womb", "See my heart I decorate it like a grave" ," I’d like to fly,but my wings have been so denied"...

Bu sözlerden fazlasına ihtiyaç yok zannediyorum.




5- Man in the Box

AIC'ye listelerde başarı getiren ilk şarkı. Talk box'lu gitar riffi ve solosu belleğimize bir daha çıkarılmamak üzere kazınmış durumda. Şarkı sözlerinin Layne'e ait olduğu kendini belli ediyor:

"I'm the man in the box, buried in my shit"



4- Them Bones

Layne'in avaz avaz bağırışlarıyla açılıyor şarkı. Sert ve sorunlu. Bir derdi var bize anlatmaya çalıştığı. Hepimiz birkaç kemik parçasından ibaret olmayacak mıyız?



3- Brother

AIC'nin gizli saklı kalmış parçalarından. Heart grubundan Ann Wilson konuk vokal olarak yer alıyor. Layne, Jerry ile Ann Wilson'ın vokal uyumları harikulade. Daha fazlasını yazmak isteyip de yazamıyorum maalesef.



Ne yazık ki Ann Wilson ile söylenmiş bir Brother videosu bulamadım ama şarkının unplugged performansı da çok iyidir.

2- Nutshell

Bitap düşmüş savaşmaktan, kendi olamayışından, yalnızlığından... 4-5 gitar akoru üzerinde vücut buluyor hepsi. Sözler parçaları bir araya topluyor. Son kısımda gitar solosu geliyor. Gitar bizle konuşmaya çalışıyor ama dilinden anlayabilenler nadir. Ama Layne sözleriyle bize tercüme olmuştu zaten.

"We chase misprinted lies, we face the path of time"



1- Would?

Listenin diğer basamaklarını oluştururken zorlansak da bir numara çok önceden belliydi. Eminim benim gibi birçok Alice in Chains fanının da bir numarası aynıdır: Would?

Şarkı olabildiğince pes bir bas gitar riffiyle açılır. Şarkının genel karakteristiği de bas gitar etrafında şekillenmiş gibidir. Ağırbaşlı, derin ve gizemli... Davul muazzam bir biçimde bas gitara eşlik eder. Gitar bu ikilinin uyumundan çekinmiş olsa gerek bir adım geride durmayı tercih etmiştir. Layne ise nakarattaki vokalleriyle bizim gözümüzde ölümsüzdür artık, aynı zamanda kendi mezarını şarkının içine inşa etmiştir bir nevi.

"Am I would, could you?"

Andrew Wood'un beyaz ölümünün ardından yazılan şarkı günümüzde daha fazlası ifade etmekte. Layne Staley, Kurt Cobain, Kristen Pfaff ve daha niceleri...

Read more

Kuple: Tüy Kalem Ve Mürekkep




Klavye, daktilo, dolmakalem diye giderken yontulmuş sivri uçlu taş ve kemikten önce gelen yazı aletleri. MÖ 2600'lerde Çinli bir filozof tarafından icat edilen mürekkebe MS 700'lerde tüy kalem katıldı. Canlı bir kuşun sol kanadının dışındaki ilk beş tüyden yapılan kalemlerin en yaygını kaz tüyünden yapılan, en değerlisi ise az bulunduğu için kuğu tüyünden yapılanlardı. Bu ikili bir neslin gözlerine Ortaçağ'ı getirirken, bir nesil içinse Harry Potter serisine ait ögelerden ibaret oldu.

Read more

Avaz'ımız Çıktı: Özel Sayı



Avaz Avaz'ın sosyalleşmesinin kaçınılmaz olduğunu fark ettiğimiz 2009 yazı, müziğin varlığını ve ''seri üretimi''ni sorguladığımız bir zaman dilimiydi: 21. yüzyıldaki müzik tüketimi abartısız bir okumayla Endüstri Devrimi'ne eşlik eden ''meta'' patlamasını andırıyordu. Müziği nasıl tükettiğimizi merak ettik; etrafında nasıl birleştiğimizi, kulaklarımızı neyle doldurduğumuzu, müziğin yanına neleri yerleştirdiğimizi, müziği hangi etiketlerle satın almayı tercih ettiğimizi.

Avaz Avaz'ın 2009 yazında dert edindiği bir mevzunun -müzik tüketiminin- enine boyuna tartışıldığı, evrildiği, soyutluğun güzelim ferahlığından somutluğun kesin sınırlarına dahil olduğu bir sürecin meyvesi karşınızda.

Parti esnasında, dans ederken ya da -miş gibi yaparken yalnız değilsiniz. Biz daha çok, parti sonrasındaki efkarınıza ve ani farkındalıklarınıza eşlik etmek istedik, hepsi bu.

* Harika tasarımıyla düşünceleri netleştirmemize olanak sağlayan Özgün Kılıç ve çizgileriyle hayal ettiklerimizi somutlaştıran Ethem Onur Bilgiç'e sonsuz teşekkürlerimizle: Avaz sizi seviyor.


Avaz Avaz Parti Özel:

http://www.mediafire.com/file/xznatymyjdw/avazavaz_parti.pdf
Read more

Kuple: Bukle


Yeniçağ Avrupası'nda yaygın bir saç modeli olarak görülmekle beraber kuple kelimesi ile de sıklıkla karıştırılan bir kelimedir.
Read more

Them Crooked Vultures Hevesini Alamadı



İlk albümlerini bu ay çıkaran Them Crooked Vultures, şimdiden ikinci albümü düşünmeye başladıklarını açıkladı.
"Hazır gazı almışken neden burda bırakalım ki?" minvalinde konuşan Josh Homme ve John Paul Jones'a ek olarak Dave Grohl da "İkinci albümümüz ilkinden daha güçlü olacak." iddiasında bulundu.
Read more

Lily'den Köprü Korsancılarına Destek


Daha öncelerde yasadışı dosya paylaşımına karşı bir kampanya başlatan ve korsancılığın endüstriye çok zarar verdiğine dikkat çekmeye çalışan ünlü pop şarkıcısı Lily Allen CD'lerinin kopyalarının satılmasına karşı olmadığını söyledi.

"Eğer birisi elinde CD'lerimden birinin kopyasıyla gelip onu size £4'a satmaya çalışırsa, alan kişi müziğime bir şekilde paha biçtiğinden benim için sorun olmaz" dedi.
Read more

Charlotte Gainsbourg/Beck'ten Yeni Video!


Charlotte Gainsbourg yeni albümünü yayınlamaya hazırlanıyor. Ocak ayında 'IRM' adıyla satışa çıkacak olan albümde Amerikalı müzisyen Beck'in de payı bir hayli büyük. Bazı şarkılarda söz ve müziği eline aldığı gibi yine bazı şarkılarda düet yapmışlığı da var. Prodüktörlüğü de üstlenen Beck'in Gainsbourg'la beraber neler yaptığını merakla bekliyoruz.

Albümün ilk videosu 'Heaven Can Wait'te ise banyoda küvette oturan peruklu bir dinazor,uçan baltayla yarışan bir adam,kafası pancake olan bir astronot ve yarım sakalları olan bir başka insan ilk etapta bende yer edenler. Oldukça yaratıcı unsurlar içeren bu video şöyle ki;

Read more

B&S'dan yeni albüm?

Belle & Sebastian sitelerinin giriş sayfasını yenileyerek ağzımıza bir parmak bal çaldı. Muziplik mi yaptılar diye düşünerek haberlerin devamını beklerken Stuart Murdoch'ın müzikal film projesi God Help the Girl'ün de akıbetini merak etmeden duramıyoruz.
Read more

Drum & Bass Dergisi Bayilerde !


Roll
dergisinin yayın hayatına veda ettiği 2009 yılının Kasım ayı Drum&Bass dergisinin de doğuşuna ev sahipliği yapıyor. Türkiye'de büyük bir boşluğu dolduracak gibi gözüken dergi - adından da anlaşılacağı üzere - davul ve bas türevleri üzerine eğiliyor.

Müzisyenler, şirketler, yapımcılar arasındaki kopukları da gidermeyi misyon edinen dergi dolu ve kapsamlı içeriğiyle okuyucularını tatmin edeceğe benziyor. Ayrıca daha ilk sayı olmasına rağmen derginin sade tasarımı ve baskı kalitesi çok hoş duruyor, şahsen beğendim, dergiyi okurken göz yormuyor.

Unutmadan söyleyeyim: Dergi 2 ayda bir çıkacak gibi görünüyor. Nitekim ilk sayı Kasım ve Aralık olarak etiketlenmiş. Dergi hakkında bahsetmediklerim için derginin myspace'inden alıntı yaptığım yazıya göz gezdirmeniz yeterli olur zannediyorum.


"Drum&Bass Magazine uzun zamandır gerçekleştirilmeyi bekleyen bir hayalden gerçeğe dönüşerek, Türkiye'nin ilk davul&bas dergisi olarak, “hepsi içinde” anlayışını reddedip yalnızca bir konsept dergi olma idealiyle yola çıkıyor.

Davul ve bas günümüzde müziğin altyapısını oluşturan iki temel enstrüman oldukları için bu dergide de yan yana yer alıyorlar. İsmini içeriğinden alan bu dergide davul ve bas üzerine her şeyin yazılması, tanıtılması ve hem eğitim hem iletişim anlamında müzisyenlere farklı bir bakış açısı sunulması hedefleniyor.

Bu hayali gerçeğe dönüştürme kararlılığı ise müzisyenlerin müziğe olan bilinçli ilgisinin artmasına ve özellikle genç kuşaktan müthiş bir davulcu ve basçı potansiyelinin yetişmesine dayanıyor.

Derginin içeriğinde enstrüman tanıtım analizleri, müzisyenlerin bu işe başlamalarından şu an bulundukları noktaya kadar hikayeleri, eğitimler, kayıt günlükleri, müzik eğitimi veren kurumların ve burs seçeneklerinin tanıtımları, yerli ve yabancı müzisyen/gruplarla yapılan röportajlar, yeni albümlerin tanıtımları vs. yer alıyor. Ülkemize festivaller ve konserler aracılığıyla gelen ünlü müzisyenlerle yapılacak olan söyleşiler bu işe yeni başlayan müzisyenlere yol gösterecek, müzisyenlerin birbirleriyle iletişim halinde olmasını sağlayacak.

Drum&Bass bir jazz, pop ya da rock müzik dergisi değil, tüm stillere aynı duruşla yaklaşan ve konularına hakim müzisyenlerin kendi tarzlarını kendi ifadeleriyle yorumlayacağı bir dergi olacak. Türkiye’nin alanlarında en iyi isimleri Drum&Bass’e kendi perspektiflerinden yazılarıyla katılacaklar. Cengiz Baysal, Eylem Pelit, Arıkan Sırakaya, Buket Doran, Bülent Akbay, Richard Laniepce, Aykan İlkan, Kağan Yıldız, Kerem Tüzün ve Serdar Barçın, Volkan HürseverDrum&Bass bu enstrümanlarla ilgilenen insanlara ulaşmayı ve varolan bir boşluğu özgün içeriği ile doldurmayı amaçlıyor."

http://drumandbassmagazine.com/

http://www.myspace.com/drumandbassmagazine






Read more

Lynch'ten The Beatles Gurusu Maharishi Mahesh Yogi İçin Film


Ünlü yönetmen David Lynch The Beatles gurusu Maharishi Mahesh Yogi ile ilgili film yapıyor.
Maharishi ilk olarak batı dünyası tarafından The Beatles'ın Hindistan'da meditasyon dersleri almaya başlamasıyla tanınmıştı. Grup daha sonra pekçok şarkısında bu ziyaretle ilgili atıflarda bulundu.(Sexy Sadie)
Filmin çekimleri için Aralık'ta Hindistan'a gideceğini söyleyen Lynch,filmin belgesel niteliğinde olacağını da ekledi.
Read more

Altmışından Sonra Azanı



Günün neresinden tutsak elimizde kalan, doluya koysak almayan, boşa koysak dolmayan haberi:
Bob Dylan 47 yıllık müzik kariyerinde ilk defa bir noel albümü çıkardı. Dylan'ın en az sesi kadar çirkin ama karizmatik suratı belki bayram eğlencelerini düşününce aklımıza ilk gelen imge olmayabilir ama hazret, geliri Feeding America ve diğer uluslararası hayır kuruluşlarına bağışlanacak albümünün ilk videosuyla üstüne tüy dikti desek yalan olmaz. Dylan malikanesine hoşgeldin Noel Baba konseptli Must Be Santa videosunda Dylan'ı bir perukla polka dansı yaparken görebilirsiniz diyor, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde de videonun kendisini ekliyoruz. Merry Christmas.


Read more
Related Posts with Thumbnails

Share it