7 Kasım 2010 Pazar

(Off The Record): Vol II




1. The Walking Dead: Muhtemel yeni bağımlılığımız. Yönetmen iddialı, içerik iddialı, giriş iddialı.



2. Glee'nin duymaya alıştığımız her şeyi elden geçirmesini istiyoruz.



3. Athena'nın yeni albümü bizi olumlu manada şaşırttı. Sevdik. Birileri tutup ''ağzımızın ortasına koymazsa'' dinlemeye devam edeceğiz.



4. Bazı şeylerin yeni hallerinin, halen ilk günkü kadar 'cool' kalabilmesini rahatlatıcı buluyoruz.



5. New York'ta Beş Minare'yi henüz izlemedik. Merak ediyoruz.



6. Mor ve Ötesi: Bu şarkıyı dinlememiş olabileceğinizi düşündük.


Mor ve ötesi loveliest mistake Doritos late Night 360 degree
Yükleyen bbbaristan. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.

7. Charles Bukowski'yi özlemiyoruz. Chuck Palahniuk'u özlemeyeceğimiz günlerin henüz gelmediğininse, farkındayız.

* Görsel, Deftones- Around The Fur
Share This
Subscribe Here

8 yorum:

Özgenur Korlu on 15/11/10 4:38 ÖS dedi ki...

Walking Death iyi tanıtım yaptı. Türk izleyicisine ulaşmaz falan diye düşünürken bir baktık ortaköyde tanıtım amaçlı zombiler falan yürüyor bu oldukça güzeldi.

Her iyi eleştirinin arkasından gelecek bir kötü eleştiri vardır işte geliyor: Her ne kadar zombi başlı başına bir klişe olsa da bence bu adamlar da farklı olmak adına çaba harcamıyorlar. Hele bazı sahneler çekim açısına kadar belli filmlerden alınma.

ikinci negatif eleştiriyse çok uzun olması. Belki daha kısa olsa en azından klişeler o kadar dikkat çekmeyecek. ilk bölümünün ilk yarısını sevmeme rağmen ikinci kısımda o kadar sıkıldım ki klişe aramaya başladım. Halbuki ilk yarıda bitseydi şu an ballandıra ballandıra anlatıyor olurdum.

ilk bölümden adamları ipe yolladım ama izlemeye devam edilmeli. tv nin yeni fenomeni olacaklar gibi gibi bir koku alıyorum hadi hayırlısı:)

Uğur Gezen on 15/11/10 8:03 ÖS dedi ki...

Gönderme yapmayla klişeleri sömürme arasında ufak bi fark var, bana sorarsan ilk bölüm bu ayrımın bizim sevdiğimiz tarafına düştü. 28 Days Later'ın çok içime sinmeyen "salgın sonrası hastanede yalnız uyanan adam" girizgahını saymazsak, sırtında bir çanta silahla at üstünde şehre giren şerif (Simon Pegg) bile bana yeter. İkinci bölümde de Zombie Kill of the Week adayları sıralanmaya başladı. Uzun olması da ilk bölüm olduğundan, ikinci bölümden itibaren kırk küsür dakikaya iniyor. Hani inmese de olur, zaten ilk sezon altı bölümcük.

Bunun da yazısını yazmak lazım aslında. hmm hm hmmm.

Özgenur Korlu on 15/11/10 8:18 ÖS dedi ki...

2. bölüm 40dk falansa iyi okula döner dönmez izleyeyim. TBBT gibi birşeye alıştıktan sonra bana herşey uzun gelmeye başladı.

Dediğim gibi adamları erkenden ipe yolladım ama belki de onun öncesinde çok fazla insanın methettiğini duyduğumdan kötü yanlarını aramış olabilirim.

bu konunun üstadı sensin ama mccreary nın müziklerini yapması bile başlı başına bir yazı konusu gibi değil mi?:)

Ö.F.K. on 15/11/10 8:48 ÖS dedi ki...

Walking Dead 2010 yılı içinde hiç yoktan ortaya çıkmış bir dizi değil. 2003'ten beri yayınlanmakta olan bir çizgi roman serisinden uyarlama. Rick'in atla şehire girdiği sahne ve hastanede uyanması da bizzat çizgi romandan alınma. Simon Pegg (WD fanıdır), Walking Dead'ten hareketle bir göndermede bulunmuş dersek daha doğru olur. 28 Days Later'a gelecek olursak Rick'in hastahanede uyanması tabii ki de 28'e benzetilebilir. Ama serinin gidişatı ile 28 Days Later arasında dağlar kadar fark var. Zaten Walking Dead'in epey özgün, diğer zombi işlerinden ayrılan tarafları yapımcıları harekete geçirmiş olmalı. Çizgi romanda öyle bir malzeme var ki çoğu zaman olayın merkezinde zombilerin olduğunu unutuluyor.

Dizinin ilk bölümünü ben de çok beğenmedim ve sıkıldım. Gereğinden fazla uzatılmış, seyircileri zombi diyarına ısındırma amaçlı bir bölümdü. Ve hikayenin gidişatına dair hiçbir ipucunun olmaması birçok seyirciyi sıkmıştır eminim. Ama yine de klişe demek biraz fazla kaçar. Çünkü 'belli filmler' derken kastettiğin filmlerin birçoğu muhtemelen Walking Dead'in çizgi romanından bir şeyler araklayan işlerdi.

İkinci ve üçüncü bölümüyle dizi çizgi romanın temel rotasından sapmayarak olay örgüsünü fazlasıyla değiştiriyor, değişik karakterleri akışa dahil ediyor. Ben açıkçası bu kadar çizgi romandan farklılaşacaklarını beklemiyordum ama yine de asıl rotadan sapmadıkları, karakterleri katletmedikleri sürece sorun yok. Çünkü böylesi de dizinin tuzu biberi olmuş gibi geldi bana. Frank Darabont ve senaristleri işini biliyor.

Velhasılkelam izlenir, izlettirilir.

Özgenur Korlu on 15/11/10 9:04 ÖS dedi ki...

çizgi romandan anlaşılacağı üzere anlamam ve bu konuyla ilgili yanlışlarımı kabul eder boynumu büküp affımı isterim.

walking death ın ileriki bölümler de zombi mevzusunda ne gibi farkılılıklar yaratacağını merakla bekleyeceğim. bu kadar sözden sonra diziye devam etmek farz oldu. bu muhabbet olmasaydı ben 1. bölümün hayal kırıklığıyla yaşar giderdim.

argümanlar iyi olunca çürütülmeyi seviyorum:)

Uğur Gezen on 15/11/10 9:24 ÖS dedi ki...

İlk bölümün sıkması çizgi romanı biliyor olduğundandır diye bir tahminde bulunayım, çünkü ben epey keyifle izledim. Zombilerle uğraşan kurguların bir ortak özelliği içerisinde zombi kurgusu bulunmayan evrenler yaratmaları olduğu için -yoksa zombiyi gören ne şaşırır ne kaçar, gömer beynine baltayı/sopayı- ilk bölümde kendi zombi mitini yaratmasına müsaade etmek gerek.

Karşımızda en az iki sezon sürecek bir dizi olduğuna göre zombileri bir yerden sonra kenara koyup hayatta kalanlar arasındaki drama üzerinden geçineceği belli, ama ilk sezonun yarısına kadar kamptakilerin doğru düzgün tanıtılmaması "kampa zombi mi inecek" diye bir şüphe yaratmadı değil.

Bir de birisinin mix'ten ambiyans seslerini kısması lazım, Atlanta'nın eklembacaklı nüfusu megafonla geziyor sanki.

yigilante on 15/11/10 10:46 ÖS dedi ki...

spoiler:


the governor...

Özgenur Korlu on 6/12/10 12:17 ÖÖ dedi ki...

walking dead e ettiğim bütün kötü yorumları geri alıyorum ve yerine sadece muazzam diyorum.

 
Avaz Avaz Dergisi

izliyorlardı

Avaz Avaz Copyright © 2011 BeMagazine Blogger Template is Designed by Blogger Template
In Collaboration with fifa