10 Eylül 2009 Perşembe

Albüm: Muse -The Resistance


Muse, yeni albümüyle nereye gidiyor?


Uzun zamandır gruptan haber alamıyorken United States Of Eurasia sızıntısı yeni albümden haberdar olmamı sağlamıştı. Muse, Origin Of Symmetry, Showbiz ve Black Holes And Revelations gibi çok iyi işler çıkarmıştı. Üstüne üstlük Muse, evlat edinmek isteyip de başaramadığımız yabancı gruplardan belki de en iyisiydi.

Ana akımın takip etmeye bayıldığı ve övmekte beis görmediği oluşumların arasında bulunmak istediklerini tahmin etmek güç değil. İşin güzeli albüm satışlarını, yüksek katılımlı canlı performansları ve Hollywood'u besleyen parçaları hesaba katınca grup bu mertebeye epey yaklaşıyordu. 2005 çıkışlı Black Holes And Revelations, Coldplay'in X&Y'ından sonra, Viva La Vida'sından önce yaşadığı çıkmazla grubu başbaşa bırakıyordu: Sıradaki albüm grubun rütbesini belirleyecekti.

The Resistance
bir önceki albümde uzaya, karadeliklere ve göktaşlarına kafayı takan Matthew Bellamy'nin yeni çıkmazı etrafına kurulu: Gelecekte geçen, kargaşaya yakın bir Dünya düzeninde savaşmayı reddeden bir askerin direnişi. Piyasanın kıyamet sonrası senaryolarına gösterdiği ilgi ortadayken grubun isabetli bir tercih yaptığını söylemek mümkün.

Albüm, farklı tarzlara ait olabilecek parçalardan oluşuyor. Elektro-pop, Alternatif Rock, R&B(Evet, epey yakın bir parça var albümde) ve grubun albüm piyasaya sürülmeden vaat ettiği gibi şık piyano işleriyle dolu, orkestral parçalar albümde mevcut.

Peki Muse bu albümle ihtiyacı olan adımı atabiliyor mu? Hayır.

Albümün bir konsept etrafında kaydededilişi; birbirinden farklı tarzlara ait, birbirinden farklı tınılara sahip parçaları bir arada tutmak dışında hiçbir işe yaramadığı için yapılan onca reklam ve koparılan yaygara anlamsızlaşıyor. Piyasanın tuttuğu bir konudan bahsetmenin iyi ve kötü yanları var. Kötü yanlardan biri gerçekten yeni bir şey söyleme gerekliliği ve Muse albümü hazırlanış, akış ve sunuş olarak kesinlikle somut bir hissiyat vermiyor.(Bir önceki albüm için de benzer bir şeyden bahsetmek mümkün ama en azından ''Karadelikler'' 2005 yılı için enteresan sayılabilecek bir mevzuydu.)

Albümün genelinde hissedeceğiniz, Origin Of Symmetry ve Black Holes And Revelations tecrübeleri esnasında hissettiklerinizin yokluğu. Bu durum yalnızca grubun azılı takipçileri için geçerli değil. Daha önce gruptan haberi olmayan herhangi bir dinleyicinin üç albümü peşpeşe dinlediğinde size samimiyetle söyleyebileceği bir gerçek bu.

The Resistance, kötü bir albüm değil. The Resistance'ı oluşturan parçalar kötü parçalar değil. The Resistance, kötü kaydedilmiş bir albüm değil; aksine harika bir kayıt. Çok iyi piyano-klavye işleriyle dolu, çok temiz tınlayan ve alışıldık Muse refleksiyle oldukça derli-toplu parçalar içeren bir albüm. Queen etkileşimi dinleyicide kötü bir izlenim bırakacak kadar fazla olsa da United States Of Eurasia güzel bir parça. Unnatural Selection, daha önce duyduğumuz gitarlarla ve geçişlerle dolu olsa da(New Born) güçlü bir parça. MK Ultra; melodik yapısı, zekice düzenlenmiş hali ve gereken yerde patlayan gitarlarının yanında dinleyiciyi konsepte yaklaştıran parça; tanıdık bir Muse parçasının kuvvetlenmiş versiyonu gibi adeta. I Belong To You, R&B'ye geçiş yapması gerekenin Chris Cornell'den ziyade Matthew Bellamy olması gerektiğini kanıtlıyor dinleyiciye; iyi bir kayıt. Exogenesis üçlemesi de en azından dinleyiciye vaat edilen senfoni.

Peki problem ne? Tabirimi mazur görün, The Resistance fena halde 'cheesy'. The Resistance; kendisinin pazarlayıcısı olan konsepti somutlaştırmayan, iyi işlerle kötü işlerin bir arada durduğu(Undisclosed Desires çok gerekli miydi?), ''yapmış olmak için yapılmış'' işlerle-fikirlerle dolu bir albüm. Albüm, tını ve sunuş olarak bütünlükten yoksun; albümün genel bir hissiyatı, tınısı veya standardının olduğunu söylemek mümkün değil. Kesinlikle beklentileri karşılayacak kalibrede bir albüm değil The Resistance.

Grubun yapabileceklerini veya popüler müzikte değiştirdiklerini görmezden gelmemiz mümkün değil. Böyle bir albüm çıkarmanın alternatifi, websitelerinden parçaları ayrı ayrı yayınlamak ve kafalarına göre takılmak istediklerini açıklamak olabilirdi. Böylece biz de parçaları anlatılacağı vaat edilip anlatılmayan bir konsept paralelinde değerlendirmek zorunda kalmazdık; belki de bu durum Undisclosed Desires'ın kaydedilmesine engel olabilirdi, kim bilir?
Share This
Subscribe Here

4 yorum:

sutunmekuvveti on 10/9/09 10:47 ÖÖ dedi ki...

valla tamamen katılıyorum, tek kelimeyle cheesy. bir o kadar da fazlaca "esinlenilmiş" hissi veriyor :/ buram buram queen havasının üstüne 1984 atıfları falan da ok computer'ı akla getiriyor ister istemez..

united states of eurasia'da "and must we do as we're told?" yerine "we are the champions" dense de olurmuş. arkasından gelen arabik ezgi falan da bir değişik.. yine en iyi şarkı bu olmuş, kötünün iyisi diyorum museseverlerden özür dileyerek. onun haricinde albümde sıyrılan diğer şarkı da "mk ultra". ama sözleri biraz zayıf. exogenesis'leri de sevmedim ben ama genelde iyi yorum almışlar.

aslında 1984, albüm ve cheesy oluşu arasındaki ilişki hakkında daha çok şey söylemek lazım ama şimdi kasamadım. belki birazdan kasarım.

impavido on 11/9/09 7:49 ÖÖ dedi ki...

radiohead ve muse arasındaki benzerlik iki grubunda yenilikçi olmasıdır, ikisi de baba gruptur. muse isteseydi oos deki işleri yapamaz mıydı? yada supermassive black hole gibi ticari şarkılarla albümü dolduramz mıyıd? bence ikisini de yapardı, i belonge to you ve undisclosed desires mattin sevgilisine yazdığı şarkılardır, zaten albüm konseptiyle sounduyla pek bir ilgisi de yok, ve matt farklı bişeyler denemiş bu şarkılarda, tabii biraz da ticari olmuş bunlar, unnatural selection albümdeki en sert parça, güzel olmuş newborn un bir bölümünü hatırlatıyor. kısacası eski albümlerindeki şarkılara en çok benzeyen şarkı bu, diğer şarkıları her muse albümünde olduğu gibi değişik, bir de exogenesis var radiohead ve queen özentisi pop grubu diyenlere kapak olacak nitelikte, sözleri de çok güzel, bence mattin dediği kadar güzel şarkı, albüm konseptine gelince, eighteen nintyfour diyerek kısa kesmemek lazım, pek çok politik measj içeriyor, mk ultra, unnatural selection, uprising fln. united states of eurasia da brzezinski var.

son olarak bence albüm güzel olmuş, mattin sesi biraz kalınlaşmış sanki :x, oos ye uzak bhar daha yakın pek çok hayranını üzse de sindirilecek bir albüm, şuana kadar yaptıkları en kaliteli şarkıları bulunduruyor albüm, kısacası yenilik iyidir.

Aysun on 23/10/09 9:38 ÖS dedi ki...

Bence The Resistance gayet güzel bir albüm. uprising, mk ultra, unnatural selection, resistance ve undisclosed desires iyi parçalar. ama undiclosed biraz daha sert, biraz daha rock tarzında olmalıydı. united states of eurasia da iyi sayılır ama ortalarına doğru şarkı inanılmaz bir şekilde yavaşlıyor ve sıkıcı bir hal alıyor. (kıuş cıvıltıları falan!) açıkçası exogenesis'lerde gayet başarısız olmuş. bence muse'a senfoni hiç yakışmıyor. madem alternatif rock'çısınız, britt-pop tarzını dahi kabul etmiyorsunuz, bu kadar sıkıcı ve rock dışı parçalar yapmayın. özellikle matt'in bu sevdasına anlam veremiyorum. umarım muse'u iyice rock'tan uzaklaştırmazlar.

berhan on 28/6/10 10:09 ÖS dedi ki...

"Few bands divide music fans as much as Muse. To their fans -- and there are plenty of them -- Muse are a band big on showmanship, spectacle and ambition. To their detractors, they are a band with all the bluster of Queen without the humour, the pretension of Radiohead without the intellectual depth and the stadium-sized ego of U2 without the intimate communal touches."

Stephen Dowling

 
Avaz Avaz Dergisi

izliyorlardı

Avaz Avaz Copyright © 2011 BeMagazine Blogger Template is Designed by Blogger Template
In Collaboration with fifa