30 Mart 2011 Çarşamba

Ipod: Benim İsyanımdı


Doz aşımı  



Walkman'lerin cool değil demode olduğu bir dönemde sanki marifetmiş gibi girdiğim liseye ailemden bir ödül beklentisi ile başladım. Ödül de gecikmedi ve isabetli bir hediye olarak bana ipod alındı. Bu yazıda "kıt imkanlarla yürek okşayan güzellikler" ekseni olmayacağı için şimdiden uyarayım mesele ipod'un pahalı olması değil.

Liseye girerken müzik dinlemek dışında bir vasfım yoktu. O yıllarda internette vakit geçirmek Okan Bayülgenesk "sosyal medya kurnazlığı" ya da "internetin sokağa yığdığı kitleler yalanı"nı içermeyen vasıfsız bir vakit geçirme aracıydı. ingilizce bilmeyenlerin superonline ve grafi2000 esprilerine tamah ettiği bir kıtlık dönemindeydik. mp3 indirmek için beş dakikanız ve babanızı kızdırmayacak bir telefon faturası kültürünüz olmalıydı. Uzun lafın kısası müzik cd'lerde ve kasetlerdeydi. Ipod'u bir ödül olarak almak battlestar galactica'nın finaline benzer bir manzara doğuruyordu. 40 GB'lık müzik kapasitesini doldurmak yer yüzünde mp3 formatında indirilebilir müziğin hayli üstündeydi. Sonuçta olan oldu, liseli bir gencin bilebileceği bütün şarkılar tek bir alete sığdı.

Anhedoni günümüz tumblr'larında sıkça fotoğraf üstüne yazılan bir kelimeden ibaret değildi. Gerçek bir rahatsızlıktı. Her şeye sahip olduktan sonra hiçbir şeyi kalmamış gibi hisseden adamın dramı daha şile bezlerine sıçramamıştı ancak ipod yüzünden müziğe olan ilgimin müziğe karşı bir bağımlılık olması çok kısa sürdü. Müzikten artık zevk değil dilimin ucundaki şarkıyı bitirmeden dinleme ihtiyacını alıyordum. Müzik benim için çok kısa aralıklarla almam gereken bir ilaç olmuştu. İşin kötüsü kafa bile yapmıyordu.

Detox'a girmedim ama "panik" dönemlerine sık sık girdim. Ukala olmadan açıklayayım: bir şehre-ülkeye belirli bir miktarda uyuşturucu sevkiyatı yapılamazsa o şehirde panik başlar. Junkie'ler birbirini bıçaklar en yakın dostlar düşman olur. Sıradaki benzetme Mevlana'dan gelsin: "Sen o köpeklerin arasında bir kemik at da bak bakalım kardeşlik kalıyor mu?".


Sonuçta ipod tüm uzay teknolojisine rağmen ölümsüz değildi. Üstelik Türkiye'de Apple hala bankaların kullandığı macintosh bilgisayarlardan ibaretken kimse ipod'unuzun bozulmasının nasıl bir acı olduğunu anlayamıyordu. "Attan inip eşeğe binmek" sözünü tecrübe etmek için henüz çok gençtim ve binicilik kurslarının bir 5 yıl uzağındaydım. Sonuçta attan inip eşeğe binemedim ama ipod'dan sonra walkman kullandım.



Bu olay o vakte kadar fark edemediğim bir şeyi bana gösterdi: Müzik aslında sandığım gibi değildi. Hayır, love metal'i keşfetmemiştim. Müziğin albümler halinde çıkan ve nadir istisnalar dışında hiçbir zaman bir albümde bütün şarkıları iyi olmayan bir gerçeklik olduğunu keşfettim. Haliyle alışkanlıklarımla beraber beğenilerim de değişti. Artık 1500 şarkısı arasında 150 tane iyi şarkı yapabilenlerin yetenekli değil bilakis yeteneksiz ve iki albümden ibaret kariyerlerine 6 tane iyi şarkı sokabilenin gerçekten kabiliyetli olduğunu düşünmeye başladım. Yaşadığım aşklar değil ama dinlediğim müzik araçlarının müzik beğenimi belirlemesi utanılacak bir şey değil. Buradan bunu itiraf etmem gerektiğini düşünüyorum.

Adsız alkolikler seansından çıkmış birisi hissiyatıyla konuşuyorum: Adım Fitah, 7 yıldır Ipod kullanıyorum. Müzik dinlemeyi sevmiyorum.


Share This
Subscribe Here

1 yorum:

Anonim dedi ki...

kanka o kırmızı bi alet vardı hani sony, onu ve psp'yi geçmişsin. bunlar senin müzik kariyerinde önemli yeri olan aletler.

he bir de ipod'un gittiği gün ercan'ın "bu ne lan bu ne" diye nah çıkarması da es geçilmemeli.

 
Avaz Avaz Dergisi

izliyorlardı

Avaz Avaz Copyright © 2011 BeMagazine Blogger Template is Designed by Blogger Template
In Collaboration with fifa