30 Mayıs 2010 Pazar

Öncesi ve Sonrası: Stone Temple Pilots

Satır aralarını okuyoruz   




Günah Keçisi

Stone Temple Pilots, 90'ların en bahtsız gruplarından biriydi kuşkusuz. Her zaman Seattle'ın dört büyük isminin (Nirvana, Pearl Jam, Alice in Chains, Soundgarden) gölgesinde kalmak, bir nevi 4+1 muamelesi görmek STP'nin değişmez kaderiydi desek yanlış olmaz herhalde. Lafta bu gruplarla aynı kefeye dahil edilebilirlerdi, ama aslında onlar çoğunlukla tartının diğer kefesinde bu dört grupla birer birer karşılaştırılmak ve nihayetinde yaftalanmak için hazır bekletiliyorlardı. Onlar müzik eleştirmenlerinin grunge patlamasından sonra aradığı oyuncaktı, sektörün günah keçisiydiler.

Ne günahlar atfedilmedi ki onlara? Rolling Stones yazarları tarafından oybirliğiyle yılın en kötü grubu seçiliyorlardı, aynı zamanda okurlar tarafından yılın en iyi grubu seçilirlerken. Şimdilerde yaşayan en iyi rock vokallerinden biri kabul edilen Scott Weiland'ın başta Eddie Vedder olmak üzere taklit etmediği vokal kalmadı. Sonrasında kötü bir Alice in Chains parodisi, zaman zaman ikinci sınıf bir Pearl Jam olarak nitelendirildiler. Hatta kimi zamanlarda Pearl Jam ve Alice in Chains'in üstüne bir şeyler eklemek istediklerinde de çeşitlilik için Nirvana'ya başvurdukları yazıldı. Bu ağır ithamların asıl kaynağı salt STP'nin müziğinden çok grubun zamanlaması, San Diego'lu olmaları ve Core öncesinde kaydadeğer bir icraatlarının bulunmamasıydı aslında. Bu sebepler dolayısıyla eleştirmenler tarafından MTV  bombası olarak lanse edilmeleri işten bile değildi. Listelerde grunge hükümranlığının olduğu bir dönemde boy göstermeye başlıyorlardı, üstelik de ilk albümleriyle, hem de adı sanı duyulmamış grup elemanlarıyla Ayrıca bu adamlar  Seattle'lı da değildiler; onlardan benzer bir müzik yapmaları beklenmemeliydi, beklenemezdi. Dört büyük ismin yanına bir süs olarak bile pek yakışıkları kalmıyordu onlara göre. Onları alaşağı etmek için müziklerine saldırmalıydı o zaman. Ne de olsa en etkili yol buydu. Hem de böylesi daha kolay ve kazançlıydı. Yukarıda da söylediğim gibi sektörün ihtiyacı olanı STP üzerinden karşılıyorlardı. Oysa ki onlar Soundgarden'ın Nirvana'ya, Alice in Chains'in Pearl Jam'e benzemesinden çok daha fazla herhangi bir Seattle'lı grubu andırmıyorlardı.

Evet, STP'nin üzerindeki lanetin tesiri büyüktü ama etkisi uzun sürmeyecekti. Eleştirmenlerin kapıldığı rüzgar zaten dinleyenler üzerinde etkisini göstermemişti, grup Core albümünde yakaladığı başarıyı Purple'da da devam ettirimişti. Sonrasında da art arda gelen albümleriyle dağılan birçok grubun arkasından adeta güç gösterisi yaptıkları söylenebilirdi ve biraz geç olacak ama artık değerleri/farklılıkları anlaşılmaya başlanmıştı.

Öncelikle bu adamlar hiçbir zaman Seattle'lı gruplar kadar depresif olmadılar. San Diego'lu olmaları sebebiyle üzerlerinde taşıdıkları Kaliforniyalı soundu ilk dikkati çeken şeydi belki kendileri hakkında. Aynı zamanda Seattle'lılar kadar inişli-çıkışlı bir müzikleri de yoktu; daha direkt şarkılar yapıyorlardı, şarkıların ayrımları keskindi. Sözlere gelince herhangi bir Seattle'lı grup kadar derin, anlaşılmaz ve melankolik yazmıyorlardı. Bunların yanısıra müziklerine birçok türden ögeler ekleyip zenginleştirmeyi kendilerine görev bilmişlerdi. Kimi zaman glam rock, kimi zaman psychedelic rock tadı alabiliyordunuz. Geneli 90'lar ve 70'ler dengesini tutturan bir soundları vardı. En basit anlamda sahici gitar müziği yaptıkları söylenebilir. Scott Weiland'ın vokalinin ise Layne Staley ve Eddie Vedder'a özellikle ilk albümdeki birkaç şarkıda (Wicked Garden, Creep) oldukça benzediği söylenebilir, lakin kendisinin birçok eleştirmenin dile getirdiği gibi 90'larda tamamiyle bu isimlerin birer kopyası olduğunu iddia etmek yanlış olacaktır. Zaten zamanında kendisinin vokali hakkında dile getirilmeyenler, dile getirilenlerden bir hayli fazladır (bkz. Algıda seçicilik). Nitekim sonradan dile getirilmeyenlerden yeni bir efsane yaratılmıştır orası ayrı.



2010: Rock'n Roll Strikes Back

Kendileri hakkında ne kadar ağır ithamlarda bulunulsa da sene 2010 olmuş, onlar hala 'yıkılmadık, ayaktayız' dercesine yeni albümlerini önümüze sunuyorlar. 9 yılın ardından çıkardıkları kendi isimlerini taşıyan albümleriyle kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına da sebebiyet vermiyor değiller.

Albümle ilgili ilk göze çarpan şey saf/katıksız rock müzik yapma çabası. Bu aslında STP'de yıllar yılı, derece derece gözlenen bir durumdu. Her albümde biraz daha saf bir müziğe doğru yol alıyor, daha tutarlı işler çıkarmaya çalışıyorlardı. Ama son albümde bu durum iyice ayyuka çıkmış. Şarkıların arasından farklı tarzıyla sivrilenler çok nadir (Samba Nova). Ve bu durumun bilinçli bir tercih olduğu çok açık. Bu halleriyle kendilerini en fazla benzettiğim isim biraz garip olacak ama Scott'ın eski grubu Velvet Revolver. Acaba satır aralarını dikkatlice okursak STP'nin tutumunu üzerine yapışan 4+1 etiketinden kurtulmak için ister istemez yaptığı bir şey olarak yorumlamamız doğru olur mu?

Biraz daha özele inersek albümde zayıf şarkı olduğunu söylemek mümkün değil. Aynı zamanda ilk dinleyişte dinleyeni yakalayan şarkılar (Between the Lines hariç) veyahut STP klasikleri arasına girebilecek şarkılarda pek bulunmuyor. Yine de her şarkının belirli bir standardın üstünde seyrettiği söylenebilir, şarkılar kendilerini ister istemez dinlettiriyorlar. Bunların dışında gitarlar harikulade. Dean DeLeo ne kadar usta bir gitarist olduğunun altını çiziyor albüm boyunca. Kendisi gerek riffleriyle, gerek  sololarıyla bu durumu dinleyiciye hissettirmeyi başarıyor. Hatta şu sıralar kendisi kadar değeri bilinmeyen bir gitarist daha olduğunu düşünmüyorum. Vokallerde ise Scott Weiland eski country-vari, bas-bariton vokallerini tercih etmemiş. Velvet Revolver'daki vokallerine kısmen benzer daha bir tekdüze, daha bir tiz takılıyor beyefendi. Tabii bu durum kendisinin ustalığına gölge düşürmüyor, bizzat şarkıların doğasının gerektirdiği vokalleri yapmış kendisi.

Son olarak albümü defalarca dinlemiş olmama rağmen “beğendim mi, beğenmedim mi?” bir türlü karar veremiyorum. Diğer bir deyişle, Stone Temple Pilots beni muallakta bırakan albümlerden biri oldu. Albümün saf rock handikapı aynı zamanda bir yönüyle albümün artılardan biri de olabilir. Kişiden kişiye değişecek bir durum teşkil ediyor. Özellikle 70'ler klasik rock tadında bir şeyler arayanlar için albüm biçilmiş kaftan. Yalnız eğer Core ve Purple tadında bir şeyler arıyorsanız, STP algınızın büyük bir kısmını çöpe atabilirsiniz.


Share This
Subscribe Here

1 yorum:

Anonim dedi ki...

rolling stones bir gruptur. dergi degil.
rolling stone bir dergidir. grup degil.
Asik Hasan - 1913 - Kayseri

 
Avaz Avaz Dergisi

izliyorlardı

Avaz Avaz Copyright © 2011 BeMagazine Blogger Template is Designed by Blogger Template
In Collaboration with fifa