4 Mayıs 2010 Salı

Röportaj: 110





110'la uzun uzadıya bir röportaj Keyifli okumalar.  



Son albümleri Sıfır'ı USB bellekte çıkarmalarıyla bir kez daha yenilikçi duruşlarını gözler önüne seren, tarzlarıyla ana akım içindeki yerini kendi inşa etmiş sayılı gruplardan biri olan 110 ile Avaz Avaz uzun, keyifli ve samimi bir röportaj gerçekleştirdi. 3 Mayıs itibariyle raflarda da yerini alan yeni albümlerinden tutun da 110'un ilk dönemlerine, Türk rock piyasasına, internete ve dünyada müziğin nereye gittiğine dair birçok konuda biz sorduk, onlar usanmadan cevapladılar.




Cansu: Yeni albümle başlayalım. Yeni albümü USB'yle yayınlama fikri nerden çıktı?
Ömer: Ayrıca tereddüt ettiniz mi?
Candan Tezel: Tereddüt ettik. Bu projeyi bize Elif İnci önerdi, kendisi endüstriyel tasarımcı. Bir gün yurtdışında bir fuarda dolaşırken USB'yi bileklik halinde görüyor, bir derginin tanıtımda kullanıyorlarmış bunu. Bize geldi, "Niye bu formatta albüm çıkartmıyorsunuz?" dedi. Aslında biz bu albüm fikrini ilk Elif'le konuşurken derdimiz zaten albümün satmadığı bir ortamda sadece sevenlerin alacağı formatta bir şey yapmaktı. Hatta CD çıkartmasak, sadece internet üzerinden yaysak bile hedefine ulaşır diye düşünüyorduk ama sadece prestij için bile albüm çıkartmak zorundasın. Sonuçta dedik ki, CD basacağımıza böyle bir formatta yapalım daha pahalıya gelecek ama dinleyiciye gerçekten farklı bir şey sunmuş olalım. Özellikle fanlarımıza farklı bir formatta ulaşalım, hem de yapılmayan bir şey yapalım, bizim için bir eğlencesi olsun. Sadece müzikle değil, ayrıca farklı bir formatın Türkiye'ye girmesiyle de uğraşalım diye düşündük ama çok zormuş gerçekten. Albüm ancak yeni raflara girebiliyor, bu projeye Eylül'de başladık. Kültür bakanlığıyla görüşmeler, izinlerin alınması derken daha Ocak-Şubat aylarında çıktı izin ve bandroller, biz de çok zaman geçti bari ikinci kliple beraber albümü piyasaya verelim dedik. Biz de bekledik. Ancak daha nisan ayında raflara girdi.
Cansu: İnternetten yapılmayacak mı sadece satışı?
Candan: İnternetten satış yaptık, sonra bir şey fark ettik. Konserlerde de başımıza geldi bu. Birileri çok fazla alıyor. Mesela bir tane konserde sadece tek bir adam 10 tane albüm aldı, yani bizim hedefimiz bu değil. Bundan para kazanmaya çalışmıyoruz. Derdimiz birbirinden farklı dinleyicilerin elinde bulunması albümün, bir arşiv değerinde olması. Bir adam 10 tane aldığında başka bir noktaya gidiyor konu. O yüzden internet satışını durdurduk. Mağazalardan direkt dinleyiciye gitsin diye bir derdimiz var şu anda. Tabii bu ne kadar sağlıklı olacak bilmiyoruz, onu da göreceğiz.
Ömer: Peki albüme Sıfır ismini vermenizin önemli bir sebebi var mı?
Ozan Yılmaz: Var. Biz şimdi ilk albümümüzü çıkarttığımızda menajerimizin olmaması gibi sorunlardan albüm güme gitti. Biz buna üzülürken ikinci albümü çıkartıp aslında ilk albümün o kadar da güme gitmediğini görmüş olduk. Biz böyle kötü bir PR görmemiştik, ikinci albümün çıkışı bizim için hakkaten bir çöküş, dibe vuruş oldu. Grubun o anki formu bozuldu, kavgalar, gürültüler çıktı menajerlerle. Biz hepsine bir set çekip sakin kafa oturduk, bir sene düşündük ve her şeyi sıfırdan yeniden kurgulama kararı aldık. İşte bu albüm bu projelerle, yan fikirlerle sunuldu. Bunu ifade etmesi açısından bu ismi uygun gördük.
Candan: Aslında çok fazla gönderme var bu isimde. Albümün formatının ilk olmasının, Ozan'ın dediği gibi her şeyi sıfırdan yapıyor olmanın göndermesi var.
Buse: Albümü bu formatta hazırlarken ne tür riskler aldınız sizce?
Candan: Biz bu işi hiç bir şekilde ticari görmedik. Bizim bir çok gruba göre bir avantajımız var. Bizim albüm maliyetimiz sıfıra yakın, çünkü biz her şeyi kendi stüdyomuzda kaydediyoruz, hepimiz müzik okuyoruz. Prodüksiyon maliyeti nerdeyse sıfıra geldiği için..
Ozan: Albümün adını sıfır koyduk. (gülüşmeler)
Candan: Belli bir bütçemiz var prodüksiyon için. Bu deli cesareti belki ama albümün formatına yatırdık.
Ozan: Bir de kaybedeceğimiz şeyler çok değildi. Sadece biraz para kaybedebilirdik, o da önemli değil.
Candan: Gerçekten önemli değil bu. Zaten şöyle bir şey var, bizim zaten ilk albümden beri tarzımız mutant gibi görülüyordu. Zaten rock yeni yeni kendine yer bulmaya başlamış, biz bir de elektronik ekledik bunun üzerine. Ben "Bu ne ya! Buzdolabı sesi koymuşlar albümün içine" gibi yorumlar okudum. Aslında adam haklı, o alışmamış ama buzdolabı sesi gibi geliyor. Kaldı ki, elektronik müziğin Türkiye'deki yeri bile belli değil. Kaç tane isim var elektronik müzik yapan? Hande Yener bile mainstream'den döndüğüne göre, demek ki elektronik müziğin pek bir yeri yok Türkiye'de. Biz bütün bu konularda zaten risk almayı seven insanlarız. Onun için bunu yaparken de ilk aldığımız riskten daha büyük bir risk almadık.
Cansu: İlk albümde rock sounduna daha yakın müzik yaparken, tarzınız giderek elektroniğe yaklaşıyor. 
Candan: Kontrol albümünün durumu şuydu: Biz o dönem herkese uyuz olduk. Bir derdimiz vardı orada aslında. Her şey agresifleştiği zaman müzik de agresifleşiyor. Kendi içimizde agresiftik, birbirimize karşı, plak firmasına karşı agresiftik, çalıştığımız insanlara karşı da öyle. Herkese karşı bir agresiflil ve kavga durumundaydık. Bütün bunlar o albümü bu hale getirdi, Kontrol buradan çıkma zaten. Ama o albüm Ozan'la ikimizin yüzde yüz üstünde durduğumuz bir albüm değildi, orada bizim dışımızda da Mehmet ve Nedim'in de içinde olduğu bir durum vardı. Biraz grup soundu gibi oldu ama samimi bir itirafta bulunursak biz o soundu kendimize ait çok hissetmiyorduk çünkü o sertlikle o elektroniklik birbirini çok fazla tamamlamıyordu. İşin doğasından bahsedersek, overdrive'lı gitarların üstüne o synth'i kurmaya çalıştığımızda insanları çok fazla rahatsız ediyor bu.
Ozan: Herkes kendi partını çalıp geriye çekildi o albümde. Ortak bir karar alınmadı, bizim kafamızda şöyle bir şey var gibi. Herkes bir şey çaldı. Mesela Nedim çaldı gitti, Mehmet çaldı gitarları, ben yoktum kayıtta. Ben evde çaldım klavyelerimi verdim, sonra 10 günde mikslendi çıktı filan.
Candan: Hayat diye bir şarkı var mesela, ben onu tamamen akustik bir parça olarak tasarladım. Albümdeki halini biliyorsunuz zaten. Akustikle alakası yok.
Ozan: Herkes bir şeyler koymuş kafasına göre.
Candan: Çocuk Parkı şarkısını çalamadık mesela canlı olarak. (gülüşmeler) O kadar progressive duruyordu ki aralar, geçişleri yapamadık. Çok salak bir durum oldu. Yiyemeceğin şeyi yapmayacaksın abi. (gülüşmeler) Böyle de bir gerçek var yani, sahnede çalamadık o parçayı.
Cansu: Peki müzik piyasasından nasıl tepki aldınız bu müzik türüyle?
Ozan: Bu son albüm epey değiştirdi gelen tepkileri.
Candan: Kendi planımızı anlatmamız lazım onların tepkisinden önce. Biz Ozan'la şöyle bir şey düşünmüştük ilk başta: Biz farklı bir şey yapıyoruz, muhtemelen tepki alacağız ve önümüzdeki 5 seneyi insanlara ne yapmaya çalıştığımızı öğretmekle geçireceğiz. Yani böyle bir çıkış yapacağız, patlayacağız, bir anda meşhur olacağız, parçalarımız bilinecek gibi bir durumumuz hiç olmadı. Biz önümüzdeki 5 sene yapmak istediğimiz müziği bu piyasaya kabul ettireceğiz dedik. Kaldı ki o kadar da tepki almadık. Bir tek şarkıların içindeki disko tavırlar insanlara bir parça itici geldi. Aslında kendi yolunda elektronik rock giderken, bir yandan da pop kulvarında kayan bir yanı vardı şarkıların, insanlar buna tepki gösterdiler. Biz ilk 5 sene için insanlar bunu öğrensinler diye düşündük ama geldiğimiz noktada iş cidden değişti. Zamanında eleştirirlerken şimdi bir çok grubun bizi takip ettiğiniz biliyoruz, soundumuz olsun, tarzımız olsun. Demek ki inandığın şeyi devam ettiriyorsan ve doğru yapıyorsan piyasada kabul görüyorsun.
Ozan: Sahtekarlık yapmıyorsan bu belli oluyor. Kandırmadık biz kimseyi.
Candan: Evet, doğal olduğunda belli ediyor kendini. Biz asla piyasa olsun, patlasın diye çıkmadık. Hatta ilk albüm çıktığında normalde o albümde olması gereken 9 8'lik bir tane parça vardı. Dedik ki biz böyle adamlar değiliz.
Ozan: Onu koysak biliyoruz ki olacak.
Candan: Harbiden olacaktı abi ama dedik biz böyle bir şey yapamayız. Piyasa olacağız diye yapmadığımız bir tarzı insanlara dinletemeyiz. O parça hala duruyor bir yerlerde daha kimseye dinletmedik.
Ömer: Son albümde ben şunu farkettim, cidden elektronik müzik yapıyor gibi olmuşsunuz. Elektronik alt yapı epey kuvvetli.
Candan: Olmuşsa çok iyi. Türkiye'de bir sıkıntı var, yabancıları dinlediğin zaman örnek alabileceğin bir form var ama Türkçe yapmaya kalktığın zaman çok büyük bir sıkıntı yaşıyorsun çünkü sen birilerine örnek olacaksın ve yaptığının hakikaten düzgün olması gerekiyor.
Ozan: Çiğ de durmaması lazım. Bu ihtimal de çok yüksek İngilizce bir şeyi getirip bu kültüre adapte etmeye çalıştığın zaman. Bizim bu çok sevdiğimiz bir şey, yapmak istiyoruz ama bir yandan eğreti durmaması lazım. Bu mesele büyük bir sorun bizde çünkü Türk kültürüne ait kalıpları kullanmıyoruz, bize çiğ geliyor, tarzımız ortaya karışık ya da garip duruyor.
Buse: İngilizce yapmayı hiç düşünmediniz mi?
Ozan: İngilizce'yi de düşündük ama İngiliz değiliz ya da o ülkede yaşamıyoruz.
Candan: Ben çok milliyetçi bir adam falan değilim ama bazı şeylere kızıyorum. İngilizce mekan isimleri falan var ya ben bunlara uyuz olan bir tipim. Yaşadığın ülkenin içinde ne gereği var ki? Türkçe konuşuyorsun sonuçta. Biz müzik yapıyoruz, yurtdışına yapmıyoruz sonuçta, bu ülke için yapıyoruz. Buradaki insanların hepsi önce Türkçeyi öğrenip okullardaki hazırlık eğitiminden sonra ingilizce öğrenen tipler, demek ki bir anadili var bu ülkenin. Sonuçta biz de öyleyiz, hepimiz öyle büyüdük. Müzik yapmak sadece, sözlerini yazalım, müziği yapalım, insanlar da dinlesin gibi bir şey değil. Bir derdin var, insanlara derdini anlatıyorsun. Herkesle o derdini paylaşıyorsun müzik yaptığın zaman bizim için. İngilizce yaparsan kimle paylaşabileceksin gerçekten?
Buse: Belli bir kesime yönelik olur sadece.
Candan: Aynen. Bir de şu var, bu bir eleştiri değil, Bedük var mesela. Şarkı sözlerine bakın, ne anlatıyor?
Ozan: Çünkü dans müziği yapıyor adam.
Ömer: Peki mesela Portecho falan?
Candan: Ben beğeniyorum Portecho'yu.
Ozan: Ben de ama bu iki isim de dans müziği yapıyor yani amaç belli: Bir kulüpte insanların iyi vakit geçirmesini sağlamak veya orada grafik çalışırken adamın Photoshop başındayken beyninin bir tarafını meşgul etmesi. Ama bizim yaptığımız öyle değil. Biz işin söz tarafına önem veriyoruz. Ayrıca müzik tarafına da önem veriyoruz. Biz müziği öyle dıpdıpdıpdıp (ritmik) tutmuyoruz.
Candan: Altyapıyı döşe insanlar kendini kaptırsın değil bizim derdimiz.
Ozan: Biz kaptırılsın da istiyoruz, yani rock'n roll durumu da olsun insanlarda. Kendilerinden geçsinler de istiyoruz, evde hayallere dalsınlar da istiyoruz. Biz yaşayabilecekleri maksimum duygu yoğunluğuna girebilsinler istiyoruz çünkü biz bir sürü duyguyu aynı anda yaşayabiliyoruz. İnsanlar da yaşasın, tek bir alanda kalmak istemiyoruz.
Candan: Bir de şöyle bir şey var, iki şeyi birbirinden ayırmak lazım. Bir bar grubu vardır, bir de konser grubu vardır. Bu ikisini temel olarak ayıran bir şey vardır: Bar grubuna gelen adam grup için gelmez. Gidip orada içip eğlenir, grubu da hiç takmadan aslında "Gidelim orada bildiğimiz şarkılarda eğlenelim" modunda olur. Ama konser dediğin şey, seni gerçekten bilen insanın gelmesi gereken yerdir. Bizim oynadığımız yer orası zaten, adam bizim şarkılarımızı bildiği için gelmeli. Biz o yoldayız. Bizimle beraber bizim derdimizi, şarkılarımızı paylaşan insanlarla güzel bir kimya yakalayıp onlarla giden bir diyalog geliştirelim, bizim derdimiz bu. İngilizce de bu olmuyor.
Cansu: Ben konserinizde ilk albümünüzden sonra bulundum. Çok başarılı cover'larınız vardı, dinleyicilerden de çok övgü aldığınız. Bu o döneme de bir eleştiri oluyor mu? Ben Ölmeden Önce ve Uykusuz Her Gece gibi parçalar çaldınız, klasik bar gruplarının da çaldığı.
Ozan: Yok, bunda bir alt metin yok. Bizim ilk albümümüzdeki parçalar belliydi, belli bir süreyi doldurmak için söylediğimiz şarkılardı onlar. Bizim sevdiğimiz demeyelim de insanların hoşuna gidecek parçalardı onlar. Ben Ölmeden Önce'yi hala çalıyoruz, çünkü çok seviyoruz. Sadece o kaldı mesela o cover parçaların içerisinden.
Cansu: Türkiye'de ya da dünyada elektronik rock yapan grupların popülerliğini nasıl buluyorsunuz? Bu gruplar gerçekten yeterli ilgiyi görüyor mu?
Ömer: Ve gelecekte bu daha da artabilir mi?
Ozan: Ben bu soruya biraz yuvarlak cevap vereceğim. Daha elektronik olur müzik demiyorum ama tarzların daha iç içe geçmesinin ekstrem örneklerini görebiliriz zamanla gibi geliyor bana.
Candan: Bana sorarsanız mesela Britney Spears'ın Toxic'i oldukça rock bir parçadır ama herkes elektronik diyor. Hayvan gibi de parçadır rock konusunda.
Ozan: Lady Gaga diyoruz mesela, kadın pop diye geçiyor ama aslında rock yapıyor.
Candan: Aranjeleri mesela. Bizdeki gibi de değil, orada çok ciddi prodüksiyon sektörü var. Biz mesela kendi içimizde yapıyoruz, orada 20 kişilik ekip bir parçayı yapıyor. Doğal olarak çıkan şarkı da sound da albenisi olan bir iş oluyor. Ben onların hepsini aynı kulvara koyuyorum. Elektronik rocksa konu, bence onlar da oradalar. Sadece biri daha deneysele yakın bir şey yapıyor veya mainstreamden daha uzak bir şeyler yapıyor.
Ozan: Bence tarzdan ziyade tavır kalacak geriye.
Cansu: Peki müzik giderek elektronikleşiyor mu?  
Ozan: Evet elektronikleşiyor çünkü teknoloji ucuzluyor giderek, evlere girebiliyor. Hem de anlayan da anlamayan da herkes yapabiliyor müziği.
Candan: Çok basit bir örnek verelim, mesela piyano. Zamanında neden piyano çok popülerdi, çünkü çok kolay bilinen bir enstrümandı. Virtüözler için söylemiyorum tabii, ama tuşuna basarsın ses verir. Dönemin teknolojik aletiydi bu. Veya kilise orgu. O zamanlar teknoloji bu, insanlar bu aletleri kullanıyorlar. Şimdi bugüne geldiğimizde herkes daha kolay müzik yapmanın peşinde koşuyor. Ve bilgisayarlar sana bunu getiriyor, enstrümanı neredeyse çalmadan programlayarak bu işi yapabiliyorsun. Herkes yakın zamada müzisyen olabilir, eğer biraz kulağı varsa. Canlı performans için bunu söylemiyorum, sadece kayıt için.
Ozan: Müzisyen derken müzisyen taklidi yapabilir.
Cansu: 110 her albümde yeni bir tarz deniyor, tarzını geliştiriyor; tarzının üstüne yeni bir şeyler ekliyor. Bundan sonraki albümde kafanızda ulaşmak istediğiniz bir şey var mı? Ya da yaratım süreciniz kendiliğinden mi gelişiyor?
Ozan: İlk söylediğiniz gibi bir durum yok. Biz de gelişiyoruz her gün. Onun yansımaları oluyor albüme. Mesela bugün çıkaracağımız albümle iki yıl sonra çıkacak olan albüm çok farklı olacaktır ister istemez.
Candan: Bir de zaten biz bu sebeple albüm yapıyoruz.
Ozan: Yani biz şu anda iki sene sonraki albümü şu şekilde yapacağız diye bir şey demiyoruz. Sadece belli belirsiz sınırlarını çiziyoruz. Fakat albüm çıkmadan önceki iki ay öncesi çok önemli.
Candan: Bir de şu var ki teknoloji de müziğimiz için önemli. Biz ilk albümü yaptığımızda tek çekirdekli bir bilgisayarla yapıyorduk. O günkü imkanlar oydu. Bu albümü yaparken dört çekirdeki bir bilgisayarla yapıyorduk. Hatta bir sonraki albümde sekiz çekirdek veya daha fazlasıyla çok daha fazla uygulamanın olduğu, çok daha fazla sesler üzerinde oynayabildiğimiz bir ortamda yapacağız.
Ozan: Ama sonuç daha komplike olacak demiyoruz. Çok daha sade de olabilir. Ama o tamamen o anki teknolojinin durumuyla, bizim ruhsal durumumuzla alakalı.
Candan: Bu arada şunu da söyleyelim: Teknolojiyi gerçekten aktif olarak kullanıyoruz. Kendi bilgisayarlarımızı alırken bile ince eleyip sık dokuyoruz, inceliyoruz. Müzikte de böyle.
Cansu: Bunda aldığınız eğitimin etkisi var mı?
Ozan: Bunun eğitime etkisi var aslında. Bu yüzden biz o eğitime yönlendik sonradan. Candan mühendisti, ben fizikçiydim. İkimiz de okullarımızı bıraktık, müziğe yöneldik.
Cansu: 110 çektiği kliplere ne kadar önem veriyor? Görsel-işitsel bir birliktelik yakalamaya çalıştığınız söylenebilir mi?
Candan: Maalesef her zaman önem veremiyor, parası varsa veriyor (gülüşmeler). Çünkü görsel dediğiniz şey birazcık parayla ilintili. Hep şu söylenir: 'İyi fikir olsun, güzel klip çekelim'. Halbuki iyi fikir her zaman ucuz olmuyor.
Ozan: Birimiz görsel teknolojiye hakim olsaydı, o işi de bedavaya getirebilirdik (gülüşmeler).
Candan: Valla yapardık, düşünmedik de değil. Hatta birkaç programı kullanmayı öğrenmek aklımızdan geçti. Ama bundan sonra ona bulaşamayacağız galiba. Şöyle bir şey var ki bugün en kötü fikirle sadece derinliği olan bir kamerayla çekim yapılacağını düşünürsek sırf çekim maliyeti 7000 liraya gelecektir. Bunun içine mekan değiştirme maliyetini de eklemiyorum. Cidden bunları epey bir tecrübe ettik. Maalesef kendi işini kendi yapan bir grup olmamıza rağmen olmuyor.
Cansu: Peki az önce Kontrol albümünde stüdyoda kayıtları ayrı ayrı yaptığınızı söylediniz. Bu tam olarak bir grup anlayışı değil. 110 daha farklı bir grup algısına mı sahip veyahut daha bireysel bir iş mi yapıyorsunuz.?
Candan: Biz standart Türk grupları veya dünyadaki diğer gruplar gibi çalışmıyoruz. Açıkçası öyle bir derdimiz de yok.
Ozan: Harbiden biz nasıl çalışıyoruz ya? (gülüşmeler)
Candan: Bizim oturttuğumuz şöyle bir sistem var: Genelde ben evde parçanın taslağını yapıyorum. Verse,nakarat, intro; bazen parçanın içinde kullanılması gereken melodiler. Gerçekten de leş gibi bir taslak oluyor bu. Eminim dinlemek istemezsiniz. Sonra Ozan'a gönderiyorum onu. Yedi-sekiz yıldır birbirimizi tanımanın verdiği bir rahatlık da var tabii. Ama yine de hedefin şaştığı olabiliyor. İstanbul da olduğu gibi (gülüşmeler). Ozan parçayı aldığı zaman düzenlemeye başlıyor. Belli bir süre sonra ben yine dahil oluyorum veya Burak giriyor. Gitarların nerede, nasıl girmesi gerektiğine; rifflerin nasıl olacağına karar veriyoruz. Ozan düzenlemede bir iki değişiklik yaptıysa ona göre vokal melodisini de değiştirebiliyoruz. Yani 'Stüdyoya girelim, hep beraber çalalım' durumu yok. Zaten yaptığımız müziğin doğasına aykırı bir durum bu. Sonuçta çok ciddi bir şeyden, elektronik altyapılardan bahsediyoruz. Bunu canlı müzikle yakalamanın mümkünatı yok.
Ozan: Bu duruma biz 'offline' diyoruz.
Cansu: İlk albümde bas gitarda Serkan Aktaş'la çalıştınız. Sonrasında kendisi vefat edince ikinci albüm çalışmalarınızda zorlandınız mı? Sonuçta birbirine alışık olan bir kadro ve ani bir kayıp...
Ozan: Aslında şöyle oldu: Serkan albüm hemen çıkmadan önce vefat etti. Ve beraber toplam çalışma süremiz bir sene civarı. Yani 'senelerdir çalıştığımız basçı'mızı kaybettik durumu olmadığı için müzikal anlamda bocalamamız çok fazla olmadı.
Candan: Zaten Serkan en başından bir projeye tam anlamıyla dahil olmak isteyen biri değildi.
Ozan: Serkan biraz keyfine göre takılmak isteyen bir insandı. Bu yönüyle bizden ayrılıdırdı.
Candan: Hatta vefatından önce 'Ben grubun içinde olmasam, sadece sahnede sizle beraber çıkıp çalsam...' gibi bir durumu bile vardı. Kendisini çok severdik fakat söylediğimiz gibi kendisi grubun tam içinde olan birisi değildi.
Cansu: Şu an Türkiye'deki müzik piyasasının durumu nasıl buluyorsunuz? Sonuçta birçok grup albüm satışından şikayetçi.
Ozan: Bence kaliteli ve düzgün bir iş yapılıyorsa ne albümü satışı önemlidir, ne de herhangi bir şey. Zaten yapılan iş kaliteliyse grup bir şekilde hak ettiğini alacaktır. Gruba konser teklifleri gelecektir, insanlar grubu talep edecektir vb... 'Albüm satmıyor' diye ağlanması kadar saçma sapan bir durum olamaz.
Candan: Ben de Ozan'a katılıyorum. Oradan mı para kazanmayı bekliyor insanlar? Müzisyen dediğimiz kişi illa para kazanmak zorundaysa sahneden kazanmalıdır. Çünkü albüm satışı plak firmasını ilgilendiren bir husus. Tabii bazı durumlar var biraz daha eskiyi düşünürsek eğer. Albüm kayıtları çok yüksek olduğu için plak şirketleri bunların prodüksiyonu için para harcıyordu. Ama günümüzde bu pek kalmadı. Artık bir denge var gibi.
Ömer: Buradan hareketle acaba ilk albümde EMI ile anlaşmanız nasıl gerçekleşti? Şirket ararken zorlanmadınız mı?
Ozan: Bir iki sene sırf bu yüzden bekledik. Neyse ki sonrası bizim için gerçekten iyi oldu o anlamda. EMI'a bir arkadaşımızın vasıtası ile gittik. Kendisi bizim için bir toplantı ayarlamıştı. Tabii toplantıda biraz 'kandırmaca' durumu oldu desek yalan söylemiş olmayız (gülüşmeler). Haliyle onlar ticari, para kazanabilecekleri bir iş istiyorlardı. Biz de röportajın başında da bahsettiğimiz 9 8'lik parça 'İçmek Gerek'i bizim kafa şarkımız diye bunlara götürdük. Çünkü cidden o sırada albümün çıkmasını şiddetle istiyor, 'Sonrasında zaten bir şekilde kendi yolumuzda gideriz' diye düşünüyorduk. Neyse ki Hakan Kurşun'un EMI'ın başına gelmesiyle epey bir rahatladık. Ayrıca bize o parçayı albümden çalışmalarımızdan çıkarmamızı söylemesi bizim için yaptığı en iyi şeydi herhalde.
Candan: Ama ciddi anlamda iki sene boyunca bir bocalama dönemi geçirdik. 'Nereye gidelim, nasıl yapalım?' derken EMI o konuda bizim için gerçekten şans oldu. Bir de şunu söylemek istiyorum ki bir dönem hatırlarsınız 'Yeşilçam bitti, Türk sineması bitiyor mu?' mevzusu vardı. Elbette hiçbir şeyin bittiği yok. Onun için kendimizi kandırmayalım.Türkiye'de yapılan müziğin veya Türk müziğinin bitmesi gibi bir durum da tabii ki yok. Sadece bir kapı kapanırken yeni bir başkası açılıyor, sistem değişiyor.
Ozan: 'Neler oluyor, ne bitiyor, ne geliyor?' gözleri iyice açıp görmek lazım. 
Candan: Şimdi mesela yavaş yavaş dijital satış geliyor, etkinliğini biraz daha arttırmaya başladı. Bu çok entresan yöntemleri de beraberinde getirecek. Örneğin Nokia'nın yeni bir sistemi var, keza iTunes galiba Türkiye piyasasına girmeye çalışıyor. Yani kanallar değişecek sadece. Aynı zamanda büyük plak şirketleri de albümden çok menajerliğe kaymaya başladılar. Bizde bunu savunuyoruz zaten. Madem albüm satmıyor, o zaman alın grupların menajerliğini...
Cansu: Myspace ve diğer internet organlarını etkin kullanan gruplardan birisiniz. Böyle bir halde Türkiye'de Myspace'in kapatılması ve diğer internet yasaklarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Candan: Benim internet ile ilgili bazı eleştirilerim var. Şöyle ki internet güzel, kendine has bir ülke ama kuralları yok şu an, problem bu. İnsan kuralsız yaşamaya alışkın bir varlık değil maalesef. Özgür bıraktığında doğru ile yanlışı ayırt edemiyor, zaten yasalar bunun için var. İnternetin genel sorunu bu. Herkes istediği gibi top koşturabileceğini zannediyor. Ve Myspace'in kapatılmasına karşıyım ama gelen tepki bir parça doğruydu. Çünkü telif haklarıyla ilgiliydi. Biz müzisyeniz, bizim haklarımızı savunan MSG gibi veya yapımcıların haklarını savunan MÜYAP gibi firmalar var. Bunları aslında sendika gibi de düşünebilirsiniz. Sonuçta MÜYAP albüm satışından para kazanan insanların kurduğu bir sistem. Birileri bu işe para harcıyor. Myspace bu parçaları yayınladığı zaman MÜYAP buradan para kazanamıyor. Ama orada bir ticaret dönüyor, müzisyeni olayın dışında tutuyorum. MÜYAP'ın buna yasal olarak itiraz hakkı var diye düşünüyorum. Bence doğrusu şuydu: Bu iş yapılırken, Myspace dahil bütün internet sayfaları, işin yasal zeminini oluşturarak bu işe girmelilerdi. Ondan sonra şu durum oluşuyor: “ İnternet yasaklandı, bilmem ney yasaklandı”. Hayır, aslında bir şeyin yasaklandığı yok. Alt yapısı hazır olmayan bir sistem insanlara sunulduğu için şu an bir geçiş dönemi yaşanıyor. Ticari alt yapısı oluşturulmalı ki sıkıntı bundan kaynaklanıyor . Mesela Youtube'a da herhangi bir denetim olmadan, kontrolsüzce video yüklenebiliyor. Yani nasıl böyle bir hakka sahip olabiliyor insanlar? Veya şu da var: Bir video ne kadar izlenirse Youtube reklamdan o kadar para kazanıyor. Herhangi biri, bir video koydu diyelim beş milyon kişi izledi. Kişi bundan para kazanamıyor ama Youtube kazanıyor. Sonra kişi hakkını talep ettiği zaman bir anda internet düşmanı ilan ediliyor, yok öyle bir dünya...
Buse: İnternet üzerinden olan ünlü olan birçok isim var, başta Lily Allen ve Arctic Monkeys olmak üzere. 'İnternet üzerinden ünlü olmak' kavramı hakkında neler düşünüyorsunuz?
Candan: Bizim de kulağımıza geldi. Sonuçta bir şekilde başarıya ulaşmış bir proje denilebilir. Ama onlar ilk kaymağını yiyenler diyelim. Her zaman bir şeyin ilkini yapan en kaba tabiriyle 'O işin kaymağını yer' derler ya... MySpace çıktığında da internet ortamında etkin pek kimse yoktu. Bu adamlar çıktılar, oradan meşhur oldular. Bu saatten sonra mesela birinin MySpace'den meşhur olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü MySpace’in de o tarafı kapandı artık. Facebook'ta da aynı şekilde. Yani olursa ben şaşırırım açıkçası. Bu sebeple bu saatten sonra özellikle MySpace'den veya benzer bir benzer bir mecradan ana akım piyasaya birinin girdiğini görebilmek çok zor.
Cansu: Peki 110 son albümündeki sound ile on yıl önce çıksaydı, sizce nasıl bir tepki alırdı ?
Candan: 5 kişi dinlerdi, onlar da grup üyeleri sadece. (gülüşmeler)
Ozan: Birkaç tip derdi gerçi değerini sonradan anlayacaksınız gibisinden. Ama çok da ses getireceğini zannetmiyoruz tabii.
Candan: Bu şuna benziyor aslında: Birileri bir kapı açar ya sizin önünüze. Mesela Teoman'ın, Şebnem'in çıktığı bir dönem vardı. Onlar gerçekten -tüm pop piyasası içinde diyelim aynı zamanda rock piyasası için değil sadece -yeni bir kapı açtılar. Baktığınız zaman onlardan sonra mainstream olmaya başladı bu tarzlar. Ve çok uğraştılar. Şöyle bir şey vardır: Her 10-15 senede bir belli bir tarz kendini geride bırakıp artık yerini yenisine bırakmak zorunda. Belki biz belki de piyasada olan başka bir grup o yeni tarzın öncüsü olacak. Öyle bir iddiamız yok bu arada. Ama yani 10 sene önce olsaydık imkanı yoktu. Zaten böyle bir müzik yapamazdık ki 10 sene önce böyle bir şey yoktu, teknoloji yetersizdi. O bantlarla falan nasıl yapılırdı ya?
Ozan: Kimse para yatırmazdı ki zaten.
Candan: O zaman bağımsız şirketlerde yoktu veya kendin çıkartamıyorsun, 5-6 adamın elinde bütün piyasa. 'Kim bunlar'ın ikinci albümünü kim bilir mesela?

Share This
Subscribe Here

2 yorum:

Bellamy. on 4/5/10 9:25 ÖS dedi ki...

ben derdim kesin bunların değerini anlamadınız, anlayacaksınız diye :)

o deil de adamlar çok bizden ya ahah. bir redd'in, sakin'in röportajına bakıyorum, bir tek 110'un ne dediğini adam akıllı anlıyorum :)

mitsubüşü on 4/5/10 9:45 ÖS dedi ki...

ozan ve candan arasındaki uyum da pek şahane. birbirlerinin cümlelerini tamamlıyolar filan. baya başarılı :)

 
Avaz Avaz Dergisi

izliyorlardı

Avaz Avaz Copyright © 2011 BeMagazine Blogger Template is Designed by Blogger Template
In Collaboration with fifa