22 Nisan 2010 Perşembe

Albüm İncelemesi: Crystal Castles II (2010)


Crystal Castles yepyeni albümleri ile bizlerle.


İsmini 1983 yılında Atari Inc. tarafından piyasaya sürülen bir oyundan alan, yaptıkları müzik tür olarak 8-bit electro, new rave ve lo-fi olarak tanımlanan Ontario, Kanada’dan çıkma grubun değişmez üyeleri Ethan Kath ve Alice Glass. Grubun 2008 yılında çıkardıkları kendi adlarını taşıyan ilk albümleri NME tarafından “son 10 yılın en iyi 50 albümü” listesinde 39. sırada kendine yer bulmuştu. Bugünlerde de çıkaracakları son albümleri ile dinleyicilerini bir hayli meraklandırmaktaydılar. Her ne kadar albümün çıkış tarihi olarak kimi yerlerde Nisan 2010 denmiş, bazı sitelerde ise 7 Haziran 2010* tarihi verilmiş olsa da, albüm çeşitli paylaşım ortamlarına bir şekilde (resmi sitelerinde ve myspace sayfalarında yeni şarkılarını paylaşmamış olmalarına rağmen) düşmüş durumda. Biz de 2010’un en başarılı albümlerinden birine imza attıkları iddia edilen Crystal Castles’ı ve yine kendi adlarını taşıyan son albümlerini mercek altına alıyoruz.

Öncelikle belirtmeliyim ki bir grubu her ne kadar seviyorsam ve kendisi hakkında ne kadar tarafsız düşünemiyor olsam da konu grup hakkında yazı yazmaksa, şöyle biraz uzağa geçip, kendi alanım dışından bakmaya gayret ediyorum. Normalde albümü bir kez dinleyip, sevdiğim parçaları mimledikten sonra, yaptığım ikinci iş mimlediğim parçaları tekrar dinlemek olur. Fakat bu albümü baştan sona ikinci dinleyişim, tarafsız bir bakış açısı yakalamaya çalışıyorum. Crystal Castles’ı keşfedişim bir arkadaşımın beğeneceğimi garanti ederek tavsiye etmesi üzerine  Air War ile gerçekleşmişti, hakikaten de şarkıyı dinlediğim sırada albümü edinmek için çalışmalara başlamıştım bile. Ardından Courtship Dating geldi, sonra Crimewawe, Untrust Us derken kendimi fanları olarak buluvermiştim.

Albümü heyecanla, bir yandan da “İkinci albüm, ilk albümleri ile çok beğenilmiş bir grubun dinleyicilerinin beklentilerini her zaman karşılayamaz.” düşüncesi ile bekliyor olduğumu kabul etmem gerek. Hakikaten de bu albümde Courtship Dating ya da Air War yerine koyabileceğim bir parça bulamadım açıkçası. Fakat hemen toparlıyorum: Albüm tümüyle çok başarılı ve boş, gereksiz olduğunu düşündüğüm, “Geçeyim bunu.”  dediğim tek bir parça olmadı. Aksine, bu albümdeki parçaları da ilk albümdekiler kadar, hatta albümün genelini ilk albüme kıyasla daha da fazla beğendim.

Yeni albümde, Crystal Castles tarzından ödün vermeden ama ilk albümlerini kopyalamaksızın 14 şarkılık bir güzellik sunmuşlar. Kopyalamak demişken, çeşitli sitelerde** grubun parçalarını, underground lo-fi grupların (bkz: Lo-Bat)  parçalarını düzenleyip, üzerine Alice Glass vokali serpiştirerek, orjinallik ve profesyonellikten uzak bir şekilde oluşturdukları iddiaları yer bulmakta. Konuya ilişkin yorumum, parçaların birçoğunun sample’lar ile yapıldığı düşünüldüğünde orjinalliğin sample’lardan değil, vokallerden kaynaklanması gerektiği yönünde. Bununla birlikte, şu ana kadar herhangi bir copyright sorunsalı vücuda gelmemişse, zaten söylenecek herhangi bir söz yoktur diye düşünüyorum.

Bir yandan, albümle ilgili bir diğer gariplik, Alice Glass’ın sesini nispeten temizce (çığlık atmadığı, yahut aşırı işlemden geçmemiş haliyle) duyabildiğimiz Celestica, Empathy ve Suffocation gibi parçaların var olması. Gariplik diye addetmemin sebebi, sanıyorum ki ben dahil, dinleyicilerinden hiçbirinin bunu beklemiyor olmasıdır. Hatta kimilerinin “Alice çığlık atmadan da vokal yapabiliyormuş.” diyeceklerine eminim, o kişilere gülmeyin.

Albüm, klasik bir şekilde, kesik kesik çığlıklı, cızırtılı bir girişi olan Fainting Spells ile yüksek tempoda açılıyor, Celestica’da Alice’in temiz diye tanımladığım vokali ile sakinliyor, Doe Deer ile oldukça cızırdıyor ve çıldırtıyor, ancak kendisi hakkındaki ilk yorumu Baptism’den sonra yaptırıyor: “Olmuş.”. Sigur Ros’un Inni Mer Syngur Vitleysyngur ("İçimdeki şey idiot diye şarkı söylüyor anlamına geliyormuş) adlı parçalarından vokal sample'ları içeren Year Of Silence ile tempoyu çok az düşürüp; Empathy, Suffocation ve Violent Dreams ile bir kez daha sakinleşiyor. Sonra Vietnam ile tekrar hızlanıp, Birds, Pap Smear, Not In Love ve Intimate ile coşturuyor; özellikle Birds ile Pap Smear’da kendimden geçtiğimi belirtmezsem içimde kalır. I Am Made Of Chalk ile de albümün sonuna geliş sinyali olan şarkı içi tempo düşüşünü hissederek, albümü bitiriyoruz.

Son olarak diyeceğim şudur ki, her ne kadar fazlaca sevdiğim grupları insanlıkla paylaşmak konusunda sıkıntı yaşayan kıskanç bir insan olsam da, elektronik müziğe aşina iseniz ya da deneysellikten hoşlanıyorsanız, albümü edininiz.  Yakınlarınızda konserleri varsa, konserlerine de gidiniz, zira canlı performanslarında kaprisli ve sıkıntılı oldukları iddia edilse de, şahit olanlardan edinilen bilgiler canlı performanslarının efsanevi olduğu yönünde.

·         * bkz. Wikipedia
·         ** bkz. Ekşi Sözlük
Share This
Subscribe Here

2 yorum:

Vaiz on 23/4/10 1:42 ÖÖ dedi ki...

Yakında çıkacak remixlerini de heyecanla beklemek en güzeli. Uzun zamandır bu albümü bekliyordum.

Nağme Öğmen on 23/4/10 9:34 ÖÖ dedi ki...

evet kesinlikle, bakalım nasıl çılgın atacağız.

 
Avaz Avaz Dergisi

izliyorlardı

Avaz Avaz Copyright © 2011 BeMagazine Blogger Template is Designed by Blogger Template
In Collaboration with fifa